Sen yıllarca Avrupa ülkelerinde büyükelçilikler yap...
BM'de görev yap.
Hesapta dünyayı tanı, uluslararası ilişkileri bil...
Ve kim bilir neden, Fransa'dan Chevalier de la Légion d'Honneur nişanı bile al!
Sonra kalk göğsünü gere gere "Mekke Anlaşması'nı yaptık, şimdi Suudilerle birlikte Husilere saldıracak mıyız?" diye alaycı bir ifadeyle sosyal medyaya yaz...
Tamam! Sizi anlaşmanın yeri bile huzursuz ediyor, biliyoruz.
Avrupa ülkelerine kölelikle sonuçlanmayan her dışişleri hareketini şüpheli bulursunuz, müktesebatınız, hayat hikâyeniz sizi buna mecbur kılıyor, biliyoruz.
Ama insan yine de üzülüyor...
Bu uyduruktan elitist(!) ve çocukça tezlerinizi ikide bir ortalığa saçın diye mi bu ülke yıllar boyu sizler için kaynaklarını harcadı?
Bıktık sizlerden...
***
Dünya çok hızlı dönüşüyor...***
Sadece bir noktayı vurgulayayım, sadece kendi bölgemizde nasıl bir evreye geçildiğini anlayacaksınız...***
Şimdi böyle bir tabloda Türkiye'nin bölgeye bakışının 1960'ların konseptleriyle devam etmesini bekleyebilir misiniz?
Böyle bir dünyada Türkiye'nin, "Aman bana ne, ben içime çekilip bekleyeyim" demesi doğru olur mu?
İki soruya da cevap açık: Hayır, asla!
***
NOT DEFTERİ
En kötüsü nedir? Kanserde metastaz, politikada fanatizm, biyoloji alanında zehirlilik ve enformasyon alanında dedikodu... ( J. BAUDRILLARD / Kötülüğün Şeffaflığı)