YAZARA MAİL GÖNDER Mis gibi kokan yarma şeftaliyi özledim

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Son günlerde şeftali kafama takıldı. Tam mevsimi olduğu halde o dillere destan güzel kokuya sahip şeftaliye bir türlü rastlayamıyorum. Evet, suluysa sulu, olgun, rengi de olması gerektiği gibi. Ama tadında bir eksiklik var; şeftali kendinden beklenen aromasını yitirmiş ya da hiç sahip olmamış... Şeftaliden duyduğum hoşnutsuzluğa bir de onunla ilgili gazete manşetleri eklendi; şeftalinin yaz aylarının zam rekortmeni olduğu haberi, altın madalya alan sporcumuzu görmezden gelen saygıdeğer medya organlarında bile birinci sayfalardan yayımlandı. Gerçekten de şeftali, ahududu ve çilekle birlikte en sevdiğim meyvedir. Ama epeydir çilekten duyduğum hayal kırıklığını şeftalide de yaşıyorum. Bunun nedenlerini araştırdım ve bazı ipuçları yakaladım. Şeftali, geçmişi en eskiye uzanan meyveler sıralamasında büyük olasılıkla başı çeker. Onun ortaya çıkışı M.Ö. 2000 yıllarına tarihlendiriliyor. Ne var ki Çin'de bulunup yetiştirilmiş olması, bu ülkenin de kendini dünyanın diğer bölgelerinden tümüyle soyutlaması yüzünden, Batı, M.Ö. 100 yıllarına dek onun farkında olmamış. Bu arada İran'da da tüketilmeye başlanan şeftaliyle burada karşılaşan Romalılar şeftaliyi Avrupa'ya götürüp dönemin Batı uygarlığıyla tanıştırmış, İran kökenli olduğunu sanarak da bu meyveye Latice 'Prunus Persica' (İran eriği) adını vermiş. Bizdeki şeftali adı da Farsça kaba, iri anlamına gelen 'şaft' ve erik karşılığı 'alu' sözcüklerinin bileşimi 'şaftaluk'tan türemiş. Şeftali bizim coğrafyamızda sıradan bir meyve. Oysa Çin'de ardında zengin bir kültür yatıyor. Çinliler onu ölümsüzlüğün simgesi saymış. Hakkında birçok efsane var. Bugün şeftalinin dünyada 100 civarında türü var. Bizde de bunların 60'dan fazlası yetişiyor. Ülkemiz şeftalinin yetiştiği kuşak içinde. Şeftali türleri kabaca iki ana gruba ayrılıyor. Bunlardan birincisi, ötekine göre daha küçük, çekirdeği etine yapışık olan pembe, eti beyaz şeftali; diğeri ise iri, sulu, kabuğu sarı ile turuncu arasında değişen yarma olanı. Benim çocukluğumda birinci grup şeftali çok daha fazla üretilirdi ve bunlar mis gibi kokardı. Ancak yerken suyunun her yana sıçraması, çekirdeğinin etinden kolay ayrılmaması yüzünden ondan pek hoşlanmazdım. Bugün manav tezgahlarını dolduran tatsız, kokusuz şeftalilerin karşısında bütün kusurlarına rağmen onu özlüyorum. Peki, bugünkü tatsızlığı ve koku noksanlığı yarma şeftalinin kaderi mi? Hayır. O halde niye şeftaliler gereği gibi kokulu değil? Bunun en önemli nedeni şeftalilerin tam olgun hale gelmeleri beklenmeden toplanıp yolda ya da piyasaya çıkarılmadan önce saklandıkları depolarda olgunlaştırılmaları. Oysa bu meyvenin lezzeti ancak dalında olgunlaştığında gerçek düzeyine ulaşıyor. Şeftali, elma, domates, avokado gibi tam olmadan toplansa da, olgunlaşmayı sürdüren meyvelerden. Ama ne kadar ham koparılırsa, sonuçta olgunmuş gibi görünen meyvenin eti o kadar lastiğimsi ya da unlanmış gibi oluyor, meyve suyunu, lezzetini, aromalarını yitiriyor. Şeftali alırken bakın; üzerinde yeşil tonlar olmamalı. Zira olgunlaşması için ne kadar beklenirse beklensin, hiçbir zaman gerçek tadına ulaşamaz. Kabuğunun yer yer kırmızı olması da meyveye bir yarar sağlamıyor. Gelelim kokuya; olgun ve iyi şeftalinin en önemli göstergesi kokusu. Beklediğiniz tada sahip şeftalinin kokusu da ona yakışır olmalı. Meyvenin derisinde kırışıklıklar, çürükler görülmemeli. Elinize aldığınızda o boyda bir şeftaliden beklenen ağırlıkta olmalı. Avucunuza alın, hafifçe sıkın; hiçbir zaman parmağınızı üzerine bastırmayın. Kaya gibi sertse onu tezgaha bırakın, yaramaz. Tenis topu kadar sertse, olmak üzere demektir; bir hafta içinde istediğiniz kıvama gelecektir. Genç bir insanın eti kadar diri ve esnekse, ya birkaç gün içinde ya da hemen yenebilir. Aşırı yumuşamışsa, ondan şeftali suyu ya da sorbe yapsanız daha iyi edersiniz. Bütün bu bilgilerin ardından, hâlâ "Peki mis gibi kokan yarma şeftaliyi nereden bulacağım?" diye soracak olanlara, özetle cevabım: "Şeftali üretip satan bahçelere gidip ağacından toplayın ya da bir bahçe edinip kendiniz yetiştirin!"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.