YAZARA MAİL GÖNDER Deha'nın yolu.. Kan, Ter ve Gözyaşı!..

YAZARLAR

Üniversite yıllarımızda Johnny Cash'ın dilimizden düşmeyen şarkısı Blood, Sweat and Tears, beş yıl sonra, 1968'de Amerika'da kurulan ve ortalığı kasıp kavuran bir caz/ rock gurubunun adı oldu. Anında hemen her ülkede liste başına yükseldiler.. Altın, platin plaklar aldılar.. Müzik tarihinin unutulmazları, ölümsüzleri arasına girdiler. Öylesine girdiler ki, gurup hala dağılmadı.. İlk kadrodan belki eser kalmadı, elemanlar zaman içinde hem de kaç defa değiştiler.. Bu gurupta çalıp söyleyenlerin sayısı belki 100'ü aştı, ama Blood, Sweat and Tears, 2015 yılında hala var..
Neden?.
Önce Johnny Cash'in şarkısına kulak verelim.
"Ben herkesin, ben herkesin, ben herkesin,
Görebilmesini isterim.
Ben herkesin, ben herkesin, ben herkesin.
Ben kanımı, terimi, göz yaşımı verdim.
Bunun için ne yaptığımı bilemezsiniz.
Bilemezsiniz, bilemezsiniz
Bilemezsiniz, ne yaptığımı
Bilemezsiniz, bilemezsiniz,
Bilemezsiniz, bilemezsiniz!..
Ya, tam da işte burada. Bu bir mucizedir.
Tam da bu anda, şimdi burada bu ilahi mucize!."
Şarkının sözlerindeki tekrarlar dikkatinizi çekti mi?.
Bu yazdığım daha sadece girişi..
Sonuna dek kaç tekrar var, tahmin edemezsiniz..
Bu tekrarlar belki melodik.. Ama aslında anlamlı..
Şarkı, başarıya ulaşmanın yolunu anlatırken, ayni yolu izliyor..
Tekrar.. Tekrar.. Tekrar..
Kan, ter içinde kalana kadar tekrar.. Acıdan ağlayana kadar tekrar..
Tükenene, bıkana, ölene kadar tekrar.
Çalışma, çalışma, çalışma..
Dehanın zirvesine tırmanmanın, ölümsüzlüğe ulaşmanın yolu, yetenekle başlıyor, tamam..
Ama bir de bu yeteneği, bitmez tükenmez bir azim, bitmez tükenmez bir inat, bir hırsla çalıştırmak gerek.. Kanlar, terler, gözyaşları birbirine karışana dek..
..Ve işte son zamanlarda gördüğüm en güzel filmlerden biri Whiplash tam da bunu anlatıyor işte..
Hem de öyle çarpıcı sahnelerle anlatıyor ki..
Bir yanda, New York'un, yani dünyanın en ünlü konservatuarına girmiş bir genç davulcu..
Bir tek amacı var..
Zirveye çıkmak..
En büyük olmak..
Ölümsüzlüğe ulaşmak.
Öte yanda o konservatuarda bir hoca var.. Kendi olamadığına, bir öğrencisiyle ulaşmanın peşinde bir hoca.. Müthiş sezgisi ile, yeteneği hissediyor. Daha önemlisi, o yeteneğin, ilerlemesini sağlayacak azme sahip olup olmadığını da hissediyor. O azmi yakaladı mı, kamçılamaya başlıyor..
Her anlamda..
Tahrik anlamında kamçılıyor..
Aşağılıyor, hakaret ediyor, yerden yere vuruyor. Fiziksel olarak da kamçılıyor. Dövüyor resmen..
Filmde 19 yaşındaki davulcuyu oynayan Miles Teller, 15 yaşında davul çalmaya başlamış, kendi yaşamında. 12 yıldır çalıyor..
Whiplash, onun bir davul solosu ile başlıyor, gene onun bir davul solosu ile sona eriyor.
Bu iki solo arası, nefes kesen bir mücadele, gerilim filmi.. Bu mücadeleyi Vahşi Batı'da düellolara benzeten eleştirmenler var..
