YAZARA MAİL GÖNDER Demokratik siyasette neden "Bu şiddet bu celal" var?

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR

Bu "Sosyal Medya" denilen fenomen Türk toplumunda kendisini Başbakan Erdoğan'ın rakibi olarak gören ne kadar çok insanın bulunduğunu da ortaya koydu.
Tabii ki "Twitter"in ve "Facebook"un açığa çıkardığı toplumsal ve bireysel gerçekler bundan ibaret değil. Sosyal medyadaki mesajları izlerken veya "İnstagram"a gönderilen fotoğraflara bakarken, yurdum insanının kendi mesleğinden pek tatmin duymadığını, ama her sabah sofraya koyulan kahvaltısına hayran olduğunu da görüyorsunuz.
İnstagram'da o kadar çok zeytin- peynir- reçel ve çay birlikteliğinin görüntüsü var ki... Bir de insanlar kendi görüntülerine çok hayranlar... Gece çekilip sosyal medyaya koyulan fotoğraflardaki flaş yansımaları sonunda insanların kedi gözlü görüntü vermeleri bile, bu hayranlığı gölgelemiyor.

Atatürk'ün konumu...

Siyasete sosyal medya aracılığı ile katılıma ve başbakan adaylarının çokluğuna gelirsek...
Burada dikkati çeken bir nokta var...
Başbakan Erdoğan'ın yönetiminden mutsuzluk duyanlar ve iktidarın el değiştirmesinden yana olanlar, bu değişimin gerçekleştirilmesi konusunda nedense ne Kemal Kılıçdaroğlu'na, ne de Devlet Bahçeli'ye fazla güvenmekteler.
Genel olarak bu konuda Atatürk'e ümit bağlandığını belirten göndermeler yapılıyor.
İktidara alternatif muhalefet yoksunluğunun bir yansıması da Atatürk'ün günlük siyasete taraf olarak sokulması çabaları değil mi?

Üslup meselesi
Tabii bir de üslup meselesi var... Sosyal medyadaki muhalefetin üslubu, Kemal Kılıçdaroğlu'nu bile zaman zaman utandıracak ifadelerle dolu.
Evet... Yurdum insanı her sabah önüne gelen kahvaltıya ve kendi görüntüsüne çok hayran ama yaptığı işten pek tatmin duymuyor.
Örneğin gazetelerde köşeleri olan bazıları, gerçek düşüncelerini köşelerinde değil sosyal medyaya yolladıkları mesajlarda açıklamayı yeğ tutuyorlar. Belki bu durum "Patronsuz gazetecilik" özleminin bir çeşit yansımasıdır.
Sosyal medyada siyaset üzerindeki çeşitlemeleri izlemeye çalışırken, Mehmet Akif'in İstiklal Marşı'nın dizelerini düşünüyorum hep.
Şairimiz İstiklal mücadelesinin verildiği o günlerde bayrağımızdaki "Hilal"e hitap ederek "Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal?" diye yazmıştı.

Ne bu şiddet bu celal?
İstiklalimize sahip olduğumuza göre bayrağımızdaki "Hilal"den de, o bayrağın altında yaşayan insanlardan da artık şiddet ve celal değil, sevgi, saygı, uzlaşma, hoşgörü ve anlayış beklememiz gerekmiyor mu?
Oysa bugünün dünyasında kendisi gibi olmayan, farklı görüşlere sahip insanlara hakaret etmek, sosyal medyanın bazı katılımcılarına göre siyasi katılımın yöntemi olarak görülüyor.
"Sosyal medya yeni bir olgu, zamanla katılımcılar da üsluplarını düzeltmek gereğini hissedeceklerdir" diyebilirsiniz.
Ama İletişim Çağı öncesinde de Türk siyasetine egemen olan üslubu hatırlarsanız, "Siyasi rekabet"i "Kavga etmek" şeklinde algılayan kötü alışkanlığımızı çağlardan çağlara taşıdığımızın farkına varırsınız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.