- Kültür Bakanlığı, İstanbul 2010 kurulu MAXXI'deki işlerinize de yeterince maddi destek vermedi.
- MAXXI Müzesi'ne cüzi bir rakam ödeyip sonra destek vermiş gibi kendilerini eklemlediler. Avrupa'ya ve batılı ülkelere ne zaman gitsem oradaki sefir bir yemek yapıyor; 'Bizim Türk sanatçımız, bizim gururumuz...' diye ama esasen orada bana yaptığı bir şey yok. O kokteyle benim ihtiyacım yok. Orada 'Bakın biz Türkler sanatçımıza destek veriyoruz'u oynuyor. İlk başta buna kanıyordum, daha sonra bakıyorum, yaptığım işlere Kültür Bakanlığı'ndan destek falan yok, görünmez bir duvara çarpıyorum. Bu benim başıma, Kıbrıs'ta film yapmaya kalkmamla sürekli gelmeye başladı. Bir gün
Radikal gazetesini bir açtım, şöyle bir başlık; 'MİT sinemaya el attı'. Sonra MİT'i aradım, 'Biz baskı yapmadık,' dediler. Bakanlık komitesi 'Bize baskı yapıldı, Dışişleri'nden emir geldi,' falan dedi. Bildiğim kadarıyla Dışişleri Bakanlığı'ndan birileri mektup yazıyor 'Sakıncalıdır,' diye. Burada hükümeti suçladığımı zannetmeyin. Orada perde arkasında işleyen ayrı bir bürokrasi var. Sydney'den 'Burada Türkleri travesti olarak gösteriyor,' diye rapor ediyor. Kopenhag'dan
99 Names isimli işimi görüyor, 'Dinci,' diye raporluyor. Toronto'dan 'Ermeni sempatizanı,' diye raporluyor... Burada bir kötü niyet olduğunu da zannetmiyorum. Bürokratlar bir şeylerden korkuyor. Özgüven yok. Hakim ideoloji ve statükoya göre raporluyorlar işte.
- Toronto'da da Testimony işiniz, Atom Egoyan'ın işiyle gösterildi diye Türkler sergiyi basmıştı.
- Evet, hayranlarım çok! Diaspora mantığı ayrı bir şey. Aynı diaspora psikolojisi Ermenilerde de var. Ben yurtdışında bir Ermeni'ye rastladığımda, Amerika'da özellikle 'Sen neredensin, Fransız mısın, İtalyan mısın?' dediklerinde ve ben 'Türküm,' dediğimde 'Iğğğ' yaparlardı. Ben bu hallerini o kadar acınası bulurdum ki, anca gülebilirdim. Atom'un başına gelen de aynı. Diasporadaki Türkler de aynı şekilde aşırı milliyetçi olabiliyor. Türkiye'yle alakası kalmamış, gittikleri yerde ırkçılıkla karşı karşıya kalmışlar, korkmuşlar. Korktukları için de bildikleri tek senaryoya uyarak Türk kimliğine daha fazla yapışmışlar. Bunun sonucunda Ermeni lafı geçtiğinde alıyor Türk bayrağını, sallayarak oraya gidiyor. Bir de bunları kışkırtanlar varsa... Reçete tamam zaten.
- Lola + Bilidikid filmini Almanya'da çekmek zorunda kalmanız da az önce bahsettiğiniz özgüven eksikliğimizin bir neticesi mi acaba?
- Esasen burada çekilecekti, öyle planlanmıştı. Böyle bir filmin Alman filmi olarak geçiyor olması çok yazık. Bu yüzden yıllarca beni Alman zannettiler. Ama işte, burada çektirmediler
.
- Bir söyleşinizde insanların eşcinsel oldukları sanılmasın diye, filme gündüz seanslarında gitmediklerini söylemişsiniz. Öyle miydi gerçekten?
- O zamanlar öyleydi. Gündüz seansları normalde çok dolu olmaz ama sinemacılarla konuştuğumuzda 'İnsanlar utanıyorlar gündüz gelemiyorlar,' diyordu.
- O zaman Türkiye'de yapılan eşcinsel filmleri için 'Yüzünü siyaha boyamış beyaz' tanımını kullanmışsınız.
- Tabii her şey karikatürizeydi. Sadece eşcinseller değil, Kürt karakteri de öyleydi. Şimdi de öyle değil mi? 'Aaa, bir başörtülü kız gördüm ne kadar moderndi, blue jean'i bile vardı,' deniyor. Niye olmasın? Ya da 'Sakın homofobik olduğumu zannetmeyin, aslında çok eşcinsel arkadaşım vardır,' 'Kürtleri sevmediğimi zannetmeyin, çok Kürt arkadaşım vardır, severim,' demeye benziyor.