Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yurtdışında ye gitmeye vakit bulabiliyor musunuz? Çarpıcı mimari, yarışan lezzetler ve ünlü dizi Mad Men’de büyük payı olan ilham perileriyle müzeler, ciddi cazibe merkezi...

Sadece 'de değil, gösterildiği her ülkede büyük ilgi gören Mad Men dizisini bilirsiniz. 1960'lı yıllarda geçen dizinin başrolündeki yetenekli (ve çapkın) reklamcı Don Draper karakterinin George Lois'ten esinlendiği söylenir.
New Yorklu reklamcı George Lois çapkın mıydı bilmiyorum ama yetenekli olduğu kesin.
60'lardan 80'lere birçok yeni ürün onun sayesinde piyasada kendine yer açmış, birçoğu da onun reklamlarıyla yok olmaktan kurtulmuştu.
2013'te Türkiye'ye de gelen Lois'in, tıfıl reklamcılara verdiği öğütleri derlediği Olağan(üstü) Tavsiyeler adlı bir kitabı var. Fikirleri nereden bulduğu sorulduğunda, Lois lafı dolandırmadan "Metropolitan Sanat si" cevabını veriyor.
"Ben pazar günlerimi Metropolitan'da geçiririm" diyor Lois. "Orada eskinin şoku beni çarpar.
Siz de Londra'daki British Museum'da, Paris'teki Louvre'da veya Madrid'deki Prado'da aynı duyguyu yaşayabilirsiniz." Peki ya sizin müzelerle aranız nasıl? Gittiğiniz şehirde, kendini alışverişe verip müze gezmeyi vakit kaybı olarak görenlerden misiniz? Yoksa imkân bulduğu an kendini kalburüstü bir müzeye atanlardan mısınız? Biz ikinci kategorideniz...
Bunun tek nedeni yabancı bir ülkenin tarihsel kültürünü öğrenmek ve bizimkiyle karşılaştırmak değil. O da önemli elbette ama iş bu kadarla kaldığında, müzeye gitmek ödev haline geliyor.
Zevkten değil, adeta mecburiyetten yapılıyor.
Ödev dedik de... Hele bir de "Falanca müzeye gittin mi" diye soranlar karşısında ezik kalmamak için hepsine çentik atma zorunluluğu yok mu?
Halbuki müzelerin biz turistler için daha cazibesi var.
Bir kere müzeler genellikle sakin yerler. Bir turist olarak sağda solda koşturduktan sonra, yazın serin, kışın sıcak ve nispeten sessiz bir mekâna adım atmak insanı rahatlatıyor.

MÜZE KAFELERİ YARIŞIYOR
Sanat ruhun gıdalarından ama mideyi de boşlamamak lazım. Artık müzelerin çoğunda gayet düzgün kafeler ve lokantalar mevcut. Bazısı kentteki kalburüstü restoranlarla yarışan bu mekânların fiyatları da gayet makul oluyor çoğu zaman.
Hatta yeme-içme dergileri ve ekleri, her yıl 'Dünyanın En İyi Müze Restoranları'nı seçiyor.
Bunlar içinde Sydney Çağdaş Sanat Müzesi'nin MCA Cafe'si de var, Tokyo'daki Hara Çağdaş Müzesi'ndeki Cafe d'Art'da...
Avrupa'da dikkati çekenler: Rijksmuseum'daki Rijk (Amsterdam), Fondation Louis Vuitton'daki Le Frank (Paris), Museo del Novecento'daki Giacomo (Milan).
Evvelki hafta Stockholm'deki Vasa Müzesi'nden bahsetmiştik. Onun restoranı sıradan sayılır. Buna karşılık Fotoğraf Müzesi'nin (Fotografiska) restoranı muhteşem manzarası ve lezzetli yemekleriyle öne çıkıyor. Yolunuz düşerse mutlaka deneyin.
Yeni müzelerin mimarisinden de söz etmek gerek. En ileri, en şaşırtıcı, en tuhaf mimarlık fikirlerini müze yapılarında görmek mümkün...
Bu noktayı es geçmeyin. İspanya'nın kayda değer bir özelliği olmayan kuzey kenti Bilbao, modern sanat müzesi için öyle bir bina yaptırdı ki değil Avrupa'da, dünyada duymayan kalmadı.
Artık 'Bilbao eşittir Guggenheim Müzesi'.
Açık konuşalım: Guggenheim Bilbao'nun sanat koleksiyonu çok başarılı değil. Ama lokantası Nerua, dünyada ilk 10'a, olmadı ilk 20'ye giriyor.
Guggenheim Bilbao mimarisiyle öne çıkan müzelerin klasik örneği sayılır. Ancak direksiyonunu bu yola kıran daha nice müze var: Örneğin Amsterdam'daki ünlü Stedelijk Modern Sanatlar Müzesi'nin ek binası bu tarzda yapıldı.
Budapeşte'deki Ulusal Galeri ve Ludwig müzeleri de ultra modern bir tarzda inşa edilecek.
Öte yandan yarışa Çin de katıldı: Örneğin Guangzhou kentinde bilim, sanat ve tarih için üç fütüristik bina birden yapılıyor.

İLHAM MI LAZIM, BURADA
Lois'in sözünü ettiği ilham konusuyla bağlayalım.
Esin perisi gelsin omzuma konsun, diyenler sadece reklamcılar değil. Takıdan ambalaj kâğıdına, mimarlıktan modaya; şıklığın, estetiğin, albeninin öne çıktığı, mazruf kadar zarfın da önemli olduğu tüm işlerde insan ilhama ihtiyaç duyuyor. Müzeler de adeta birer ilham ambarı.
Geçen gün internette ABD ve Avrupa müzelerinde yer alan Latin Amerika kökenli süs eşyalarına rastladım. Aztek, Maya, İnka kültürlerinin çarpıcı figürleri aklımı bir kez daha uçurdu. Birinden broş yap, diğerinden triko panço...
Velhasıl müze gezmek sadece bir 'bilgilenme' faaliyeti değil: Yemek orada, mimari orada, ilham perileri orada... Daha ne olsun?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER