Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ZEYNEP ESRA ABAY ÇELİK

Sosyal Medyanın 5G’si ve Sosyal Medya Bağımlılığı

Günümüzde cep telefonları bir iletişim aracı olmaktan çok daha fazlasına dönüşmüştür. Öyle ki toplumsal yaşantı nerdeyse bütünüyle veriye indirgenirken, sosyal medya da kitlelerin adeta dijital bir ikametgâhı haline gelmiştir. Dijital 2026 Raporu (We Are Social ve Meltwater) verilerine göre sosyal medya, dünya genelinde 5,6 milyar kullanıcı sayısına ulaşmış devasa bir iletişim ağına dönüşmüştür. Bu dönüşümü başlatan ve tetikleyen hiç şüphesiz cep telefonları olmuştur. Sosyal medyaya her an ve her yerden erişimin mümkün hâle gelmesi, bir zaman sonra sosyal medyayı günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline getirmiş ve insanlığı çevrim içi sanal bir dünyanın içine çekmiştir.

İnsanoğlu artık sosyal medyanın akışında, anı yaşamak yerine kaydetmeye ve paylaşmaya odaklanan bireylere evrilmiştir. Yapılan bilimsel çalışmalar da göstermektedir ki sanal "beğeni", "takdir" ve "onay", gerçek olanın yerine talip olmuş; sosyal medyadaki bir beğeni, kişinin eşinin iltifatından daha etkili olmuştur. Sosyal medyanın insanların tasavvurları ve psikolojileri üzerindeki etkisini ölçen çalışmalar ise altı haftalık sosyal medya detoksunun bile kaygı ve depresyonu azalttığını ve bireylerin mutluluk seviyelerini artırdığını ortaya koymaktadır.

Teknolojik Evrimden Sosyolojik (D)evrime: Farklı Bir 5G

Türkiye'nin bu dönüşümdeki seyri, 1991'de araç telefonları ve 1G teknolojisiyle sınırlı bir imkân olarak başlamış; 1994'te cep telefonları ile görüşme, veri aktarımı ve SMS gönderimine imkan sağlayan 2G teknolojisine geçiş ile ivme kazanmıştır. 1999 senesinde cep telefonlarının artık fotoğraf çekmeye başlaması, bireyin dünyayı görsel bir veri olarak algılamasının önünü açmıştır. Bu süreç 2007'de akıllı cep telefonların doğmasına kapı aralayarak sosyal medya mecralarının şekillenmesine zemin hazırlamıştır. Dijitalleşmenin de etkisiyle her geçen gün veri aktarımının biraz daha artmasıyla 2009'da 3G, 2016'da 4,5G ve 2026 itibariyle 5G teknolojisine geçilerek fiber hızında erişime ulaşılmıştır. İnternetin hızlanması pek tabi kıymetlidir ancak çağımızın en önemli sorunlarından olan ışık hızındaki tutsaklık? Sosyal Medyanın 5G'si?

Nitekim sosyal medya platformları; bildirimler, beğeniler ve ödül mekanizmalarıyla kullanıcıda tekrar etme isteği uyandırarak, alışkanlıkları bağımlılığa çeviren bir potansiyele sahiptir. Hasılı 'sorunlu sosyal medya kullanımı' tek başına bir zaman yönetimi sorunu değildir. Zira sosyal medya, insanı kendine tutsak kılmasıyla birlikte insanların duygu, düşünce ve eylemelerini yöneten ve kuşatan algoritmik bir otoritedir ve bireyle birlikte toplumu da dönüştürmektedir. Bu manada 5G: Gerçeklik, Güzellik, Görgü, Gelecek, Gizlilik! şeklinde formülize ettiğim sosyal medyanın (d)evirme gücüne vurgu yapmakta fayda vardır.

Sosyal medya ile birlikte var olan değil; sunulan gerçeklik algısı, algoritmanın dayattığı tek tip standart güzellik kriterleri, nezaket yerine siber zorbalığı yapılandıran görgü kuralları ile romantize edilerek sunulan ve gelenekseli hedef alarak toplumsal bir norma dönüşmesi beklenen yaşamdan kesitler, elindekinin kıymetini bilmeyen ve anı yaşama becerisini kaybetmiş bireylerin idealize edilen yaşamlar içinde gönüllü sahiplendikleri gelecek kaygıları ve gönüllü bir gözetim kültürüne kurban edilmiş yaşamlar… Bu 5G'nin özellikle çocukların tasavvurları üzerindeki tahrip gücü göz ardı edilemeyecek kadar krıtiktir. Özetle sosyal medya beraberinde tahrip ettiği zaman algısıyla, aynı zamanda bir aidiyet tuzağının ve tutsaklığının da adresidir.

Sosyal Medya Bağımlılığı

Dijital 2026 Raporu (We Are Social ve Meltwater) verilerine göre sosyal medya, yaklaşık 86 milyon nüfusa sahip Türkiye'de 62,3 milyon kullanıcı sayısına ulamıştır. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından hazırlanan İletişim Hizmetleri İstatistikleri Raporu'na göre, 2025 yılının son çeyreğinde mobil cepten internet abone sayısı ise 75,6 milyondur. Cep telefonlarının sosyal medya kullanımındaki kilit rolü hesap edildiğinde, bu sayı sosyal medya kullanımını göstermesi adına önemli bir veridir. Nitekim Yeşilay'ın 12 yaş ve üzeri bireyler üzerinde yürüttüğü Sosyal Medya Kullanım Araştırmaları sonuçları, katılımcıların yaklaşık yüzde 70'inin sosyal medya platformlarında günde üç saat ve üzeri zaman geçirdiğini ve sosyal medyayı yüzde 98,9 nispetinde cep telefonları üzerinden takip ettiklerini teyit etmektedir. Sosyal medyanın kullanım amacı ise yüzde 54,6 gündemi takip etme ve bilgi alma, yüzde 52,8 eğlence ve zaman geçirme ve yüzde 51,0 sosyal bağlantı ve iletişim kurmaktır. Buna ek olarak raporda; sosyal medyanın sorunlardan kaçılacak bir sığınak olarak görüldüğü ve kullanıcılarının önemli bir kısmının sosyal medya kullanımını sınırlandırmakta zaman zaman sorun yaşayabildiği ifade edilmiştir. Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) verileri, bağımlılıkla mücadele eden bireyler arasında internet bağımlılığı başvurularının yüzde 64,7'sinde sosyal medya kullanımının öne çıktığını ve sosyal medyanın internet ile akıllı telefon kullanımında en yaygın amaçlardan biri olduğunu ortaya koymaktadır.

Elbette mesele, hayatın bir parçası hâline gelen sosyal medyayı bütünüyle yasaklamak değil; onu bilinçli ve dengeli bir şekilde kullanabilmek için gerekli sınırları koyabilmektir. Sorunlu sosyal medya kullanımı, bireyin sosyal medyayı aşırı ve kontrolsüz biçimde kullanması nedeniyle günlük yaşamının olumsuz etkilenmesi durumudur. Birey sürekli çevrimiçi bir hayat yaşayarak, akışta kalmak ister. Dünya genelinde sosyal medya içerik izleme süresinin 15 milyar saat, yani 1,7 milyon yıldan daha fazla bir süre olduğu düşünüldüğünde, "gelişmeleri kaçırma korkusunun" (FOMO-Fear of Missing Out) bağımlılığı ne şekilde tetiklediğini ve yapılandırdığını düşünmek güç değildir.

Başka hayatların seyrinde, kendi hayatını ıskalayan insanoğlu, "iki dakika" diye girdiği sosyal medyada iki saat kaldığının çoğu zaman farkında bile değildir. Zira bu esnada salgılanan dopamin, oksitosin hormonları sebebiyle kısa süreli bir mutluluk yaşanır. Tabii buna mukabil mahrum kaldığında veya bırakıldığında da huzurusuzluk baş gösterir. Aslına bakılırsa yaşanan bu etkileşim, yapısal olarak kimyasal bağımlılıklarla benzer bir resim çizer. Sadece davranışsal bir bağımlılık çeşiti olması sebebiyle daha zarasız zannedilmektedir. Ayrıca ekrandan yayılan mavi ışığın oluşturduğu odaklanma sorunu, kronik yorgunluk ve huzursuzluk, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen unsurlardır. Sorunlu sosyal medya kullanımı uyku sorunlarının yanı sıra kaygı, depresyon, özgüven kaybı ve sosyal ilişkilerde bozulma gibi birçok psikolojik ve sosyal soruna da yol açmaktadır.

Sosyal medya bağımlılığı ile mücadele her bağımlıkta olduğu gibi farkındalıkla başlar. Her şeyden önce cep telefonlarının süreçteki kilit rolü es geçilmemelidir. Her ne kadar küçük birer cep bilgisayarına dönüşerek hayatımızı kolaylaştırsa da bazı işlerin özellikle bilgisayar üzerinden yapılması ekran süresinin azalmasına katkı sağlayacaktır. Çünkü çoğu zamanda ekrandaki tanımlı iş bitse de bizim ekranla işimiz bitmemiş oluyor. Bu sebeple cep telefonlarının işlevsel açıdan tekrar tanımlanması ve konumlanması gereklidir. Bununla birlikte ekrana davet niteliğinde olan bildirimlerin kapatılması, ekran süresine sınırlandırma koyulması ve cep telefonlarının yaşam alanlarına sokulmaması birincil önlemler olarak sayılabilir.

Öte yandan iş ve okul yaşamlarımızın da bu prensiplere eşlik etmesi gerekmektedir. Taşınabilir bir teknoloji olması sebebiyle cep telefonları, sosyal medya platformları üzerinden hızlı iletişim kurma ve hemen cevap alma beklentisi oluşturmuştur. Bu beklenti belki de çoğu zaman özel yaşam sınırlarının ihlal edilmesine sebebiyet vermektedir. Bu sebeple "acele" koduyla tanımladığımız işler dışında beklemeyi tekrar adet edinerek aile birliğine özen göstermeliyiz. Zira çocuklarımız adına ekran bağımlılığıyla mücadele aile içindeki örneklikle başlar, sağlıklı aile içi ilişkilerle devam eder. Bu manada, ev içinde cep telefonuyla girilemeyecek ortak alanların tanımlanması ve esnetilmeden ailecek kurallara riayet edilmesi en temel kural olmalı ve iş yaşamının dinamikleri de bunu desteklemelidir.

Güçlü aile içi iletişim bağlamında; çocuğun sosyal onay ihtiyacını 'beğeni' tıklanmalarına bırakmadan taltif etmek ve desteklemek, 'keşfetme' arzusunu sosyal medya yerine sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetlerle beslemek, sosyal medyada 'mükemmel' görünen hayatların çoğu zaman birer illüzyondan ibaret olduğunu anlatmak ve çocuğun zihinsel gelişimini toplumun inşasının temeli olarak görmek büyük önem taşımaktadır.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA