YAZARA MAİL GÖNDER Düş görmek

YAZARLAR / Bölgeler Yazarları

Hayat notları

Usturlab, sevdiğim bir sözcük. Bizde az kullanılıyor.
Kökleri belki farklı, ama yine de dilimize ait bir sözcük. Bir astronomi aletinin adı. Astronomide çeşitli problemlerin grafiksel karşılığının belirlenmesi, yıldızların yükseklik açılarının ölçülmesi, enlem dairelerinin belirlenmesi, burçlarla ilgili bilgilerin elde edilmesi gibi alanlarda kullanılmış.
Antik Yunan'da keşfedilmiş. Ama usturlabı, 9. yüzyılda Müslümanlar geliştirmeye ve astronomi alanında çok daha yoğun kullanmaya başlamışlar.

***
Apollinius (M.Ö. 240) icat etmiş usturlabı... Sonrasında dokuzuncu yüzyılda Harran'daki üniversitede Abbasi halifelerinin bilim ve kültüre verdikleri önem sonucu usturlab hakkında çeşitli eserler yazılmış. Bu konuda yazılan en eski kitabın 829-830 senesinde Bağdat'ta ve 833 senesinde Şam'da çalışan Ali İbn İsa'ya ait olduğunu vurguluyor kaynaklar. Bir başka anlatıma göre ise usturlabı ilk icat eden ve bu konuda ilk kitap yazanın Abbasi devri astronomi alimlerinden, Ebu İshak el-Fezari olduğu ve İslam dünyasında usturlabı ilk onun kullandığı öne sürülüyor.
***
Mevlana'nın çok güzel bir cümlesi vardır: "Allah ve insan sırlarının usturlabı sevgidir" diye...
Evet öyle; yeryüzü sırlarının usturlabı sevgidir...
Günümüzde yok olan, kimsesizleşen, özellikle herkesin birbirini ötekileştirdiği günümüz Türkiye'sinde, ıssızlaşan sevgi.
Haydi bakalım, hepimize günün sorusu; "İnsan ötekini sevebilir mi?"
Merhamet ve adalet
; bu ikisine sahipseniz, 'öteki ' gördüğünüzü sevebilirsiniz.
Zaten sevemiyorsanız, sorun ötekinde değil, kendinizde...
***
Bugünlerde ne çok 'özgürlük' kavramından söz ediyoruz.
Ey özgürlük... Hani; "Okulda defterime Sırama, ağaçlara Yazarım adını" diye devam eden; özgürlüğe adanmış, Livaneli'nin şarkılaştırdığı bir Paul Eluard şiiri gibi mi şimdilerde, gündelik hayatta acaba bu kavram... Aşk ve devrim şairi Eluard'ın dizeleri gibi mi özgürlük?
Bilmem...
Belki 'sevmektir', gerçek anlamda özgür olmak...
İnsanı ve hayatı sevmek...
***
Belki insan, yapmak istediklerini, sınırsızca yapabiliyorsa eğer, özgürdür bir yanıyla...
Ya da usta yazar, sevgili dostum Haşmet Babaoğlu ile bir sohbetimizde dediği gibidir: "Bazen istemediklerini yapmadığında özgürsün." Ama yine de bir insan hayatının akışında, ancak ne kadarını belirleyebilir ki yazgısının...
Bu nedenle özgürlük de, göreceli bir kavram...
Yarın ne olacağını bilemiyoruz çünkü...
Bu anlamda 'kaderimizi sevdiğimiz kadar', özgürüz belki de... Belki de bu nedenle (Amor Fati); yani Nietzsche'nin dediği gibi; insan mutlaka "kaderini sevmeli..."
***
Bu ara (geçtiğimiz yıllarda sevgili Haşmet Babaoğlu'nun bana tanıttığı) Portekizli büyük şair Fernando Pessoa'ya takılıyorum sık sık...
Yaşadığı ve tercih ettiği yalnızlığının dışına taşmak için, çok sayıda karakter yaratarak, takma adlarla şiirler yazmış Pessoa. Şairin 1935 yılında öldüğünde arkasında bıraktığı 25 bini bulan belge, bugün hala tam olarak elden geçirilmiş değil... Ölümünden sonra yayınlananların küçük bir bölümü bile, onun ne büyük bir şair olduğunu anlattı tüm dünyaya... Örneğin "Uzaklıklar, Eski Denizler" adlı kitabındaki küçük bir şiirde, şu dizeler çarpıyor gözüme: "Uyuyorum. Düş görürsem, bilmiyorum uyandığımda Gördüğüm düş neydi.
Uyuyorum. Düş görmezsem, tanımadığım Açık bir yerde uyanıyorum, Çünkü henüz bilmiyorum Uyandığım yer neresi.
En iyisi ne düş görmek ne görmemek.
En iyisi hiç uyanmamak."
İnsan sürekli düş gören bir uyuyan mıdır yoksa, şairin deyişiyle...
Bu nedenle 'yeryüzü sırlarının usturlabı sevgidir' belki de...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.