YAZARA MAİL GÖNDER Kendi düşen ağlamaz!..

YAZARLAR

"Kimin yerinde olmak istemezdim bugün" diye sormam bile kendime..
Cevabım hazır çünkü..
Mustafa Denizli'nin..
Hayır, başında bulunduğu Galatasaray nerdeyse çıkış umudu olmayan zor günler yaşadığı için değil.
Mustafa Denizli zor günlerin adamıdır. Yüreğindeki çok iyi bildiğim Galatasaray sevgisinden ve böyle nice zorlukların üstesinden gelecek çapından da hiç şüphem yok.. Sorun Galatasaray'ın içindeki simsiyah durum değil yani..
Sorun ne?.
Mustafa Denizli yalnız!.
Hayatında ilk defa yalnız.. Kendi düştüğü yalnızlık çukurunda çözüm üretmesi de çok zor. Çünkü, tartışmaların, o tartışmalarla en doğruları bulmanın adamı.
Peki niye yalnız?.
Hayatının en büyük hatası..
Çoğumuzun hatası.. İyi gün dostlarını sevdi, yalakalara kandı.. Acı söyleyen gerçek dostlarının hepsine sırtını döndü. Bugün dertleşecek, "Neler yapılabilir" diye sohbet edecek tek kişi yok, etrafında..
Niye yalnız?.
Galatasaray'ın başına geldiği günden beri (Aylar oldu) bir yardımcı kadrosu kuramadı. "Ben tek başıma yeterim" kibrinden mi?.
Dedikoducuların söylediği gibi "Teknik kadro için ayırdığınız paraların hepsini bana verin" aç gözlülüğünden mi?.
Nedir, açıklamadı..
Sonuç..
Mustafa Hocam özel hayatında da, kulübesinde de yalnız kaldı.. "Padişahım çok yaşa" diyenlerin sahte kalabalığı arasında yapayalnız kaldı. Özel yaşamında dertleşeceği, sohbet edeceği kimsesi de yoktu, kulübede garip, anlaşılmaz, hatta zaman zaman aptalca kararlarına "Hocam sen manyak mısın" diye itiraz cesaretinde bir yardımcısı da..
Olsaydı, bu kadar feci, bu kadar kendi kuyusunu kazan yanlışları bir arada yapar mıydı?.

***

Mersin maçının soyunma odasında ben olsaydım mesela ve hoca tahtaya o onbiri yazsaydı, "Sen kafayı mı dağıttın, hocam?" diye bağırır, onun zaman zaman Derwall'e yaptığı gibi kapıyı çarpar giderdim. Derwall'le çok sohbetlerimiz oldu, Galatasaray'ı Denizli'ye bıraktıktan sonra.. "Ona çok şey öğrettiğim doğrudur.
Ama o da bana çok şey öğretti"
demişti bir defasında ki, ben de zaten ayni fikirdeydim.. Derwall'de eksik olan, onu Almanya'nın başından alan şey, "Cesaret"ti.. O Denizli'de bol bol vardı işte..
Var olduğu için zaten Derwall gibi adamın suratına kapıyı çarpabiliyordu..
Peki o yanına kimi aldı, Galatasaray gibi tonlarca ağır bir yükün altına girerken..
Yahu, Derwall'le çalıştığı dönemde ikinci yardımcı antrenör Ahmet Akçan, zaten Florya'da alt yapının başındaydı.. "Hocam gel yanıma" dese, Ahmet Hoca, mırın kırın mı edecekti?. Bir zamanlar kankası, Türk sporuna kazandırdığı Can Çobanoğlu burdaydı.. "Can, gel yanıma, bana destek ol, para işlerini sonra konuşuruz" deseydi, Can ona sırtını döner miydi?.
Ama dedim ya, "Padişahım çok yaşa" yalakaları ona yeter sanıyordu..
Şimdi yetmediğini gördü.. Şimdi yapayalnız..
Şimdi çaresiz!.
Zafer günlerindeki resme bak Hocam ve Cem Karaca'yı dinle şimdi..
Resimdeki Göz Yaşları'nı dinle.. Zafer günlerindeki resmi iyi hatırla, dinlerken..
(O günlerden) "..sana son kalan
Bir küçük resim şimdi
Cevap veremez ama
Ağlar yalnızlığına.."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.