YAZARA MAİL GÖNDER Kar.. Devlet.. Ve de bireyler!..

YAZARLAR

1987 yılı ocak ayının son günleri.. Amerika Birleşik Devletleri'nin başkenti Washington'da, otelin lobisinde kıstırılmış, oturuyoruz.. Sakıp Ağam (Sabancı) birlikte daha birkaç Türk gazetecisi ve, zamanın Kültür Bakanı Mesut Yılmaz..
Sabancı Holding'in sponsor olduğu Muhteşem Süleyman Sergisi'nin açılışı için ordayız.
Bizi kıstıran da kar..
O gün program boş. Washington'da yaşayan arkadaşım Çetin, otele geldi. Beni alacak, birlikte onların, kent banliyösündeki evlerine gidecektik. Eşi Sevgili Jetta özel yemekler hazırlamış, benim için..
Çetin, tam biz kahvaltı ederken geldi. "Sen de otur" dedim. "Kahvemizi içer gideriz."
Kahvemizi içtik, ama gidemedik. Çünkü çıkınca Çetin'in arabasını bulamadık. Ben böyle bir kar görmedim. Bir saat içinde gök boşalmıştı sanki. Çetin o gece bizim otelde kaldı. Çıkması mümkün değildi. Metro bile durmuştu..
Gün boyu radyo ve televizyonlar durmadan, duyurular, bildiriler yayınladı, dakka başı.. Sadece okullar değil, tüm iş yerleri tatil edildi. İnsanlardan mecbur kalmadıkça sokağa çıkmamaları istendi. Açılabilen yollarda sadece acil yardım araçlarının gitmesine izin verildi.
Kar durunca ertesi gün sabahtan itibaren durum düzelmeye başladı. Akşam Washington Belediye Başkanı'nı Türk kafilesi onuruna verdiği kokteylde yakaladım. "Dünyanın bir numaralı ülkesinin başkentine, kara teslim olmak yakışıyor mu" dedim..
Güldü..
"Bu karı kısa sürede temizleyecek araç parkı ve insan gücüne sahip olmak, bizim için zor değil" dedi... "Ama on yılda bir gelecek böyle bir kar için, böylesi bir araç parkını bekletmek ve insan gücünü hazır tutmanın maliyeti milyonları aşar. Oysa, dün yaptığımız gibi tüm iş yerlerini kapatmanın ekonomik kaybı, bu maliyetin onda biri etmez. Amerikan vergi veren insanının parasını boşu boşuna harcayamam.."
İstanbul'un kara teslim olması, salı akşamı başladı. Gazeteden eve, her gün 15 dakikada aldığım yolu, 1.5 saatte gidebildik. Ercan ve Muhammed, saat yedi buçukta evlerine gitmek üzere yola çıktılar. Bana "Vardık" diye mesaj attıklarında, saat onbire yaklaşıyordu.
Sabah kalktığımda bahçemdeki karın yüksekliği 20 santimi aşmıştı. Televizyonu açtım. İnsanlar yürüyerek, genelde de toplu taşım araçlarını kullanarak işlerine gitmeye çalışıyorlardı. Okullar tatil edilince, Belediye, rahatlayan TEM ve E-5'te akışı sağlamıştı.
Dokuz buçukta Ercan ve Muhammed geldiler.. "Otoyollar açık, ama ara sokaklar felaket" dediler.
İstanbul'un ara sokaklarını da açacak gücün mevcut olmadığını, 1987'deki tecrübemden biliyordum. Gerek de olmadığını biliyordum.
Ama bir şeyi daha biliyordum.. Ara sokakların felaket hali yüzünden yüz binlerce insanın lapa lapa yağan kar altında yollarda yürüyerek perişan olduğunu..
Niye perişan oldu o yüz binlerce insan?.
Çünkü İstanbul'da, Washington Belediye Başkanının yetkilerine sahip vali, okulları tatil ederken, ayni kararı özel, resmi iş yerleri için almadı. Belki almayı aklından bile geçirmedi.. Bu ülke, vatandaşın sürünmesine alışıktır. Sürünsün, ne yapalım..
Efendim, toplu taşıma araçlarıyla, mesela metrobüsle gitsin.. Gitsin de, normal günlerde ihtiyaca karşılık veremeyen metrobüs, şimdi kar yüzünden aracını çıkarmayanların da eklenmesiyle, iki misli artan yolcuları nasıl taşıyacak, balık istifi mi?.
Bu kar, sürpriz olarak gelmedi. Bir haftadır hepimiz biliyorduk, ne zaman başlayıp, ne zaman biteceğini.. Bir kriz masası oluşturulmaz, alınacak önlemler önceden belirlenmez ve gerektiği anda yürürlüğe konmaz mıydı?. Bunun için yöneticilik dehası olmak mı gerekiyordu?.
Arabaya bindik.. On metre gittik, İstanbul'un niye perişan olmasının ikinci sebebini de gördük. Bizim evin 20 metre ötesinde hafif bir rampa vardır. İki araba, bu rampayı çıkamıyordu. Alkent'in aslan gibi bahçıvanları, güvenlik ve temizlik görevlileri var. Bu iki arabayı beşer, altışar iterek rampayı çıkardılar ve yolu açtılar.. Tamam da, bu iki arabanın gidecekleri, akşam dönecekleri ara yollarda rampalar yok mu?. O yollarda da, bizim babayiğit Alkent elemanları hazır bekleyecek mi?. O yollarda trafik Alkent yolları gibi, on dakikada bir araba geçen türden mi?.
Ayni rampayı biz çok rahat çıktık. Neden?. Çünkü arabamızda kış lastikleri vardı. Kabak değil, sağlam kış lastikleri..
İstanbul'un ara yollarını asıl tıkayanlar, normal ve de kabak lastikleri ile sokağa çıkanlar. Kayan onlar.. Patinaj yapan onlar.. Kazaya sebep olup yolu kilitleyen, rampa çıkamayıp yolu tıkayanlar onlar.. Trafiği asıl felç eden onlar.
Vatandaş sorumluluğunu bilmez, o zavallı lastiklerle yola çıkarsa, karın altında don var, zincir bulundurmazsa, hangi devletin gücü yeter, yolları açık tutmaya..
Ve de hep söylerim.. Alkent, bu ülkenin eğitim ortalaması en yüksek yerlerinden biri.. Hani bu işleri eğitimle çözeceğimizi hayal edenler var ya..
Şimdi.
Madde 1.. Böyle bir doğal afette, İstanbul Belediye'sinin gücü tüm yolları açık tutmaya yetmez. Yetmesine de gerek yoktur. Böyle kar, 20 yılda bir falan olur.
Madde 2.. Bu karın böyle geleceği en az bir haftadır belliyken, İstanbul Valiliği en ufak önlem planı yapmadan beklemiş, salı gecesi yoğun yağış başlayınca, okulları tatil etmekle yetinmiş, vatandaşların geri kalanını kaderleri ile baş başa bırakmıştır. Vatandaşa gerekli duyuru ve uyarıları tekrar tekrar yapmamıştır.
Çarşamba günü işe gidemedikleri için, işleri dahil maddi kayıpları olan asgari ücretli insanları düşünüyorum. Üşütme, düşüp yaralanmalar dahil sağlıklarını kaybedenleri düşünüyorum. "Keşke bunları önceden düşünmeyi akıl eden bir valimiz olsaydı" diye düşünüyorum.
Madde 3.. Devlete, yerel yönetime düşen görevler var. Peki biz İstanbul halkının görevleri yok mu? Karın ve donun yolları ne hale getirdiğini pencereden bakınca görür, her radyo ve televizyon yayınında canlı canlı izlerken, hala, yaz lastikleri, hala kabak tekerlekler, hala zincirsiz yola çıkan ve trafiği katledip, durduran, kazalara yol açan binlerce sürücü de, yollarda perişan olan yüz binlerce insandan sorumludur.
Madde 4.. Bu satırları okuduktan sonra, mümkünse bir kaç gazete daha alın.. Ya da internette bulup okuyun..
Bir dünya kenti İstanbul'un nasıl kara teslim olduğunu, meşreplerine göre, kimleri itham ederek nasıl yazıyorlar, görün..
Madde 5. Gelecek karda yeniden sürünmeye, perişan olmaya, hazır olun..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.