Bana sorarsanız, Whiplash, ölümsüzlüğü için genç ve taze kana ihtiyaç duyan vampirle, onun ısırmalarına katlanırsa, ölümsüzlüğe ulaşacağını bilen gencin arasında geçiyor, sanki..
Filmin adı, ayni adlı dünyada ünlü caz şarkısı Whiplash'den geliyor. Batının alıştığı ritimlerle değil, çok zorlu 7/8'lik ritimle yazılmış çok zor bir şarkı bu davulcu için. Filmde en çok tekrar edilen parça..
Whiplash, ayni zamanda Kamçı demek.. Kamçı'nın çarpan, sarılan, yaran, kanatan ucu var ya.. İşte o..
Hoca öğrencisini Whiplash ile kamçılıyor yani..
Film, 5 dalda Oscar adayı oldu. En İyi Film, en başta.. Sonra hocayı oynayan J.K. Simmons, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında.. En İyi Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Ses Miksi, öteki adaylıkları..
Şu ana kadar da çeşitli festivallerde 46 galibiyeti, 72 adaylığı var..
Bir minik not.. En İyi Film ve En İyi Yönetmen Dallarında, Russel Crowe ve Son Umut'a rakip, Avustralya Akademi ödüllerinde..
Bir minik not daha.. Bugüne dek Oscar tarihinde en az gişe yaparak aday olmuş film.. Ama şimdi patlıyor.. Ben Kanyon'da genelde en boş olan 19.00 seansında izledim, boş koltuk yoktu..
Sebep adaylığının açıklanması değil bence.. Filmden çıkan, en az 10 kişiyi daha yolluyor, anlattıklarıyla.. Bir zincirleme reaksiyonla, kulaktan kulağa yayılıyor film..
Gençliğinde kendisi de davul çalan yönetmen Damien Chazelle, bu müthiş filmi 19 gün gibi kısa bir zamana sığdırmış, ama o da, tıpkı filmdeki hoca gibi oyuncularını öldürmüş, çekimde..
Üç not da çekimden nakledersem anlayacaksınız..
Yönetmen, davul sahnelerinde "Kes" çağrısını asla yapmamış çekim sırasında.. Teller davulun başında ölene, bitene, tükenene, elleri kan, suratı ter içinde kalana dek devam ettirmiş, çalmayı. Filmde gördüğünüz kanlı eller ve terli suratlar, acı içinde ağlayan gözler gerçek.
Hoca ile öğrenci arasındaki gerilim öylesine sert sahnelerle aktarılmış ki, bir sahnede öğrenci saldırıp, hocasını yer yıkıyor.
O sahnede J.K. Simmons'un iki kaburgası kırılıyor. Filmde kullanılan çekim o..
Bir sahnede, istediği tempoyu tutması için, hoca "Bir, ki, üç" diye bağırıyor.. "Dört" derken de davulcusunu tokatlıyor.. "Bir, ki, üç.. Tokat.. Bir, ki üç, tokat.."
Sahneyi 20 kere falan çekiyorlar, istenen olmuyor.
Sonunda öğrenci Miles Teller, hoca Simmons'a "Vurur gibi yapma, sahiden vur, bütün gücünle" diyor.. Filmde kullanılan sahne o.. Şaklayan tokatlar, gerçek..
Yani yönetmen Chazelle de, zaferin, kan, ter ve göz yaşı ile kazanıldığının farkında..
Bu filmi mutlak, ama mutlak görmenizi tavsiye ediyorum..
Kendinizi, yerlerine koyduğunuz zaman, bazen öğrenciye, bazen hocaya kızacak, bazen birini, bazen ötekini alkışlayacaksınız..
Ama bir şeyi göreceksiniz..
Deha dediğiniz şeye nasıl ulaşılır ve dahiler, niçin bizden çok farklı insanlardır?. Bu yüzden "Ben olsam" diye başlayan yargılamalarımızda onlara haksızlık yaparız?. Biz, onlar olamayız ki..
Onları "Dâhi" yapan şey, bizden farklı olmalarıdır. Bizim gibi olsalardı, bizim gibi kalırlar, ölümsüzlüğe ulaşamazlardı ki!.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.