YAZARA MAİL GÖNDER Diyarbakır izlenimleri

YAZARLAR / Bölgeler Yazarları

"Çocuğun gördüğü düştür barış. Ananın gördüğü düştür barış.
Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış."
demişti Yannis Ritsos, 'Barış' adlı lirik şiirinde.
Ve sonra devam etmişti:
"Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara, yangının eritip tükettiği yüreklerde ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun, ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık, boşa akmadığını bilerek, kanlarının, barış budur işte."
Önceki gün, kısa bir süre sonra ikinci kez ayak bastığımız Diyarbakır'da, bu şiirin yansıttığı 'insanın insanla kardeşliğinin' ve aslında sadece bu duygunun; barış sürecinde iktidar olabileceğini, derinden hissettik yeniden...
Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun da; çok yerinde, çok olumlu bir adımla; İzmir'in önemli yerel aktörlerini yanına alarak; Diyarbakır'a 'dostluk ve barış' temalı geziyi düzenlemesi; iki kentin birbirine yaklaşımını taçlandırdı.

ADINI SİZ KOYUN

Adına ne derseniz deyin; 'barış' ya da 'açılım'; bu sürecin tüm siyasi reflekslerden sıyrılarak; tamamen koca bir ülkenin meselesi olduğunu, herkesin bu tabloyu sahiplenmesi gerektiğini, artık gençlerimizin, bir tek insanın bile kanının akmamasının savunulmasını; bu köşede hep vurguluyoruz. Zaten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da; bu tabloda daha negatif noktada duran, olumsuz çıkan seslere rağmen; İzmir'den Diyarbakır'a uzanan dostluk ve barış köprüsüne öncülük yapmasının nedenini, tek bir cümlede özetledi:
"Yüreğime inanarak gittim" diye...
Nazım Hikmet Usta'nın ünlü dizelerindeki gibi "Yüreklerin kulakları sağır"ken bazı cephelerde; insanın barış köprüsünü, inanarak, iç sesini dinleyerek kurması çok değerli.
Bu nedenle biz de teşekkür borçluyuz Kocaoğlu'na. Bu tutumunu da alkışlıyoruz içtenlikle. Kalbinin sesini dinleyen, gönlü barış duygusuyla çarpan; İzmir'in uzattığı eli, çok büyük bir heyecanla; zarif şekilde kucaklayan bir başka değerli insan da Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'di. İzmir heyetini havaalanı girişinde, elinde kırmızı barış gülleriyle karşılayıp; o gülleri herkese saygıyla tek tek sunarak, 'Hoşgeldiniz' diyen Diyarbakır Belediye Başkanı da, Kocaoğlu ile birlikte bu sürece anlam kazandıran insanların başında geliyor.
Bu nedenle sohbetimizde "Diyarbakır'da, Mezopotamya'nın kadim halklarının torunlarıyla karşılaşacaksınız" diyen Baydemir'e de sevgiyle kutluyoruz.

KAYGILARI GİDEREN

Medyada da, aynı konu çok yazılıp çizildi.
Biz biraz daha somut izlenimlerimizle sürdürelim, sürece mercek tutabilecek notlarımızı. Bizim gözlemlerimiz; Uluslararası Kültürel Araştırmalar Merkezi'nin (UKAM), Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 13 ilde, 2 bin 985 kişi ile yaptığı araştırmanın sonuçlarıyla da örtüşüyor. Şimdi Batı'nın penceresinden bakıldığında, çok sayıda insan; (saygı duyuyorum) Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünebileceği kaygısını taşıyor. Bu kaygının yerinde olmadığını, bu gezide de gözlemledim. Çünkü böyle bir tablonun oluşması için, öncelikle bir tarafın ayrılmayı istemesi gerekir. Hatta haydi ayrılmak bir kenara diyelim, en azından 'özerklik' istemesi gerekir. Sanıyorum, farklı kesimlerden 50'ye yakın insanla görüştüm. Aralarında, sade yurttaş kimlikli olanlarla birlikte, siyasetçiler de vardı.
Hiçbir kimseden 'özerklik' talebi duymadım. Bir kişiden bile... Yani kimse Güneydoğu'da resmi bir 'özerklik' istemiyor. Halkın da, siyasetçisinin de 'özerklik' talebi yok. Herkesin isteği, daha demokratik bir ortamda, eşit yurttaşlık haklarına sahip olunması. Anayasa'da bu haklara gönderme yapılması; bir de öncelikli olarak bazı noktalarda, 'ana dilde eğitim hakkının' verilmesi üzerine yoğunlaşıyor.
UKAM'ın algı araştırması da, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, halkın yüzde 84'ünün çözüm noktasında iyimser olduğunu ortaya koyuyor.

EŞİT YURTTAŞLIK
Aynı coğrafyada, bu araştırmaya göre, halkın yüzde 80'nine yakınının 'özerlik' talebi yok. Halkın yüzde 62'si, Kürtlere tanınabilecek en iyi statüyü 'eşit vatandaşlık' olarak görüyor.
Sonuçta her iki tarafta da, sürdürülebilir şekilde karşılıklı empati yapmaya gereksinim var.
Sağduyulu olmak, karşılıklı anlayış ile hareket etmek, halkı dinlemek, tüm yurttaşların birbirlerini sabırla dinlemesi, anlamaya çalışması; bu süreçte çok önem taşıyor, değer kazanıyor. Bu nedenle İzmir ve Diyarbakır'ın birbirlerine yaklaşarak attıkları bu kardeşlik, dostluk adımı; önümüzdeki aylarda, sürecin simgesi haline gelecektir.

VİCDANLAR DEVREYE

Diyarbakır, Türkçeden Kürtçeye; Süryaniceden Ermeniceye, Arapçaya dek; pek çok dilde ve lehçede, farklı seslerin yankılandığı, farklı inançlardan insanların dualarının, aynı gökkubbeye yükseldiği; hoşgörünün, kardeşliğin, barışın öne çıktığı bir şehir olarak, bizlere kucak açtı.
Güzel İzmir'imiz de, binlerce yıllık görkemli tarihsel mirasının şemsiyesi altında; yine farklı inançların, farklı ulusların, asırlardır birlikte kardeşlik duygusuyla yaşadığı; geçmişi, şimdisi, geleceği büyük, parlak bir şehir.
Bu iki şehrin, barış duygusuyla kucaklaşması, günümüz için çok anlamlı. Bir yanda 'barış' istiyor gibi görünüp, diğer yanda 'aşırı milliyetçi' duruşları kaşıyarak; halkların ve insanlığın kutsal kardeşliğinin önüne geçmek isteyenler; biraz durup, ellerini vicdanlarına koyarak; sanıyorum bu tablo üzerine düşünmelidirler.
Sadece Türkiye'nin geleceği ve kardeşlik için... Bunun zamanı çoktan geldi, geçiyor bile...

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.