YAZARA MAİL GÖNDER Nika İsyanı ve İmparatoriçe Theodora!..

YAZARLAR

Geçen hafta Müzeyyen yazısı dolayısı ile "İstanbul'un Dört Kuruluşu" dizisine ara vermiştik, Üstat Radi Dikici'nin.. Beklediğimden çok ama çok büyük bir ilgi gören dizinin bu yazısı için bana gönderdiği notta Üstat, şakayla karışık diyor ki, "Ezeli rekabet de Bizans'ta başladı, denebilir."
Buyrun notu siz okuyun da yorumlayın isterseniz..
"O zamanlar hipodromda, bugünkü futbol maçları yerine dört ayrı renk tarafından temsil edilen araba yarışları yapılıyordu. İçlerinde en meşhurları olan Mavileri Galatasaray'a, Yeşilleri Fenerbahçe'ye benzetebiliriz."

***
527 yılında tahta geçen Jüstinyen'in, imparator olduğu zamandan beri düşündüğü ve daha sonra kafasında şekillendirdiği iki önemli proje vardı. Projelerden ilki, doğusuyla batısıyla büyük Roma İmparatorluğu'nu yeniden kurmak, ikincisi ise Konstantinople'u eşi ve benzeri olmayacak şekilde yeni baştan inşa etmekti. Çünkü son 200 yüzyıl içinde şehrin nüfusu 500 bini aşmıştı. İmparatorluk Sarayı ve Hipodromu geçtikten sonra Theodosius Surları (bugünkü İstanbul Surları) içindeki bölgede devamlı göçler nedeniyle yerleşim, tümüyle bir felaketti. Bunun tabii bir sonucu olarak, Konstantinople'da türeyen çeteler haraç almakta, kadınların ırzlarına geçmekte ve soygunlar yapmaktaydılar. Valilik çok şiddetli önlemler almasına, suçluların çoğu idam edilmesine rağmen, kontrolü sağlayamamaktaydı.
532 yılı Ocak ayı başında Mavilerle Yeşiller arasında beklenmedik bir kavga çıktı. Kavganın şehirde karışıklık çıkartma tehlikesine karşı vali olaya karışan yedi kişiyi imparatorun emriyle 10 Ocak 532 Cumartesi günü idam edilmek üzere Galata'ya götürdü. Dördünün kafası kesildi. Üçü de darağacında asıldı.
Ancak garip bir olay oldu, biri Mavilerden, diğeri Yeşillerden olmak üzere iki mahkumun ipi koptu. Durumu gören dört keşiş bu iki mahkumu alıp en yakın manastıra götürdüler ve resmi makamlara teslim etmediler.
Bu olaydan birkaç gün sonra, yani 13 Ocak Salı günü Mavilerin ve Yeşillerin temsilcileri hipodromdaki yarışmaları yönetmek üzere gelen imparatordan, bu iki kişiyi affetmelerini istediler. İmparator onlara cevap bile vermedi. Yirmi ikinci yarışa kadar her şey normal gitti. Ancak yirmi ikinci yarış başladığı anda hipodromda bir tezahürat yükseldi:
"Yaşasın Yeşiller... Yaşasın Maviler!..."
Bu, hipodromda veya başka bir yerde ilk defa duyulan bir tezahürattı. Yüzyıllardır sürekli birbirlerinin rakibi olan bu iki grup, şimdi imparatora karşı birleşmiş gibiydiler.
Ancak tezahürat bitmeyince imparator hipodromu terk ederek Büyük Saray'a döndü. Arkasından tezahüratın şekli değişti. Bütün halk tek ses olup, hep bir ağızdan bağırmaya başladılar:
"Nika!... Nika!... Nika!..."
Bunun tam kelime anlamı "Belki kazanırsın,"dı. Ancak burada mecaz vardı, belki daha doğru bir ifadeyle imparatora, "Hiç şansın yok!..." denmekteydi.
Hipodromun kapılarından çıkan kızgın kalabalık ilk önce valiliğe gidip orayı ateşe verdi. Peşinden de hapishanenin kapılarını açarak mahkûmları serbest bıraktılar. Sonra her tarafı yakıp yıkmaya, özellikle askerleri öldürmeye başladılar.
Ayasofya'yı Aya İrini'yi, Sampson Hastanesi'nin bir kısmını yaktıktan sonra doğruca Büyük Saray'a yöneldiler. Saray koruma altında olduğu için ana giriş kapısına biraz zarar verdiler ama Senato binasının önemli bir bölümünü yaktılar.
Hızları kesilmedi. Oradan ünlü eğlence merkezi Pornai Sokağı'na dalarak tiyatro binalarını yakmaya başladılar. Çoğu ahşap olan binalarda başlayan yangın, rüzgarın da etkisiyle hızla yayıldı, gecekonduları da sararak batıya doğru ilerledi. Jüstinyen'in yıkıp yeni baştan inşa etmeyi planladığı bölgelerin tamamı yanıp kül oldu. En büyük hasar ise isyancıların oturduğu bölgedeydi. Neredeyse başlarını sokacak evleri kalmadı.
Ama umurlarında değildi. Ok yaydan çıkıp çılgınlık yayılarak devam ediyordu. Ertesi gün tekrar hipodromda toplanarak kendilerine bir imparator seçtiler.
Göründüğü kadarıyla mevcut güçlerin sarayı koruma imkanı da kalmamış gibiydi. Sonunda Jüstinyen hazineyi de yüklediği gemilere binerek kaçmaya karar verdi.
Tam o sırada toplantı salonunun kapısı açıldı, İmparatoriçe Theodora başında tacı, üzerinde erguvan rengi imparatoriçe peleriniyle içeri girdi ve onu biraz da hayretle seyreden imparator ve müşavirlerinin karşısına dikildi.
"Buraya gelmeden önce çok düşündüm," dedi orada bulunan herkesin gözlerinin içine bakarak.
"Biliyorum, bu ölçüde tehlikeli bir durum erkeklerin kendi aralarında konuşup karara varacakları bir husustur. İtiraf etmeliyim ki, olayların bu duruma gelmesi bize şu veya bu şekilde hareket edebilmemiz için fazla alternatif de bırakmamaktadır. Mevcut durum bize, hayatımızı kurtarmak için kaçmaktan başka bir alternatif bırakmasa da bunun düşünülmesi gereken en son husus olduğu kanısındayım. Soğukkanlı ve sağduyu ile düşünürsek, bir adamın ölümden kurtulmak için gördüğü tek ışık bu olsa bile, bir suçlu gibi kaçmak, bir imparator için katlanılamaz bir durumdur."
"Bana gelince, ben bu erguvan rengi (Erguvan İmparatorluk ailesinin rengiydi, hatırlatalım.) giysim olmadan hiçbir zaman var olmak istemediğim gibi benimle karşılaşan kişilerin bana imparatoriçem diye hitap etmedikleri günü görmek bile istemiyorum."
Theodora, Jüstinyen'e doğru döndü ve devam etti.
"Bir insan dünyaya geldikten sonra elbet bir gün ölecektir. İmparatorum, kendinizi kurtarmayı düşünüyorsanız, zaten bu zor değil. İşte deniz orada, geminiz orada, hazineniz orada. Ama kaçışınız size ölüm kadar şeref getirmeyecektir... Eskilerin deyimiyle son olarak ben derim ki; 'Erguvan rengi pelerinim, bana en iyi kefen olacaktır...'"
Konuşma bitmişti. Bu müthiş kadının, bu gerçek imparatoriçenin karşısında herkes donup kalmıştı. Jüstinyen, Theodora'nın kendisiyle gelmeyeceğini anlamıştı. Müşavirlerine döndü: "Bundan böyle ne yapılacağına imparatoriçe karar verecek. Onun emirlerine uyulsun," dedi.
(Dizimiz haftaya devam edecek. Bu arada son bir not verelim. İmparatoriçe Theodora'nın konuşması, zamanından kalan belgelerde bire bir kayıtlıdır.)

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.