YAZARA MAİL GÖNDER Önce erkekler (mi) bozuldu!..

YAZARLAR

Bu yazıyı çok çok evvelden yazmaya niyetliydim. 10 gün önce "İşte tam zamanı" dedim, ama araya başka şeyler girdi. Erteleyip durdum.. Dün Ayşe, bana dokundurup "Kızlar zarif olmalı tamam da ya erkekler" dediğinde, bu lafı hem de nasıl hak ettiğimi düşünüp, bu defa kafamdaki tüm öteki konuları öteye itmeye karar verdim..
Konu, son zamanların erkekleri.. Delikanlıları.. (Güya..)
Yani tam da Ayşe'nin yazdığı gibi, kadınların beklediği, kibar, centilmen, kadını yücelten, kadına sahiplenen, kadına güven veren erkekler.. Delikanlı erkekler..
Peki var mı?.
Sıradan insanların özel hayatlarını bilemiyoruz, ama Allah razı olsun, paparazzi diye aşağıladığımız, geceyi gündüze katarak çalışan meslektaşlarım sayesinde ünlü olanlarınkinden haberimiz oluyor..
Olan ne?.
Akşam koluna takıp yemeğe çıkardığı kadını, karşısında bir gazeteci görünce piç gibi ortada bırakıp kaçan "Delikanlı"lar..
Sayelerinde "Delikanlı" lafı da iflas etti.
Kardeşim, "Yanında taşıyamayacağın" kadınla çıkma.. Ya onun, ya senin evinde buluş, ille de buluşacaksan..
Ama çıkacaksan, bil ki, yanına aldığın andan, evine götürüp bıraktığın ana kadar o kadın sana emanettir. Sonuna kadar sahip çıkacak, sonuna kadar koruyacak, sonuna kadar yücelteceksin.. Gereğinde kendini harcayacaksın, o kadının onuru uğruna..
Gece çıkaracaksın.. Hem de gazetecilerin, foto muhabirlerinin kol gezdiğini, çocukların bile bildiği semtlerden birinde, en ünlü lokale götürüp "Herkes bizi görsün" der gibi, pencere kenarına oturacaksın üstelik..
Sonra da, kafir küfür, işini yapan gazeteciye saldırıp söveceksin.. Kızı oracıkta, cebinde taksi parası var mı, onu bile düşünmeden bırakıp, kendi dört çekerinle gaza basıp gideceksin.. Bunun nesi "Delikanlılık" söyler misiniz?.
10 gün evvel Tefo, Kadıköy çarşıda pazar kahvaltısı organize etmişti. Sonra da Moda'da tiyatroya gidecektik.
Kahvaltıda bir baktım, Mert Fırat var. Oyunculuğuna hayran olduğum genç sanatçı.. Orada tanıştık. Nasıl mutlu oldum. Nasıl zarifti. Nasıl şöhreti hazmetmişti, nasıl inceydi.. Sonra tiyatrosuna gittik. Sahnede de harikaydı. Mert, her sokakta on tane bulabileceğiniz dizi oyuncularından değil, sanatçıydı.
Gerçek sanatçı.. Örnek sanatçı..
Oturdum, okudunuz Mert Fırat yazısı yazdım, sıcağı sıcağına.. İşte o yazının çıktığı günün akşamı o Mert, en popüler mekanlardan birinde, cam kenarında bir hanımla yemek yerken fotoğraflanınca çıldırdı. Sokağa fırladı.. Gazetecileri fırçaladı ve konuştu..
"Sandığınız gibi değil. Burada bir iş konusu konuşuyoruz. Benim karı kızla işim olmaz.."
Haberi hemen her gazetede görünce beynimden vurulmuşa döndüm..
"Burada iş konuyoruz" diyorsun, hemen ardından gelen cümleye bak.. "Benim karı kızla işim olmaz.."
İşin olmazsa, ne işi konuşuyorsun?.
Birinci cümledeki "İş" gerçek, ikincideki "Mecaz" anlamda ise, işler daha da karışır..
Ne demek, insanın "Karı kızla" işinin olmaması..
Bir arkadaşın, bir yakınının, bir iş görüşmesi yapacağın kişi, her ne ise işte, oturup bir kahve içmen, iki satır bir şey yemen, suç mu, ayıp mı ki "Benim karı kızla işim olmaz" gibi aptalca ve de, işte asıl önemli orası, bu kadar "Kaba" bir ifade kullanıyorsun..
Orada yemek yediğin insan, bir hanımefendi, Mert.. "Karı" değil..
Söylediğin lafın iler tutar tarafı yok. Nerden baksan yanlış, ayıp!.
Benim iki gün evvel saatlerce ayni masada oturduğum Mert'in, ki o masada, Mert'in ifadesine göre "Karılar" da vardı, böyle bir şey söylemesi mümkün değil. Ama söylemiş. O zaman..
O zaman en hafif tabiri ile bir "Panik" durumu var ortada..
Sana güvenip, seninle ayni masada yemek yiyen bir kadını bu duruma düşürmene sebep olacak kadar dehşetli panik ne olabilir, Mert?.
Kimden korktun da, tekrar ediyorum, sana güvenmek dışında suçu olmayan bir genç kızı, herkesin, hepsinden önemlisi gazetecilerin önünde sattın.. Sırf kendini kurtarmak için bir genç kızı harcadın?.
Ağır yazıyorum değil mi, Mert?. Dost acı söyler.. Seni bu kadar sevmeseydim, bu kadar kısa zamanda, belki bu kadar ağır olmazdı.
Ama şimdi otur, yaptıklarını ve söylediklerini düşün.. Ne manaya geldiğini düşün.. Kızın yerine koy kendini, halini düşün..
Hala "Ağır olmuş, Hıncal Ağbi" diyorsan, söz, burda özür dilerim senden..

***
Bu arada Ayşe'ye de bir çift lafım var..
Gün geçmiyor ki, bir ünlü erkek tarafından, Bebek'te, Nişantaşı'nda, wCihangir, Karaköy, Asmalı Mescit'te, bir ünlü erkek tarafından sokağın ortasında piç gibi terk edilen bir kadının resimleri ve haberleri çıkmasın..
Genelde de bir fotoğrafçı görünce, yanlarındaki kadını piç gibi bırakıp kaçanlar, hemen de ayni tipler..
Ama bakıyorum Ayşe, bu tipler, siz genç kızlar arasında popülerliklerini hiç kaybetmiyorlar..
Hatta o haberi, o resimleri görünce mutlu olup "Bak kızı bırakmış, artık sıra bana gelir" diye sevinçle bekleyenler de var, iyi bilirsin..
Kızı gecenin bir yarısı, bir netameli, tinercilerin kol gezdiği loş sokaklarda bırakıp kaçan bir herif (Evet, herif.. Ona "Erkek" demeye dilim varmıyor çünkü), bir herif için kızlar hala nasıl oluyor da sıraya giriyorlar?.
Bu erkekleri hak etmiyor musunuz Ayşe?.
Hatta.. Daha ötesi.. Bu erkekleri siz yaratmıyor musunuz?.
Benim neslim, böyle değildi..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.