Türkiye'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey parlak sloganlar değil, devletin doğru işlediğini hissettiren kadrolardır. Sahada sorun çözmüş, karar alıp risk üstlenmiş ve icraatının arkasında imzasıyla durmuş insanlardır. Kabineye giren Akın Gürlek ve Mustafa Çiftçi bu açıdan sembolik iki isim.
Akın Gürlek'in kariyer çizgisi, Türkiye'nin son on yılda en çok zorlandığı alanların tam merkezinden geçiyor. Sadece siyasi dosyalar değil; kara para, yasadışı bahis, uyuşturucu ve örgütlü suç dosyaları. Yani görünmeyen, ama devleti içten içe çürüten alanlar. Gürlek'in adı bu dosyalarla birlikte anılırken, aslında verilen mesaj net: Devlet, "arka kapıyı da kilitleyen" refleksi sağlamlaştırmak istiyor.
Bu tarz dosyalar kamuoyunda pek alkış toplamaz. Çünkü sonuçları manşet değil, istikrar üretir. Para akışının kesilmesi, suç ağlarının dağıtılması, gri alanların daraltılması... Bunlar siyaset üstü işlerdir ama güçlü siyasal irade olmadan da yapılamaz. Gürlek'in kabinede yer alması, tam olarak bu iradenin teknik ve hukuki ayağının güçlendirildiği anlamına geliyor.
Mustafa Çiftçi ise sahadan gelen bir başka örnek. Valilik pratiği boyunca yaptığı şey, tartışmadan kaçmak değil; sorunlu alanlara doğrudan müdahale etmek oldu.
Erzurum'daki sahipsiz hayvan uygulaması bunun en çarpıcı örneği. Yöntemi beğenen de oldu, eleştiren de. Ama kimse şunu inkâr edemedi: Ortada bir karar, bir uygulama ve bir sonuç vardı. Türkiye'nin kronikleşmiş meselelerinde asıl eksik olan da bu zaten: Karar, uygulama ve sonuç zinciri...
Çiftçi'nin çizgisi, güvenlikten sosyal düzene, kırsaldan kente uzanan bir idarecilik refleksi sunuyor. "Herkesi memnun edemeyiz belki ama devleti işletebiliriz" yaklaşımı, bugünün kamu yönetiminde nadir bulunan bir tutum. Kabineye bu profilde bir ismin girmesi, İçişleri'nin sadece kriz anlarında hatırlanan bir makam olmaktan çıkarılıp sürekli çalışan bir mekanizma hâline getirilmek istendiğini gösteriyor.
Bu iki isim üzerinden okunduğunda kabine tercihi şunu söylüyor: Türkiye, tartışmayı değil uygulamayı, niyeti değil neticeyi, temennileri değil devlet kapasitesini öne çıkaran bir faza geçmek istiyor.
Elbette bu tercihlerin sahadaki karşılığı zamanla görülecek. Ama şu açık: Bu atamalar, "idare edelim" döneminin değil, "müdahale edelim" döneminin işaret fişekleri.
Devlet alkış için çalışmaz; bazen sessizliği, bazen fırtına öncesi sessizliği, bazen de rahatsızlık vermeyi göze alır. Ama asla tereddüt etme lüksü yoktur. Milletimize hayırlı olsun.