Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Son olarak ortaya çıkan dinlenenler listesinin kabarıklığına bakarak, bunları dinleyenlerin kafalarının ne kadar karışık olduğunu düşünmüyor musunuz?
Belki de tele-vaiz Fethullah Gülen'in duadan bedduaya dönüşümüne, bu dinlenenler sebep oldu... Cemaatin telekulak imamları eğer Hakan Fidan'ın ve Ertuğrul Özkök'ün telefon konuşmalarını aynı metin içinde Hocaefendi'ye sundularsa, adamcağızın kafasının karışmamış olması mümkün değildir...
Anlaşılmaz olan durum şu.
Çeşitli kişisel ve siyasal nedenlerle kendilerini Beyaz Türk olarak görmeye başlayan ve "Erdoğan olmasın da ne olursa olsun" diye yazıp konuşan "Eski dostlar", birbiri ardınca açığa çıkan bu kepazelikleri hâlâ nasıl görmezden gelebiliyorlar?
Eski akıllarını yitirmeselerdi "Erdoğan diktatör" oldu diye yazıp duracaklarına "Böyle diktatör dostlar başına" diyerek, gerçek durumu irdeler ve "Muhalefetteki diktatör" benzeri yazılar yazarlardı.

Hangi gizli gündem
Ama burası böyle işte... Kimin ne zaman nerede duracağını kestirmek kolay değil. "Erdoğan'ın gizli gündeminde şeriat rejimini getirmek var" diye ağlaşan Beyaz Türkler, şimdi Cemaat Holding'de laikliğin kurtuluşunu aramıyorlar mı?
Aslında meselenin laiklik falan olmadığı ve siyasetin rantını iktidarı ele geçirerek elde etmeye çalışanların bazen "Şeriat", bazen "Komünizm", bazen de "Bölücülük" tehlikelerini sahneye sürdükleri apaçık ortada değil mi?
Bu hep böyle oldu. Süleyman Demirel de 1960 sonrasının Beyaz Türkleri için ya "Kanunsuz Süleyman" ya da "Morrison Süleyman" değil miydi? Ama o dönemde keskinleşen sağ-sol kamplaşması yüzünden Beyaz Türkler ikiye bölündü ve "Su kullananın toprak işleyenin" diyen Ecevit'e karşı Demirel'e sarılmadılar mı?

Organize sanayi bölgeleri
Yakın düne kadar Tayyip Erdoğan'ın gizli gündeminde "Şeriat özlemi" bulunduğunu iddia eden Beyaz Türkler, 1970'lerde de Bülent Ecevit'i Kerensky'ye benzetip "Sosyal demokrasiden sonra komünizm gelir" demezler miydi?
Bu Beyaz Türkler'in sayıları gelişmeye paralel olarak arttı. 1950'lerde traktörün ve modern tarımın girmesi ile zenginleşen çiftçilere, Kadıköy vapurunun lüks mevkiinde hepsi birbirlerini tanıyıp selamlaşan Beyaz Türkler "Hacıağa"lar olarak bakmazlar mıydı?
Derken bu hacıağalar da sanayiye girdiler, TÜSİAD'cı falan olmaya başladılar. Bu arada 1980'lerde Özal'ın bilinçle uyguladığı "Organize Sanayi Bölgeleri"nden Anadolu Kaplanları çıkmaya, Anadolu'nun esnafı tüccar, zanaatkârı sanayici olmaya başladı.

Bunları anlamak kolay değildir
1950'lerin hacıağaları 1980'lerde Beyaz Türk olmuşlardı ve Anadolu'dan gelen ikinci ve üçüncü dalga girişimcileri "Yeni zenginler" olarak görmekteydiler. Bunlar Özal'dan kurtulmak için Demirel'i "Umut baba" diye de pompaladılar. Daha sonra bu Beyaz Türkler "Gümrük Birliği" yüzünden de Çiller'i terk edip, "28 Şubatçı Beyaz Türkler"e dönüşmediler mi?
Kısacası kentleşme, modernleşme, kapitalistleşme, demokratikleşme ve benzeri her çeşit olgu, Türklerin renklerini, konumlarını, tutumlarını etkiliyor.
Ama kendilerini liberallikle, Kürt barışı ve demokrasi ile özdeş gibi gösteren ve "Eski dost" olarak bilinen Türklerin, şimdi "Erdoğan olmasın da ne olursa olsun" tekerlemesine takılmalarını ve Beyaz Türkler gibi davranmalarını anlamak zordur.
Özdemir Asaf'ın şiiri ile noktalayayım bu yazıyı.
"Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu/ Birinciliği beyaza verdiler".

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER