YAZARA MAİL GÖNDER Halkımız babacıl sever

YAZARLAR

Güzel uydurmuşlar... Babacıl...
Osmanlıca "pederşahi"... Frenkçesi, "paternalist"... Ya da "patrimonyal", ya da "patriyarkal", ne haltsa işte...
Arnavutça'sını bilmiyorum.
Başbakanı "babacıl" olmakla suçluyorlar.
Gençliğimizde Frenk aydınları da General de Gaulle'a kızarlardı, onu babacıl olmakla suçlarlardı. Fransız halkı generali büyük oy çoğunluğuyla iktidara getirmiş, yaptığı "babacıl anayasayı" da onaylamıştı ama aydınlar kızıyorlardı. Jean-Paul Sartre, 68 olayları sırasında kendisine "sevgili üstad" diye başlayan bir mektup yazan cumhurbaşkanını "bana ancak kahvehane garsonları üstad derler" diye tersleyecek kadar terbiyesizleşmişti...
Bizimkiler önce Fatih Terim'e kızdılar, şimdi de başbakana kızıyorlar.
Baktılar ki "diktatör" çamuru pek tutmayacak (mitinglerde kendisine her türlü hakaret alenen ediliyor, işlem yapan yok), bari babacıl diyelim...
Lakin bu baba, kafasını kızdırana tekme ve yumruk atmıyor Sarıgül gibi. (Sarıgül koyuyor ama oturtamıyor, sonuçta belediyeci bu adam, cuntacı değil ki...)
Yönetici bizim partiden olursa mesele yok, düşman partiden olursa babacıl der çıkarız. Fikir bu.
Şimdilerde evinin kadını olup dolma saran bir hanım yazarın deyimiyle "Türkiye'ye demokrasiyi getiren Atatürk" ülkeyi on sekiz sene babacıl bir rejimle yönetti, gönüllerimizde taht kurdu.
O demokraside tek partinin mebus aday listeleri cumhurbaşkanı tarafından saptanıyordu.
Vali hem ilin başı hem de partinin il başkanıydı (öte yandan Kızılay başkanlığı bile yapıyordu!)
Sonra bir başka baba geldi, onu Ebedi Şef ilan etti, kendini de Milli Şef... Solu iki kere tırpanladı, ezdi geçti, solun manevi lideri oldu... Demek ki solcular da baba dayağı seviyorlar.
Fakat Bayar ile Menderes babalığı fazla kaçırdılar, alaşağı edildiler.
Halk aydınları iplemediği için Demirel'e de yıllarca baba dedi.
O da bazı bürokratlar tarafından "fazla baba" bulundu ve iki kere devirildi, bürokrasi bu memlekette kendi üyelerinden başka baba istemiyordu... Komünizm getirilecekse onu da bürokrasi getirir, babalık edilecekse onu da bürokrasi ederdi.
Cumhuriyetten önce altı yüz yıl halkın başında padişah vardı, o da bir çeşit babaydı.
Nitekim halk Atatürk'ü de bir çeşit "modern padişah" gibi algıladı ve demir disiplinli rejimine hiç sesini çıkarmadı. (Sorun, onun vefatından sonra yerine "üvey baba" geçince başladı. Aile içinde dirlik kalmamıştı.)
Şimdi Erdoğan'a babacıl diyenler, Lenin ya da Stalin gibi bir baba gelse hiç ağızlarını açmayacaklar! Çünkü "halkın seçtiği adam gitsin, onun yerine halk iktidarı kurulsun" diyecek kadar da kafasız insanlardır.
Görülüyor ki, bir kısım aydın ne kadar mızmızlansa da, babacıl yönetim "halkın ruhuna" uygundur. Buna solcular da dahildir.
İnsanımızın aldığı "aile içi eğitim" de, yüzyıllar boyunca oluşmuş "kollektif bilinçaltı" da buna yatkındır.
Siyasi açıdan "iskele babası" görüntüsü verenler de seçimlerde hep havalarını alırlar.
Adam dövseler de dövmeseler de farketmez.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.