Türkiye'nin en iyi haber sitesi
SEVİLAY YAZIYOR SEVİLAY YÜKSELİR

Aşk'ın dili, dini, mezhebi olur mu?..

Berlin seyahatim boyunca hemen her gün uğradığım nam-ı değer "Küçük İstanbul" olan "Kreuzberg" bölgesinde kitap yazacak kadar birbirinden ilginç öyküler dinledim. Ancak dinlediğim hikâyelerin içinde beni en derinden etkileyeni Sivaslı bir genç kızın hikâyesiydi. Dedesi 1964'te Almanya'ya gelen "adı bende saklı" 26 yaşlarındaki bu kızcağızın yaşadığı olay hakikaten filmlere konu olacak kadar dramatik çünkü.
3 yıl önce rutin bir yıllık izninde tanıştığı birine sırılsıklam âşık olmuş kızımız.
Evlenmeye karar vermişler.
Ancak işi gücü yerinde ve ailesinin tamamına yakını da Berlin'de olduğundan yaşamak için de Almanya'yı tercih etmişler.
Ancak bunun olabilmesi için çocuğun en önce Almanca öğrenmesi gerekiyormuş.
Çünkü Alman Hükümeti'nin Almanya'ya yerleşmek isteyenlere koyduğu ilk şart bu artık!
"Aşk nasıl olsa her zorluğu aşar!" deyip çocuğun Almanca öğrenmesi için seferber olmuş kızcağız.
Onun imkânı olmadığı için parasını kendi cebinden ödeyip, İstanbul'da iyi bir dil kursuna yazılmasını sağlamış.
1 yıl sonunda derdini anlatabilecek ve Alman Hükümeti'nin yapacağı sınavı aşacak duruma gelince de konuyu ailesine açmış.
Uzun uzun anlatmış sevdiği oğlanın güzelliklerini filan.
Onlar da, "Hayat senin. Sen mutlu olacaksan bize de sadece bu mutluluğunu paylaşmak düşer!" deyince aramış İstanbul'daki sevgilisini...
"Önümüzdeki hafta Türkiye'ye geliyoruz.
Amcamlarda kalacağız.
Annen, baban gelip beni oradan isteyebilir"
demiş.
Sevdiğine kavuşmasının çok az bir zaman sonra gerçekleşeceğine inanan çocuk da mutluluktan havalara uçmuş tabii. Zaten onun Almanya'da birine sevdalandığını bilen ailesi de, "Tamam" deyince mutluluğu iki kat daha artmış. Gün gelmiş.
Aile, bir hafta sonra hep beraber söz yüzüğü takmak için ta Berlinlerden kalkıp gelen kızın ailesinin kaldığı amcanın evinin kapısını çalmışlar...
Güzel başlamış her şey aslında.
Ama ailelerin birbirine, "Kimsin, nesin, nerelisin, ne iş yaparsın?" türünden sorular sorup birbirini tanımaya çalıştığı bir anda kızın ailesinin Sivas kökenli olduğunu daha önce yeğeninden duyan dayı "küt" diye soruvermiş:
"Alevi değilsiniz değil mi?" Amcanın Kartal'daki evinin salonu bir anda buzzz kesmiş tabi bu soru karşısında.
Kızın babası makul. Ne de olsa Avrupa görmüş adam.
Oğlanın dayısının sorusuna başka bir soruyla karşılık vermiş:
"Velev ki öyleyiz beyefendi.
Sizin için fark eder mi?" "Fark eder! Hem de çok fark eder! Çünkü biz dini çok bütün, imanlı, Müslüman insanlarız!"
demiş dayı.
Kız babası da bunun üzerine ayağa kalkıp;
"Valla biz de imanlıyız, Müslümanız Elhamdülillah ama aynı zamanda da Aleviyiz!" cevabını yapıştırmış.
Aldıkları bu cevap karşısında önce ne diyeceklerini bilememiş oğlan tarafı.
Ama sonradan kendilerini toparlayıp, gayet rahat bir şekilde, "Kusura bakmayın.
Biz oğlumuzun Alevi biriyle evlenmesini istemeyiz!"
demişler.
Oğlan ilk zamanlar ailesine direnmiş. "Başkasıyla evlenemem. Ne olur izin verin" filan diye yalvarmış.
Fakat bir süre sonra kızı aramamaya, o aradığında da telefonlarına çıkmamaya başlamış.
Daha düne kadar, "Çok seviyorum seni" dediği kıza karşı duyduğu aşk bir anda bitmiş yani.
Emin olun. Bir yandan sicim gibi gözyaşı döken, diğer yandan da yaşadığı bu korkunç olaya, "Almanca gibi zor bir dili bile öğrendi benim için ablacığım. Ama ailesini ikna edemedi.
Onları ezip geçemedi"
şeklinde isyan eden kızcağızı birkaç güzel söz söyleyip, teselli etmeyi çok istedim.
Ama yapamadım.
Çünkü hâlâ, bu türden bir ayrımcılığın yaşanıyor olabilmesini, hâlâ birilerinin iki insanın aşkının önüne dillerini, dinlerini, mezheplerini, soylarını engel olarak koyabilmesinin mantığını kavrayamadım.
Bu gidişle de kavrayamayacağım galiba...

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA