YAZARA MAİL GÖNDER Kılıçdaroğlu cahildir

YAZARLAR

Altmışlı yılların tipik "Anadolu solcusu" gençlerinden biridir o. Sarkık bıyıklı, gri hırkalı, beyaz gömlekli, ayağında "kes" lastik... Kasabasından çıkıp okumaya Ankara'ya gelen çocuklardan. Hani Uğur Mumcu'nun "Türkiye'nin kurtuluşunu onlardan beklediği" Anadolu solcuları vardı ya, onlardan.
Yok, "parkalı" değil, eylemci değil... Kendini ateşe atmayacak, CHP'ye üye olup "devletle bütünleşecek", bürokrasinin merdivenlerini adım adım tırmanıp sonunda genel müdürlükten emekli olacak kadar da uyanık ve konformist...
Bu tipler kitap okumazlar. Herşeyden evvel yabancı dil bilmezler.
Nitekim Kılıçdaroğlu bundan birkaç yıl önce "okuduğu en son romanın İnce Memet olduğunu" kendisi beyan etmemiş miydi?
Bu tipler Cumhuriyet gazetesiyle beslenirler. Tövbe, altmışlı yıllarda Ant dergisi, Türk Solu dergisi falan da okurlardı. O kadar.
Kılıçdaroğlu, bilgisi ve dünyası bunlarla sınırlı tipik bir "yarı-aydın"dır.
Yarı-aydın olduğu için, Alman ajanı ve İttihatçılar'ın akıl hocası Parvus namıyla maruf Alexander Israel Helphand'ı "Türk büyüğü" sanıyordu. Ne Kemal Tahir'i okumuştu (bu kişi Yorgun Savaşçı romanında Carlos Çorbacı olarak geçer), ne de Scharlau ve Zeman'ın o kapsamlı biyografisinden haberi vardı.
Yeri cennet olası hocam Tahir Alangu bize Parvus'u daha lise ikide tanıtmıştı oysa...
Kılıçdaroğlu Alman siyasi tarihinden Siyasal'da sınava girse çakar.
Geçen gün bir konuşma yapmış partisinin meclis grubu toplantısında, tabii kimse ağzını açıp da düzeltmemiş (CHP milletvekillerinin hepsi de cahil değil ya canım, aralarında profesörler bile var.)
Yalnız onlar değil, muhalif basının cahil bülbülleri de farkında değiller, iftiharla yayınlamışlar...
Demiş ki, "İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya'daki Gestapo'yu unutmayın, istihbarat örgütüydü, yasaldı ama istihbaratı devlete değil partiye veriyordu"...
Sayın Kılıçdaroğlu, bu cümlenizden sanki "Gestapo örgütü İkinci Dünya Savaşı öncesinde varmış ama savaş yıllarında yokmuş" gibi bir anlam çıkıyor. Hadi bunu geçelim, dil sürçmesidir diyelim (öyle olmadığını biliyoruz ama sağlık olsun.)
Gestapo, bir istihbarat örgütü değildi. Gizli polisti, Geheimestaatspolizei. Ge... Sta.. Po...
Bu o kadar böyledir ki, Stalin denilen alçak, ittifak yapmak üzere Moskova'ya geldiğinde Alman dışişleri bakanı Von Ribbentrop'a NKVD başkanı Lavrenti Beria'yı gösterip "işte bu da bizim Himmler'imiz" demekten utanmamıştır!
Görevi, rejim karşıtlarını, özellikle solcuları, bu arada Yahudiler'i izlemek, yakalamak ve yoketmekti. SS örgütüne bağlıydı, onun Sicherheitsdienst adı verilen istihbarat kısmının kardeş kuruluşu.
Sivillerden oluşurdu, bizim eski MİT gibi "asker ağırlıklı" değildi.
"Kendi kendine yeten" bir örgüttü, istihbarat toplayıp biryerlere iletmezdi, işi kendisi bitirir, işkence eder, ya öldürür ya toplama kampına gönderirdi. Polis de kendisiydi, yargıç da, cellat da.
Yani, sizin buyurduğunuz gibi "devlete değil ama partiye" falan bir şey verdiği yoktu.
Kaldı ki, o dönem Almanya'da devletle parti birbirinden farklı şeyler değillerdi. İçiçe geçmişler, birbirleriyle özdeş olmuşlardı. Birine bir şey "versen" ötekine de vermiş olurdun yani.
Hani sizin otuzlu ve kırklı yılların CHP'si gibi canım!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.