YAZARA MAİL GÖNDER Biten bir Ankara masalı

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR

Yavuz Donat bence SABAH'ın en önemli yazarlarındandır. Bitmeyen enerjisiyle sürekli Anadolu'yu dolaşır: kent kent, kasaba kasaba. Ve bize oradan haberler derler, izlenimler sunar, söyleşiler ulaştırır. Gözümüz hep Batı kentlerinde olsa da, kendi adıma Anadolu'yu çok severim, fırsat bulunca giderim. Donat bana/ bize vatan sathıyla ilişkimizde sürekli ışık tutan bir çağdaş Evliya Çelebi'dir.
Geçen cuma yazısı Bir Ankara Masalı başlığını taşıyordu. Ve bize kapanan Atatürk Orman Çiftliği Merkez Lokantası'nı anlatıyordu. Hiç gitme şansım olmadı, ama hep duyarım. Donat yazısında o yerin gördüğü ünlü konukları sıralıyordu: Atatürk, İnönü, Bayar, Menderes... Demirel, Özal, Türkeş, Erbakan, Çiller, Ecevit, Sadettin Bilgiç, Barlas Küntay... Recep Tayyip Erdoğan... Vehbi Koç, Nejat Eczacıbaşı ve Sakıp Sabancı. Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Emel Sayın, İbrahim Tatlıses, Muazzez Abacı. Kendisi de orada Erdal İnönü, Vedat Dalokay, Uğur Mumcu, Deniz Baykal vb. ünlülerle yemek yemiş.
Sevgili Donat altını çiziyor: "kapanmanın arka planında kimse siyaset, iktidar, Atatürk karşıtlığı, yani öküzün altında buzağı aramasın" diyor.
Aramadık, aramıyoruz. Ama yine de sormak gerekmez mi: böylesine tarihi bir yer nasıl kapanıyor diye... Bu, haşa, Allah'ın emri mi, Peygamber'in buyruğu mu? Bir kader mi, bir büyük şehircilik kararı mı?
Hayır. Bu sadece kapitalizmi en kaba, en ilkel biçimiyle uyguladığınızda, yani artık kâr etmeyen bir yeri hemen gözden çıkardığınızda yaşanan bir olay. Oysa o lokanta sadece kâr ve kazanç ilkesiyle yaklaşılacak bir mekân mı? Kim bilir duvarları nasıl resim, dolapları tarihi eşya doludur, anılar her bir köşesine nasıl sinmiştir.
Böyle yerler, bir halkın ortak belleğinin korunduğu yerlerdir. Daha özenli, kadirkıymet bilir şekilde ele alınmalıdır. Tüm medeni dünyanın yaptığı gibi.
Bizler de İstanbul'da yok olan mekânlara bu düşünceyle yaklaşmıyor muyuz? O eski tiyatro- sinemaları niçin gözümüz gibi korumaya çalışıyoruz? Doğrudur, Emek, Alkazar veya Yeni Melek'in gösterim koşullarından çok daha iyisi var bugün, modern salonlarda... Ama o salonların içinden gelip geçmiş sayısız anıyı ne yapacağız?
Onca filmin, onca oyuncunun anısı, onca ortak yaşanmışlıklar... Perdelere sinmiş replikler, köşelerde saklı yankılar, belleğimizde hemen salonla özdeşleşen film sahneleri. Sanki hâlâ aramızda olan eski büyük sanatçılar... Tüm bunları bir başka AVM'nin elbette daha çok kazandıracak modernliği için feda etmeli miyiz? Uygar ülkeler ediyor mu? O eski salonlar da korunup modernleştirilemez mi?
Ya da ardından dövündüğümüz o eski yemek şatoları: Abdullah, Rejans, Hacı Salih, Ağa, Hacı Baba, İnci... Buralarda anıların ötesinde, adına mutfak kültürü dediğimiz şeyin en parlak sayfaları açıldı.
Eğer Türk burjuvazisi de habire en yeni, en gözde, en "magazinel" mekânların peşinde koşmak yerine, yüzyıllardır durmuş- oturmuş Avrupa burjuvazisinin yaptığı gibi tarihe kök salmış, markalaşmış mekânlara rağbet etseydi, hepsi ayakta olurdu.
Hepsi bir yana... Keşke Çiftlik Merkez lokantası kapanmasa da, ilk Ankara ziyaretimde gidip o havayı ben de koklasam...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.