YAZARA MAİL GÖNDER Gerçeklerle yüzleşmeliyiz

YAZARLAR

Siyasetin, toplumun ve şehirlerin kimyası bozuldu. Gezi Parkı'yla ilgili habercilik mesleki açıdan varoluş sınavıdır. Gelen eleştirilere kulak verilmeli

Dün, İstanbullu okurların gazeteye tepki yağdırdığı bir gün oldu. Sebebini tahmin etmek güç değil. Güvenlik güçlerinin cumartesi akşam saatlerinde Gezi Parkı'nın boşaltılması için uyarıları ardından başlatılan operasyonun ve hemen ardından park çevresinde ve şehrin başka yerlerinde patlak veren protesto gösterilerinin SABAH'ta sunuluş dili, anlatım tercihleri, ayrıntı seçimleri beğeniyle karşılanmadı.
Dün okurların tepkisini göğüslemekte alışılmadık derecede güçlük çektiğimi belirteyim. Buna, sosyal medyaya da yansıyan eleştirileri de eklemek gerekir.
Gene de, aşırı tepki ve alayı bir yana bıraktığımızda, buraya iletilen mesajlarda çok somut bir tablo ortaya çıkıyor.
Dünkü baş sayfanın manşeti üstündeki ifadeye bakalım önce:
"Polis kimsenin can güvenliğini tehlikeye atmadan parkı boşalttı".
Ve manşet: Günaydın Gezi.
Spotta da şu yazılı: "Göstericileri 40 dakika anonslarla uyaran polis, kontrollü müdahaleyle eyleme son verdi ve Gezi Parkı'nı yeniden herkesin kullanımına açtı."
Alttaki iki ön haber metninde ise saatler verilerek operasyonun nasıl başladığı ve neler yapıldığı anlatılıyor. (Bu kısımla ilgili bir eleştiri yok.)
İç sayfada ise başlık daha sakin ve anlatıcı: Park Boşaltıldı.
Altta dört parçaya ayrılmış bir sunum var. Ana haberde, sabah saatlerine kadar süren protestolar ve çatışmalar ana başlıklar halinde aktarılmış. Diğerinde protestoların hangi farklı semtlere yayıldığına yer verilmiş. Üçüncü haberde Ankara'daki gösteriler ve CHP milletvekillerine dair bazı ayrıntılar yer almış. Dördüncü haberde ise Gezi Parkı eyleminin "hangi odaklar tarafından hazırlandığı"na ilişkin, Başbakan'a sunulan bir rapor anlatılmış.
Okurların sert eleştirileri, iç değil, baş sayfadaki sunuma yönelik.
Bazı sesleri sizinle paylaşayım:
"Eski bir İstanbullu olarak aldığım gazeteyi tanımakta güçlük çekiyorum. Bize ne olduysa anlatın. İnternetten, bazı kanallardan gördüklerimizle sizin tehlikesiz diye anlattığınız olay arasında büyük farklar var."
"Nasıl olur da, insanlar karga tulumba sürüklenirken, zararının ne olduğu nolacağı belirsiz gazlarla hayatlar tehlike altındayken can güvenliği tehlikeye atılmadı diyebilirsiniz? Polis dilini sorgulamak yerine nasıl günaydın dersiniz, gerçekten anlamıyorum."
"Ben gerçekleri okumak istiyorum. Manşeti görünce dayanamadım artık."
Başka tepkiler de var, ama bu üçü eleştiri odağını net olarak özetliyor. Evvelce de bu köşede benzer tepkiler yer aldı. Bu siyasi gerilim hali böyle devam ettikçe, haberciliğin nasıl keskin bir okur gözlemi altında kalacağını da kestirebiliriz.
Ve bu haliyle, medyamızın haberleri tüm yönleri ile sunmakta son derece zorlu bir sınavdan geçmekte olduğunu, maalesef halkın gözünden daha da düştüğünü kabul etmek zorundayız. Mesleğimiz bir deri bir kemik.
Basınımızın en önemli özelliklerinden biri, haberi anlatan başlıklar yerine "tavır" sergileyen başlıkları tercih etmesi. Bu bize Batı'nın sansasyonel bulvar gazetelerinden sirayet etmiş bir popülist gelenek.
Yolsuzluk uğursuzluk organize suç gibi haberlerde bir tercih olabilir elbette, ama siyasi kriz, gerginlik, çatışma, felaket, sosyal travma ve kutuplaşma ifade eden gelişmelerde okurların gözüne daha çok batar, onları böler, öfkelendirir, en önemlisi, aidiyet hissettikleri gazetelerine yabancılaştırır. Oysa, saydığımız vb hallerde gazete ve gazetecilik çok özel bir duyarlılık, sorumluluk gerektirir.
Nasıl? Şöyle söyleyelim: Ne Pollyanna'cılık, ne de felaket tellallığı. Hayal, öfke veya karamsarlık tacirliği manşetlere yansırsa, algısı gazeteye hasar verir.
Gezi Parkı ile ilgili gelişmelerde haber ve tavır/yorum birbirinden ne kadar ayrılırsa, haber dili ne kadar polis/güvenlik dilinden arıtılıp halk diline dönüştürülürse gazete de okur da bundan kazançlı çıkar. Unutulmasın: Böyle zamanlarda okur (veya izleyici) önce olup biteni anlamak ister, adil miyiz değil miyiz bunu sorgular, "en doğru ve dürüst haberi kim veriyor?" diye sorar ve oralara yönelir. Bu asla değişmez.
Okurların eleştirileri haklı mıdır? Mesele eğer okurun başlıklar üzerinden yanıltılmaya, gerçeğin çarpıtılmasına itirazı ise, evet. Kuşku yok. Kanaat köşeleri ne olursa olur, ama habercilikte okur beklentileriyle ve temel ilkelerle hiç inatlaşmamak gerekir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.