YAZARA MAİL GÖNDER Gülriz Sururi'ye Allah rahmet eylesin

YAZARLAR

Yok, "twitter" denilen o zevzeklik sitesinde şunun bunun sahte ölüm haberini uçurup bundan zevk alan psikopatlardan değilim tabii...
Ama Gülriz Sururi deyince aklıma bu geliyor: Türk tiyatro sanatçısı, 1929-2013... Aç parantez, kapa parantez.
"Değerli sanatçımızın hazin intiharı" da diyebilirdim hani.
Çok değerli bir sanatçımızdı.
Gezginci kumpanyalardan gelip "Türkiye'nin en entellektüel kadın oyuncularından biri" mertebesine yükselecek kadar akıllıydı (bir diğeri de Müjde'dir tabii.)
Kasıp kavururdu bir zamanlar ortalığı.
Sonra gün geldi, yeni kuşaklar "hani o televizyonda yemek programı yapan yaşlı teyze var ya, eskiden tiyatrocuymuş, doğru mu" diye sordular. Bu onların ayıbıydı, Gülriz gibi büyük bir sanatçının değil.
Zaten o da gençlerin cahilliğine gülüp geçiyordu.
Biz onu Sokak Kızı İrma'yla tanıdık. Daha öncesine yaşımız tutmuyor, ne çocuk tiyatrosu yaptığı savaş yıllarına, ne de Muammer Karaca'nın yanında "adım adım Anadolu" yaptığı döneme...
İrma'yla İstanbul'u altüst ediyordu, sevgilisi Engin Cezzar'ın da Hamlet'le gişeleri yıktığı sıralar... İhtilalden önceki son aylar... (Bir de radyoda Portofino şarkısı tabii.)
Sonra evlendiler ve kendi tiyatrolarını kurdular. Biz de oraya abone yazıldık.
Arkadan Sineklidağlı Zilha geldi, Keşanlı Ali'nin büyük aşkı.
Pek kimse hatırlamaz, Desdemona bile oynamıştı ondan önce.
Gene pek kimse hatırlamaz, bir süre sonra "Direklerarası"nda kantocu (Refik Bey, gördüğünüz gibi ben yabancı değilim!)
Sonra Zilli Zarife... O arada bir Kürt kadını...
Haldun Taner, Refik Erduran, Yaşar Kemal, Güngör Dilmen oynuyorlardı, biz de kendimizden geçiyorduk. "Medea"nın yerlisini bile oynadı.
O zamanların modasına uygun olarak "hafiften sosyalist" de takılıyorlardı tabii ailece.
Tiyatrosu kapandıktan ve kendini artık belli bir eşiği dönmüş hissettikten sonra anılarını yazdı, değme profesyonel yazardan çok daha ustaca, çok daha keyifle okunan... Cılız "Türk biyografya edebiyatı" alanında bir başyapıttır.
Yemek kitabı bile yazdı.
Uzun süredir sesi soluğu çıkmıyordu. Hayır, sonraki döneminde onu Kaldırım Serçesi'nde Edith Piaf oynarken, hele hele Engin Cezzar'ı Joel Grey'in ölümsüzleştirdiği "sunucu" rolüne hiç yakıştıramadığım için Cabaret'de Sally Bowles oynarken de seyretmedim. Gerek de yoktu, amiyane tabirle çoktan "kalbimizdeydi"...
Tamam, Haldun Taner hocamızın deyimiyle "nota olsaydı do olurdu, renk olsaydı narçiçeği, kraliçe olsaydı Nefertiti" falan filan da...
Geçen gün durduk yerde intihar etti. Elim bir ziyadır.
"Nutuk, benim için, dünyaya inmiş son kitaptır" dedi.
O gitti, "en büyük rakibesi" Yıldız Kenter yaşıyor.
Umarım ağzını açıp o da saçmalamaz da onu da kaybetmeyiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.