YAZARA MAİL GÖNDER Orta Doğu'da Suudi Arabistan gölgesi

YAZARLAR

Mısır'da, demokrasi mücadelesi veren barışçı göstericilere karşı askeri yönetimin şiddet kullanması, katliama yol açtı. Resmi rakamlar beş yüzden fazla ölü olduğunu bildirirken, bölgedeki diğer kaynaklar bu rakamın iki bin civarında olduğunu söylüyor. Bu insanlık dramı gerçekleşirken, Mısır'da iktidarı gasp eden rejim üzerinde, Türkiye hariç söz sahibi hiçbir ülkenin etki etmeye çalışmadığı da ortaya çıktı. Askeri yönetim üzerinde baskı yapabilecek tüm ülkeler, değişik nedenlerle bu baskıları uygulamadıklarından, General Sisi kendisine geniş bir manevra alanı buldu ve bu acımasız saldırıyı gerçekleştirdi.
ABD, hala "darbe" sözcüğünü kullanmadan Mısır'daki yönetimi demokrasiye dönmeye davet ediyor, ancak tavrı, sadece göstermelik. Avrupa Birliği, başlangıçtaki sessizliğini bozdu, Birleşik Krallık ve Fransa, son katliamı takiben Güvenlik Konseyi'nin derhal toplanması için ortak girişimde bulundular. Batı dünyası, başarısızlığı önceden belli girişimlerde bulunarak kendi kamuoylarını tatmin etmeye çalışıyor.
Dünyayı "Batı" kökenli politikalarla açıklamak gibi bir şartlanma içinde olduğumuzdan, bölgede çok ciddi ağırlığı olan diğer aktörlerin "bağımsız" hareket edebilecekleri hususunu göz ardı edebiliyoruz. Darbe sonrası, Mısır yönetimine derhal 12 milyar dolar kredi açan Suudi Arabistan aslında hiç ses çıkarmadan bölgede son derece belirleyici bir rol oynuyor. Genellikle Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin dev finansal gücüyle birleşen Suudi Arabistan, son derece kapalı bir rejime sahip.
Geçtiğimiz aylarda, Rusya Federasyonu ile 15 milyar dolarlık silah alımı pazarlıkları yapan Suudi Arabistan'ın, bu silah alımı karşılığı Rusya'nın Suriye rejimine desteğini azaltmasını istediği söyleniyor. Karşılığında Rusya'nın da Orta Asya'dan Avrupa'ya doğal gaz nakliyesinde "doğal aracı" konumunun desteklenmesini istediği sızan haberler arasında. Bu gelişmeleri teyit pek mümkün değil, çünkü Suudi rejimi, hem son derece kapalı, hem de yöneticileri çok yaşlı ve hasta. Kral Abdullah 90 yaşında, Veliaht Prens ise 77 yaşında ve demans'tan mustarip. Rusya ile görüşen 37 yaşındaki Prens Bender bin Sultan ise Savunma Bakanı yardımcılığına getirildi. Kraliyet ailesi mensupları arasında ciddi bir siyaset mücadelesi yaşanıyor. Suudi Arabistan gerek petrol fiyatları, gerek bölge istikrarı açısından o denli önemli ki, hiç bir müttefik rejimin "dokunulmazlığına" karışmıyor.
Suudi Arabistan, bugüne dek sosyal istikrarını muhafaza etmeyi başardı. İnanılmaz bir petrol zenginliği, eşitsizliklerle dolu olsa da Suudi toplumunu belirli bir sosyal barış çerçevesinde tutabiliyor. Bütün dünyanın ortak korkusu, Arap devriminin bu ülkeye de sirayet etmesi ve rejimin varlığının tehlikeye düşmesiydi. Bunu engellemek adına rejim, bütün demokratik ülkelerin desteğini muhafaza ediyor.
Kral Faysal'ın hayatına mal olan 1975 suikastı ve 1979 yılında Mescid-i Haram'ın aşırı İslamcı öğrenciler tarafından işgali, Suudi ülkesinin sanıldığı kadar sakin olmadığını göstermişti.
Bir yandan son derece kapalı ve dini referanslı bir rejime sahip olmak, diğer yandan Batılı müttefiklerinden baskı görmek, aynı zamanda Mısır'daki katliama göz yummak, Suudi rejimini çok ciddi bir çelişki yumağına itmiş bulunuyor. Bu tenakuz, Suudi Arabistan'ın bölgede oynamak istediği rolü ne kadar üstlenebileceği hakkında büyük bir soru işareti oluşturuyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.