Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ZEYNEP ESRA ABAY ÇELİK

Şiddete Karşı Üçlü Koruma Kalkanı: Aile, Okul ve Devlet

Son zamanlarda okullarda gerçekleşen saldırılar üzerine "ne oluyor bu çocuklara!" sorusu tekrar gündeme taşındı. Muhakkak her kurumun üzerine düşen belli sorumluluklar var, fakat yaşayacağı acıya denk olarak en büyük sorumluluk aile kurumunda olsa gerek. Zira bir anne-baba, teorik olarak ne saldırıya karışan ne de saldırıya uğrayan bir çocuğun ebeveyni olmak ister. Birisi, vicdan azabından kendi acısını bile yaşayamazken, diğeri üzerine yıkılan bir acının içinde bitap düşmüş vaziyette. İşte bu acıları önlemek için herkese düşen sorumluluklar var.

Aile, modernleşme süreciyle beraber belli sorumluluklarını çeşitli kurumlarla paylaşsa da çocuklara dair başat rol ve sorumluluk hala kendisindedir. Örgün eğitim ve öğretim veren kurumların yanında aile, çocuğun ilk eğitim kurumu, anne-baba da ilk öğretmenleridir. Bu manada aile, çocuğu tüm tehlikelerden koruması gereken bir tampon bölge olarak, aynı zamanda tutum ve davranışları ile ideal olanı temsil etme zorunluluğu olandır. Fakat içinde bulunduğumuz çağda tek temsil gücü ailede değildir. Çocuğun anlam dünyasında televizyonun ve dijital mecraların da etkisi vardır maalesef. Bu söz hakkı da evde ekranların kendine yer bulduğu kadardır.

Ekranların çocuklar üzerindeki nörolojik etkileri bir yana, ekran kullanım sürelerine dair sıklıkla yapılan 'zaman' vurgusu en çok da bu istilacı tutumla ilgilidir. Sonuçta mafya dizilerinde silah üzerinden kurgulanan güç temsilleri çocuğun anlam dünyasını tahrip ederken; çocuk, dijital oyunlardaki avatarlar üzerinden silah doğrultarak ölümcül bir hazzın peşinde sürüklenmektedir. Şiddet izlendikçe kanıksanan ve meşrulaşan bir çatışma çözme yöntemi haline gelmektedir. Bu manada çocukların sınırsız ve denetimsiz bir şekilde, özellikle sakıncalı içeriklere maruz kalması, yanlışın öğrenilmesine ve denenmesine yol açabilmektedir.

Konuya dair bilimsel yaklaşımlar da televizyonla dijital mecraların bir sosyalleşme aracı olduğunu vurgulamaktadır. Nitekim sosyalleşme dediğimiz şey, özünde bir öğrenme sürecidir. Çocuk da doğası gereği meraklı, deneyimlemeye ve keşfetme açık 'iyi' bir öğrencidir. Bu öğrenme ve deneyimle sürecinde ailenin denetleyici ve dengeleyici fonksiyonu olmazsa, çocuğun iyilik halinin sağlanmasında oluşan açığı, tek başına eğitim kurumları dolduramaz. Mevcut olayları da tek başına bir güvenlik açığı olarak değerlendirmek olayın sonucuna odaklanmak anlamına geleceğinden eksik bir çözümleme olur. Onun için soru genişletilmeye muhtaçtır: "Silah okullara nasıl girer?" sorusuyla beraber "Silah çocukların zihinlerine nasıl girer?" sorusunun da cevabını aramak ve gerekli tedbirleri almak, başta aile olmak üzere tüm kurumların öncelikli gündemi olmalıdır.

Birincil Koruma Kalkanı Aile

Aile kurumunun en temel işlevlerinden biri çocuğunun fiziksel ve psikolojik güvenliğini sağlamaktır. Bu sebeple ebeveynlerin kuralları uygulamadaki tutarlılığını, çocuklara çizilen sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini ve buna mukabil çocuğun öz güvenini korumak adına özgürlüğe yüklenilen anlamı sorgulamak gerekir. Zira çocuğun öz güvenin ve öz saygısının zedelenmemesi adına çocuğa tanınan sınırsız özgürlük, aslında çocuğa sınırsız "hata yapma hakkı" tanımak anlamına gelir. Bu noktada altın oran, açıklayıcı bir iletişim tarzıyla çocuğun tercihlerini yönetmek değil, yönlendirmek, anne-baba rehberliğinde çocuğa irade yönetimini öğreterek, çocuğun otokontrol mekanizmasını güçlendirmektir.

Aileye Kalkan Olmak da Devletin Sorumluluğunda

Anayasa'nın 41. Maddesi'nde, aile Türk toplumun temeli olarak tanımlanırken "Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar." hükmüyle, devletin sorumluluğu net bir şekilde tanımlanmıştır. Anne ve babayı her ne kadar çocuğun ilk koruma kalkanı olarak tanımlasak da aslında çocuklara ve aileye kalkan olmak durumunda olan da devlettir. Örneğin; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından Şubat 2011'den bu yana hizmete açık olan "Güvenli İnternet Hizmeti" aile için bir koruma kalkanıdır. Bu kamu hizmeti kapsamında; "Çocuk" ve "Aile" olmak üzere iki farklı profil seçeneği sunularak, psikoloji, pedagoji, sosyoloji ve hukuk alanlarında uzman akademisyenlerin bulunduğu bir kurul tarafından sakıncalı tespit edilen içeriklere erişim sınırlandırmaktadır. Öte yandan "Sosyal ağ sağlayıcı, onbeş yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamaz ve bu hizmetin sunulmaması konusunda yaş doğrulama dâhil gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür." hükmüyle, 1 Kasım 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak kaydıyla on beş altı çocukların sosyal medyaya girişleri yasaklanmıştır. Yine oyun platformlarına da belli düzenlemeler getirilirken, "Oyun platformu; açık, anlaşılır ve kullanıma elverişli ebeveyn kontrol araçları sağlar." hükmüyle ebeveynin süreçteki denetim fonksiyonunu icra etmesi kolaylaştırılmıştır.

Hasılı devlet, çocukların dijital dünyadaki risklerden korunmasına dair bazı yasal ve teknik düzenlemeleri yapsa da denetlemeden sorumlu kişi ve/veya kurum ailedir. Fakat tam bu noktada altının çizilmesi gereken başka bir husus daha vardır: Karşı karşıya kaldığımız sorunlar ailelerin tercihlerine ve/veya eğitim düzeylerine bırakılacak unsurlar değildir.

Nitekim Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi'nde geçen "Güçlü aile ve nüfus yapısı, tüm kamu yönetiminin paylaştığı ortak bir öncelik olup bu önceliğin on yıllık süreçte somut sonuçlar doğurabilmesi; eğitim, sağlık, çalışma, tarım, çevre ve ekonomi başta olmak üzere tüm sektörlerdeki hedeflere entegre edilmesi ile mümkün olacaktır." ifadesi, ailenin korunması ve güçlendirmesine yönelik devlet politikalarının bütüncül olması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu manada eğitim kurumlarındaki psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi kıymetlidir. Ayrıca okul sosyal hizmeti bu süreçlerde destekleyici bir tedbir olarak düşünülebilir. Zira okulda mukim olacak bir sosyal hizmet uzmanı, risklerin erken dönemde fark edilmesinde ve müdahale edilmesinde kritik rol oynayacak ve hayati bir boşluğu dolduracaktır.

Özetle, devlet bir yandan güvenlik tedbirleri alırken bir yandan sosyal ve psikolojik tedbirleri güçlendirmelidir. Ancak çocukların zihnine giren tehlikelerin önüne geçilmesinde aile birincil aktördür. Bir çocuğu şiddete sürükleyecek riskler ne kadar erken fark edilirse okullarımız o kadar güvenli, çocuklarımız o kadar mutlu, anne babalarımız da o kadar huzurlu olacaktır.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA