YAZARA MAİL GÖNDER Kuşaklar boyu mutfağın demirbaşı: Tahta kaşık

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Tahta kaşık bütün mutfak avadanlıkları içinde ileri teknoloji kavramına en uzak olanı, ama aynı zamanda hepsinin arasında en değer verileni, en güvenileni. Herhangi bir açıp kapama düğmesi yok, kullanırken tuhaf sesler de çıkarmaz; bugüne dek kimse patentini almayı akıl etmediği gibi, garanti belgesi de yok.
Doğrusu bugüne dek tahta kaşığı olmayan bir mutfakla karşılaşmadım; dolayısıyla evinizde hiç değilse bir tahta kaşığın bulunduğunu varsayıyorum.
Şimdi evinizdeki tahta kaşığa şöyle bir yakından bakın lütfen. Ağacın damarlarını takip edin. Meşe ağıcından sanayi ürünü bir kaşık mı, yoksa bir ağaç ustası onu zeytin ya da şimşirden elde oyarak mı yapmış, inceleyin. Sonra biçimine bakın yuvarlak mı oval mı? Tek parçadan mı yapılmış, üzerinde delik var mı, haznesi derin mi, yoksa düz bir kaşık mı? Belki de tavanın her noktasına ulaşabilsin diye ucu uzuncadır. Ya da sapı normalden daha kısa tutulmuştur; çocuk da zorlanmadan kullanabilsin diye. El ateşin sıcaklığından etkilenmesin diye sap normalden uzun yapılmış da olabilir.

MÜTEVAZI BİR ELEMAN

Tahta kaşık deyip dudak bükmeyin; o yapılırken ekonomik, sosyal, pek çok faktör göz önünde tutulmuştur. Tasarım ve mühendislik kriterleri gözetilmiş, onunla yemek pişirme sürecininin kolaylaşması sağlanmıştır. Tahta kaşık mutfakta ocağı kullanan kişinin sessiz yardımcısıdır, ekibindeki en önemli elemandır. Ama son derece gösterişsiz, varlığı neredeyse fark edilmeyen, mütevazı bir eleman. Onunla erittiğimiz çikolataların, çırptığı yumurtalar, hızla karıştırarak yanmaktan koruduğu soğanların yüz suyu hürmetine ona saygı göstermek aklımızdan bile geçmez. Evet, tahta kaşık öyle hayranlıkla seyredilen bir teknoloji ürünü değildir. Geleneksel tahta kaşığı tasarım yarışmasına sokmaya kalksanız, jüri şaka yaptığınızı sanabilir. Ama bilimsel açıdan incelediğimizde durum değişir. Tahta tavayı çizmez; dolayısıyla zarar vermekten korkmaksızın tahta kaşığı gönlünüzce tavanın dibine sürtebilirsiniz. Ayrıca başka maddelerle karşılıklı etkileşime geçmez; örneğin yemeğe metal tadı sinecek, domates ya da limona değip zarar görecek diye endişe etmenize gerek yoktur.

UYGARLIĞIN BİR PARÇASI

Ayrıca tahta çok kötü bir ısı iletkenidir; bu özelliği sayesinde kaynayan çorbayı dakikalarca karıştırsanız da, eliniz yanmaz. İşlevselliği bir yana, tahta kaşığı kullanmamızın en önemli nedeni, onu hep kullanmış olmamızdır. O, uygarlığın bir parçasıdır. Aletler önce işlevsel oldukları ya da bir sorunu giderdikleri için kullanılır. Ancak zamanla çok sevdiğimiz aletlerin kullanımını kültürel etkenler belirlerler. Örneğin, paslanmaz çelikten tavalar döneminde bu malzemeden yapılmış tencere ve tavalara zarar verme endişesi olmaksızın metal kaşıkları kullanmamızın önünde bir engel yok. Ama yine de metal kaşıklarla çalışırken rahat etmeyiz. Az önce özenle doğradığımız sebzeyi metal kaşığın keskin kenarları parçalayacak, ayrıca metal sap ele iyi oturmayacaktır. Üstüne üstlük, tahta kaşığın tencere ya tavada çıkardığı hafif tıkırtılardan farklı olarak metal kaşığın kaplara değdikçe yaptığı gürültü de cabası...
Plastik çağında yaşadığımızı, plastik spatül kullanmamız gerektiğini, üstelik tahta kaşığın bulaşık makinesine de uygun olmadığını, birkaç kez yıkandıktan sonra yumuşayıp liflerinin ayrılacağını söyleyenler çıkacaktır; siz onlara kulak asmayın. Bu iddialar büyük ölçüde gerçeklerden uzaktır.

SİLİKON OLANI DA VAR
Geçende mutfak malzemesi satan bir mağazada tuhaf bir nesne karşıma çıktı: silikondan yapılmış bir tahta kaşık taklidiydi bu ve onun fiyatının sekiz katına satılıyordu. Gerçekte plastik bir kaşıktı, ama tahtadan yapılan atası gibi ele oturmuyordu, ayrıca sıradan bir tahta kaşıktan beklenen hiçbir özelliği de yoktu. Ama üretici firma tahta kaşık görünüşü vermekle onu gözümüze, gönlümüze yakın hissettireceğini, tercih edilmesi için yeterli olacağını sanmıştı.
Yemek yaparken öyle olması gerektiğine inandığımız birçok küçük ayrıntı var. Örneğin yemeği tahta kaşıkla karıştırırız ama metal kaşıkla yeriz. Hangi yiyeceklerin çiğ, hangilerinin pişmiş halde servis edilmesi gerektiği konusunda görüşlerimiz kesindir. İtalyan yemeği yapan herkes rizottoya yavaş yavaş su ilave ederek pişirmek gerektiğini, makarnanın ise bol su içinde haşlandığını bilir ama niçin böyle olduğuna kafa yormaz.
Klasik mutfak aletlerinin biçimlerine gelince, bazılarınınki hiç değişmez. Eğer değiştirmeye kalkarsanız, kısa sürede piyasadan silinip giderler. Ama mutfak ne kadar modern, ne kadar teknolojik olursa olsun, eski göz ağrımız, sıradan tahta kaşık bizden önceki kuşakların evlerinde olduğu gibi, günümüz mutfak robotları, derin dondurucular, mikrodalga fırınlarının arasında varlığını sessiz sedasız sürdürüyor, görevini en iyi şekilde yerine getiriyor. İyi ki mutfağımızda modası gecmeyen bir avadanlık, kuşaklar boyu mutfağın demirbaşı tahta kaşığımız var!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.