YAZARA MAİL GÖNDER Yemek pişirmekle aramızdaki platonik ilişki

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Mutfakta giderek daha az zaman geçiriyoruz ama yemek pişirmek, üzerimizdeki psikolojik ve duygusal çekiciliğini hâlâ koruyor. Ondan tümüyle kopamıyor ya da kopmak istemiyor, yemek pişirmekle aramızdaki bağı ekran karşısında sürdürüyoruz

Televizyonda zaplarken, geçtiğim hemen her kanalda bir yemek programı karşıma çıkınca birden kafama dank etti. Gerçi daha önceleri özellikle çalışan çekirdek ailelerin evlerinde giderek daha az yemek piştiğini gözlemliyordum. Öte yandan, hazır yemek sanayinin gelişme hızı da bu durumu doğruluyordu. Ama o günkü yemek programı enflasyonu başka bir ayrıntının farkına varmamı sağladı. Toplumumuz büyük olasılıkla hiçbir zaman evde pişirmeyeceği yemeklerin hazırlanışını başından sonuna dek büyük bir dikkatle seyrediyor, sanki mutfakta geçen sürenin kısalmasıyla orantılı olarak yemek yayınlarına daha fazla ilgi gösteriyordu.

AŞÇILAR YÜCELTİLİYOR

Mutfaktan kaçış olarak adlandırdığım, mutfakta yemek yapmaya harcanan zamanın azalışıyla ilgili ülkemizde yapılmış güvenilir bir istatistiğe rastlamadım. Ama insanların daha az yemek pişirip daha fazla hazır yemek tükettikleri bu güncel akımı başlatıp dünyaya yayan Amerika'dan ayrıntılı bilgiler var elimizde. Örneğin sıradan bir Amerikalı ev hanımı, 1960'da annesinin mutfakta yemek yapmaya harcadığı sürenin yarısını geçiriyor; yani 27 dakikasını. Başka deyişle, ailenin sofrası için Amerikalı bir kadının ayırdığı, günde sadece 27 dakikada olsa olsa hazır yemekleri ısıtıp sofraya getiriyor. Hadi diyelim, yanına yıkanıp ambalajlanmış olarak satılan yapraklardan bir de salata yapıyor. Bu şimdilik rekor. Ama dünyanın geri kalan bölgelerinde, dolayısıyla bizde de, durum böylesine vahim olmasa bile hızla bu düzeye yaklaşıyor.
Bir yandan daha az yemek pişirirken, bir yandan yemek üzerine daha çok ahkam kesiyor, yemek pişirenleri seyrediyor, kitaplar okuyoruz.
Restoranlarda açık mutfak uygulaması da bu gelişmenin bir uzantısı. Yemek yerken mutfakta çalışan aşçıları seyretmek hoşumuza gidiyor.
Aşçıların arasından bazıları sinema ya da futbol yıldızları kadar yüceltiliyor.
Birçok kişinin angarya saydığı yemek pişirme işlemini izlemek ise neredeyse üst düzey spor etkinlikleri kadar ilgi görüyor. Dahası, dünya televizyonlarında izlenen yemek programları sıradan bir Amerikalı kadının mutfakta geçirdiği zamandan daha uzun sürüyor. Mutfağına zaman ayırmaya yanaşmayan aynı kadın ekran karşısında hiç sıkılmadan oturuyor ve hiçbir zaman tatmayacağı yemeklerin hazırlanışını bayıla bayıla izliyor.
Yemek programlarının ev işlerine ilişkin diğer yayınlardan bir farkı var. Örneğin kadınları ilgilendiren dikiş, nakış gibi diğer uğraşlar hakkında ya hiç program yok ya da bunlar dikkatimi çekmeyecek kadar az. Aynı şey erkeklerin en büyük hobisi olan otomobil için de geçerli; söz gelimi yağının ya da lastiklerinin nasıl değiştirileceğine ilişkin programlara da rastlamadım.

ORTAK SÖZCÜK BÜYÜK

Yemek ise farklı. Sadece yemek programları yayınlayan özel kanallar bile var. Yemek dışındaki diğer gündelik faaliyetleri hemcinslerimiz seve seve başkalarına bırakıp bilinçaltlarından tümüyle silip atmış görünüyorlar. Yemek pişirmek ise duygusal ve psikolojik çekiciliğini koruyor. Kendimizi ondan tümüyle koparamıyoruz ya da kopmak istemiyor, yemek pişirme ile aramızdaki bağı ekran karşısında platonik düzeyde sürdürüyoruz.
Aslında yemek pişirmenin günün önemli bir bölümünü kapsadığı dönemlerde de yemek yapan kişiler seyredilirdi. O zaman da aile mutfakta bir araya geldiğinde baba ve çocuklar ocağın başındaki anneyi izlerlerdi. Nitekim hangi yaşta olursak olalım, çocukluk günlerimizi anımsadığımızda, annemizi, mutfakta çalışırken gözümüzün önünde kolayca canlandırabiliriz. Annenin ocak başında malzemeleri lezzetli yemeklere dönüştürmesi, mutfağın kimyası hakkında hiçbir bilgisi olmayan çocuğa mucize, büyü gibi görünmüştür büyük olasılıkla. Nitekim eski Yunan'da 'aşçı', 'kasap' ve 'rahip' için ortak 'mageiros' adı kullanılmaktaydı ve bu da 'büyü' sözcüğü ile aynı kökten türetilmişti.
Çevremde yemek yapmaya pek az zaman ayıran, hatta hiç yapmayan epey genç var. Mutfakla doğrudan bağlarını evlerinde bulundurdukları birbirinden şık yemek kitapları aracılığıyla sürdürüyorlar. Televizyonda bazı yemek programlarını da hiç kaçırmıyorlar. Kendileri yemek yapmıyorlar ama yemeğin iyisini yemeyi seviyorlar.
Ünlü antropolog Levi Strauss yemek yapmanın insanı insan yapan birincil faaliyet olduğunu, kültürün yemekle başladığını söylemiş. Dolayısıyla mutfaktan bütünüyle kopmadıkları açıkça belli olan bu gençlerin yemek programlarının, yemek kitap ve dergilerinin pasif izleyiciliği ve okurluğundan yemek pişiriciliğine, bu muhteşem kültürün aktif uygulayıcısı olmaya geçmeleri için ufak bir gayret göstermeleri gerekiyor. İnanın, sonuç bu küçük çabaya değiyor...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.