*Müzisyen, gazeteci-yazar Ayşe Özyılmazel öyle bir kitapla çıktı geldi ki bu kez karşımıza, ezberimizi bozdu. O görünürdeki, vitrindeki "şen şakrak" Ayşe'nin, iç dünyasını katman katman ortaya serdi.
*Özyılmazel'le, hayatın dikenli hatta mayınlı ve pek tabii ki bol virajlı yollarını aşıp "deneye yanıla" yazdığı denemelerinden oluşan "Kalpten Düşme"yi konuştuk… Ortaya samimiyet dozu hayli yüksek bir söyleşi çıktı…
ARDA USKAN / AKTÜEL
* Önce söyleyeyim; kitaba bayıldım. Özetini vermenin ya da konuyu anlatmanın filan da imkanı yok. Sözcüklerle adeta dans etmişsin. MFÖ'nün "Ondan Şikayet, Bundan Şikayet" diye bir şarkısı vardı. Sekinki de biraz o hesap olmuş, aşktan şikayet, hayattan şikayet… Şaka bir yana kitabın genelinde biraz hüzün ve karamsarlık yok mu?
Var, olmaz olur mu? Kitabın sebebi, yazarkenki ruh halim bu. Hüzünlü, karamsar, bıkkın, aşık, korkak aynı zamanda cesur ama kendine cesur bir hâl. Birikmiş birikmiş, susmuş, hiç konuşmamış da ne varsa hepsini toptan söylermiş gibi. Aslında "ondan şikayet, bundan şikayet" olarak gördüğünüz bir arayış, arayış da bulamayış ve kafayı duvara toslamanın son noktası.
* Genel görünüm olarak şen şakrak bir Ayşe var… Ama kitaptaki kadın; hüzünler, acılar içinde ve isyan ediyor. Hangi Ayşe gerçek?
Galiba son dönemde ortaya çıkan gerçek Ayşe. Yani hüzünler, acılar içinde, biraz içine kapanık... Değiştim galiba ya da artık aslımı kendimden saklamaktan vazgeçtim. Çocukluğumdan beri kendime neşeli, eğlendiren, vurdumduymaz kız süsü vermişim, hem demezler mi en eğlenceli şen şakrak görünenler en hüzünlülerdir diye.
* Biraz kitaptan alıntılarla devam edelim: "Arkadaşlarım arkamdan konuşuyorlardır eminim. 'Beş kuruşluk akıl yok bu kızda, o bitti (….) Kariyerim yerle bir olmuş, tek atımlık kurşunum kalmış. Aşka kapılmışım, neden konuşmamışım. Elin karıları nelere sahipmiş…" Böyle bir dönemin oldu mu gerçekten?
Tabii oldu. Hep konuşuldu ve ben arkamdan neler konuşulduğunu bilmeme rağmen, bilmiyormuş gibi davrandım. Çünkü hepimizin çevremizde birilerine ihtiyacımız var. Bazen onlarla vakit geçirebilmek için, yalnızlıkla boğulmamak için görmezden gelmemiz gerek. Başka türlü hayat geçmiyor. Yalnızlık bana göre değil esasen, yani henüz o imtihanımı verebilmiş değilim. İnsanlar kariyeri ve başarı dedikleri şeyi haddinden fazla önemsiyorlar. Sanki tüm dünya onun üzerine kuruluymuş gibi. Halbuki değil, kimsenin hayatına dışarıdan bakarak ahkam kesemeyiz, kesmemeliyiz. Çünkü kişinin nelerden geçtiğini ve ruhunun neyin özlemini çektiğini bilemeyiz.
* "Psikiyatrım benim hiçbir şeye bağımlı olamayacağımı söyledi. (…) Birilerinin bana gemici düğümü gibi bağlanmasını isterken bağımlı olamayan ben miyim yani…" diye yazmışsın. Gerçekten istiyor musun bunu?
İstiyorum, yani birilerinin hayatımda gerçekten sabitlenmesini ve bana o güveni verebilmesini istiyorum. Bağımlılık başka bir tonda aslında, yani biri bana salya sümük bağımlı olursa bununla nasıl başa çıkabilirim bilemiyorum. Psikiyatrımın dediği bağımlılık içki, sigara, yemek gibi bağımlılıklardı. Tabii bunlara aşkı da seksi de bir insanı da ekleyebiliriz. Bağımlı olamazmışım, karakterim müsait değilmiş... hâlbuki ne çok ihtiyacım var "tamam, bu da demirbaşımdır" demeye.