1990'lı yıllarla birlikte gündelik hayatın bir parçası hâline gelen internet, her geçen yıl dünyamızda daha geniş bir yer kaplamaktadır. TÜİK'in bu hafta açıkladığı 2026 Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması'na göre, 16-74 yaş grubundaki bireylerin internet kullanım oranı 2025'te yüzde 90,9 iken 2026'da yüzde 92,3'e yükselmiştir. 2011'de yüzde 42,9 olan bu oranın son on beş yılda iki katından fazla artması, Türkiye'nin dijitalleşme sürecindeki ilerlemeyi ve dönüşümün hızını göstermektedir.
Bugün Türkiye'nin neredeyse tamamı dijital ağlarla çevriliyken artık asıl soru, "İnternete erişiyor muyuz?" değil; "Dijital imkânlardan kim, ne ölçüde ve ne kadar bağımsız yararlanabiliyor?" sorusudur. Bu sorunun özellikle dezavantajlı gruplar arasında yer alan yaşlılar açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim mevcut veriler, bir taraftan önemli bir ilerlemeye, diğer taraftan ise ihtiyaç duyulan yeni iyileştirmelere işaret etmektedir.
65-74 yaş grubundaki bireylerin internet kullanım oranı, 2016'da yüzde 8,8 iken 2025'te yüzde 53,2'ye yükselmiştir. Buna göre, son dokuz yılda 65-74 yaş grubundaki internet kullanım oranı yaklaşık altı katına çıkarken, aynı dönemde yüzde 61,2'den yüzde 90'ın üzerine yükselen 16-74 yaş grubundaki kullanım oranı yaklaşık bir buçuk katına çıkmıştır. Dolayısıyla yaşa dayalı dijital uçurum hâlâ geniş olmakla birlikte, internet kullanımındaki en hızlı artışın yaşlı nüfusta gerçekleştiği ve uçurumun azaldığı görülmektedir.
Bununla birlikte internete erişimdeki artışın, dijital hizmetlerden aynı ölçüde yararlanıldığı anlamına gelmediği anlaşılmaktadır. Nitekim 2026'da e-Devlet hizmetlerinden yararlananların oranı 16-74 yaş grubunun genelinde yüzde 76 iken, 65-74 yaş grubunda yüzde 31,3'te kalmıştır. Bu oranın 2025'e göre 1,7 puan artmış olması olumlu bir gelişmedir. Ancak yaşlı bireylerin hangi işlemlerde zorlandığı, ne tür iyileştirmelere ihtiyaç duyduğu ve dijital işlemleri ne ölçüde başkalarından destek almadan gerçekleştirebildiği cevaplanması gereken önemli sorular arasındadır.
İnternet Teknolojileri ve Yaşlılar
Türkiye nüfusunun yüzde 11,1'ini bugün 65 yaş ve üzerindeki bireyler oluşturmaktadır. Türkiye, Avrupa ülkelerine kıyasla daha genç bir nüfusa sahip olsa da bir yaşlanma sürecinden geçmektedir. Üstelik yaşlı nüfusun yaklaşık beşte ikisi ileri yaşlıdır. Nitekim 2025 itibarıyla yaşlı nüfusun yüzde 62,9'u 65-74, yüzde 29,3'ü 75-84 yaş aralığında; yüzde 7,8'i ise 85 yaş ve üzerindedir. Buna karşın Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırmalarında yaklaşık 3,5 milyon kişiye karşılık gelen 75 yaş ve üzeri nüfus kapsam dışındadır. Oysa bugün dijital ekonominin önde gelen ülkeleri bile, yaşlılara özgü politikalar geliştirebilmek ve yaşlı bireylerin dijital katılımını artırabilmek için ayrıntılı ve yaş gruplarına göre farklılaştırılmış verilere ihtiyaç duymaktadır. Örneğin Almanya'da 74 yaş üzerindeki nüfusa yönelik özel araştırmalar yapılmaktadır. Bitkom'un 2026'da yayımladığı araştırmaya göre, 80 yaş ve üzerindeki bireylerin yüzde 49'u son üç ay içinde internet kullanmıştır. Bu tür veriler, ileri yaştaki bireylerin dijital dünyaya katılım düzeyini ortaya koyması ve geliştirilecek politikaların hedef kitlesini belirlemesi açısından önem taşımaktadır.
'Toplum 5.0'ın mimarı Japonya'da, insan merkezli bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç olduğuna dikkat çekilirken, yaşlanmanın, geriatrik hastalıklar ve bakım ihtiyacıyla birlikte sağlık hizmetleri üzerindeki yüküne vurgu yapılmaktadır. Sonuçta giyilebilir teknolojiler, robotlar ve yapay zekâ destekli sistemler ile yaşlıların uzaktan takip edilebilecek olması hem bir kolaylık hem de sürdürülebilirlik açısından bir imkândır. Ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi, yaşlı bireylerin internet teknolojilerini öğrenebilmesine ve bağımsız biçimde kullanabilmesine bağlıdır. Bunun için yaşlıların internet teknolojilerini öğrenmesi ve kullanabilmesi önümüzdeki yıllar için önemli birer yatırım olarak görülmektedir.
İnternet teknolojilerine erişim ve bu teknolojilerin etkin kullanımı, aynı zamanda aktif yaşlanma politikalarının da bir parçasıdır. Dünya Sağlık Örgütü aktif yaşlanmayı, yaşam kalitesini artırmak amacıyla sağlık, katılım ve güvenlik imkânlarının geliştirilmesi süreci olarak tanımlamaktadır. Dijital araçlar sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırabilir, aile ve toplumla iletişimi güçlendirebilir ve acil durumlarda bireyin güvenliğini destekleyebilir. Nitekim yapay zekâ destekli sistemler, yaşlı bireyin uzun süre hareketsiz kalmasını algılayarak acil yardım çağrısı gönderebilir, sağlık durumunun takibini kolaylaştırabilir ve sosyal izolasyonu azaltacak iletişim imkânları sunabilir.
Singapur'daki HoME+ sistemi, evinde yalnız yaşayan yaşlılarda hareketsizlik veya acil durum tespit edildiğinde ilgili merkeze bildirim göndermektedir. Türkiye'de de bu yönde önemli bir adım atılmıştır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında imzalanan CANGÖZ Projesi kapsamında, huzurevleri ile yaşlı ve engelli bakım merkezlerinin de aralarında bulunduğu sosyal hizmet kuruluşlarında yapay zekâ destekli erken uyarı ve izleme sistemi kurulacaktır. İlk aşamada 27 ilde uygulanacak sistemin; düşme, bayılma, yangın ve duman gibi riskleri anlık olarak tespit ederek personelin erken müdahalesine imkân sağlaması hedeflenmektedir.
Öte yandan internet teknolojilerinin insan hayatını ne ölçüde kolaylaştırabileceği COVID-19 döneminde açık biçimde tecrübe edilmiştir. Bugün mobilize olmakta zorlanan yaşlılar için, dijital hizmetlerin nasıl bir imkân olabileceği açıktır. Türkiye'de 65 yaş ve üzerindeki her beş bireyden birinin tek başına yaşadığı dikkate alındığında, başta sağlık hizmetleri olmak üzere pek çok hizmete çevrim içi kanallardan erişebilmek, başkalarına bağımlılığı ve refakat ihtiyacını azaltabilir. Nitekim çevrim içi sağlık danışmanlığı, psikolojik destek ve benzeri uygulamalar, hizmetlerin mekândan bağımsız, erişilebilir ve kesintisiz biçimde sürdürülebilmesine katkı sağlayabilmektedir. Ancak bu hizmetlerin yaşlılar açısından gerçekten işlevsel olabilmesi; kullanıcı dostu tasarım, erişilebilirlik, veri güvenliği, dijital beceri ve gerektiğinde insan desteği gibi unsurların birlikte ele alınmasını gerektirmektedir.
Sonuç olarak internet teknolojilerinin sunduğu potansiyel imkânlar, devletlerin yaşlı dostu dijital politikalar geliştirmesine ve bu politikaları çeşitlendirmesine zemin hazırlarken, yaşlı bireylerin de dijital dönüşümün hızına eşlik edebilecek beceriler kazanması giderek daha önemli hâle getirmektedir. Bu nedenle yaşlılara yönelik eğitim, destek ve hizmetlerin doğru biçimde planlanabilmesi için araştırmaların bütün yaş gruplarını, özellikle de 75 yaş ve üzerindeki nüfusu kapsaması gerekmektedir. Zira ölçülmeyen bir ihtiyacın doğru biçimde tespit edilmesi ve karşılanması pek mümkün değildir.
Yürütülecek kapsamlı araştırmalar; kimin cihaz desteğine, kimin temel veya ileri düzey dijital eğitime, kimin güvenlik bilgisine, kimin ise sürekli dijital rehberliğe ihtiyaç duyduğunu ortaya koyacaktır. Böylece yaşlıların dijital dünyada daha güvenli, bilinçli ve bağımsız biçimde yer alması da mümkün hâle gelecektir.