Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Makedonya'da yaşayan Türk asıllı bir TIR şöförü ölümcül hastalıkla son günlerini yaşamaktadır. Oğlunu çağırır. "35 yıl önce İstanbul'da bir kadınla imam nikahlı evlendim. Ondan bir oğlum oldu. Git onu bul, al bana getir, helallik versin" der. Oğul Sakip, ilk defa duyduğu kardeşi Selim'i gidip İstanbul'da bulur. Selim "Beni daha doğmadan unutan adam babam olamaz. Gitmiyorum" diye dayatınca, Sakip, Selim'i kaçırır. Yollara düşer, Makedonya'ya gelirler.
Orada Selim, Sakip'e bir daha anlatır..
"Ben senin meseleni anlıyorum. Babana helallik istiyorsun, sen de benim meselemi anla.. Benim o adamla alakam yok" deyince, Sakip "Benim meselem o değil" der. "Benim meselem 35 yıl sonra bulduğum kardeşim.."
Sonra kamera kayar, bu konuşmanın önünde yapıldığı duvarı gösterir. Orada bir duvar yazısı vardır.. "Blood is not lemonade!."
"Kan, limonata değildir.."

Limonata, kan bağlarının gücünü, aile olmayı anlatıyor. Sloganı da duvarda yazılı. Filmin adı da orda geliyor işte..
Ben Limonata'ya iki sebeple gittim. Birincisi Sevgili Dostum Ciguli'yi bir daha görmeye. Ciguli gerçekten çok iyi dostumdu. İstanbul'da yaşarken, hemen her gün Ertekin'e gelirdi. Ünal'la ben de orda.. Sohbetler eder, kalkar birlikte Ortaköy sinemalarına giderdik. Sonra kayboldu. Bulgaristan'a dönmüş. Sonra da ölüm haberi geldi. Bu filmi çekmişler. O sırada ölmüş. Filmini göremeden.
Kısa ama çok şeker bir rolü vardı, dostumun.
İkincisi, Ahmet Sesigürgil.. Amerika'da yetişmiş genç görüntü yönetmeni.. Siyad'ın nedense gözlerini kapadığı geçen yılın en önemli filmlerinden Silsile'de yönetmişti kamerayı.. O klostrofobik filmde harikalar yaratan Sesigürgil'i, bu defa İstanbul- Bulgaristan- Makedonya arasında geçen bir yol filminde, açıkta merak ettim.
Gene harikaydı görüntüler.
Filmin kendisi için notum, şöyle böyle.. Çünkü tempo zaman zaman nerdeyse sıfıra düşüyor. Bu arada, ağır ve yoğun Makedon şivesi yüzünden konuşmaların çoğu da anlaşılmıyor. Filmin resmen alt yazıya ihtiyacı var.
Limonata üç oyuncusu için seyre değer.
Kardeşini bulmak için yollara düşen Sakip'te Ertan Saban ve kardeşi Selim'de Serkan Keskin olağanüstü. Filmin sonlarındaki minnacık rolünde bile "Ben de burdayım" diye adeta bağıran Fulya Eryiğit'e de bayıldım. Hem fiziğine, hem de o müthiş mimiklerle kendisini ifade eden oyunculuğuna bayıldım. Sinemamıza bir jön dam geliyor..

***

Bu arada.. Hala görmediyseniz Hızlı ve Öfkeli 7'ye mutlak gidin. Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi aksiyon filmi..
Ve de bir adam tek başına bir filmi nasıl götürür, büyük oyunculuk nedir, merak ediyorsanız, gidin Al Pacino'yu seyredin, "Dönüm Noktası"nda.. Vay ki vay, Sayın Seyirciler!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER