YAZARA MAİL GÖNDER Pax Americana

YAZARLAR

Tayyip Erdoğan, Kosova'ya giderken, Hakan Fidan'ı yedirmeyeceğini açıkladı ama sarf ettiği bir cümle dikkatimi çekti. Diyor ki: "Önüme belge konulmadan, gazetelerde şu haber çıkmış, bu haber çıkmış diye inandığım bürokratımı harcamam."
Demek, önüne MOSSAD'a çalışan İranlı ajanların isimlerinin Tahran'a bildirildiğine dair bir belge konulursa, o zaman gerekeni yapacak. Yani, ajan isimleri Tahran'a bildirilmişse ya da CIA'den elde edilen bilgiler İran'la paylaşılmışsa, bundan Başbakan'ın haberi olmadığı anlaşılıyor. Halbuki ben "İran'a istihbarat aktarılmış olabilir. Siyasi irade böyle münasip görmüştür" diye düşünmüştüm.
Oysa Başbakan, bunu reddediyor.
O zaman, yabancı basında çıkan haberler ya külliyen yalan ya da doğruysa Erdoğan haberdar değil.
Wall Street Journal ve Washington Post'taki yazıların AK Parti'yi, Başbakan'ı ya da Hakan Fidan'ı yıpratamayacağını, aksine Türk milletinin bu tarz manipülasyonlara karşı onlara arka çıkacağını yazmıştım; "Acaba bir başka hesap mı var?" diye sormuştum.
Amaç neydi? Salı günkü Dört Bir Taraf'ta Kadri Gürsel'in değerlendirmesi, düşüncemi netleştirmeme fırsat verdi. Aslında amaç, Türk kamuoyunu değil, ABD kamuoyunu olumsuz etkilemek. Türkiye'nin güvenilir bir partner olmadığı propagandasını yapmak, Erdoğan'ın İslâmcı kimliğini vurgulayarak, ABD çıkarlarına ters düştüğünü hatırlatmak.
Kadri Gürsel "Bu tarz yazıların arkası gelebilir" diyordu.
Bence hükümet, meseleyi ciddiye almalıdır. Batı'da niçin bir güven kaybının ortaya çıktığını iyi düşünmelidir.
Bunda acaba Suriye'deki aşırı unsurlara verilen desteğin rolü oldu mu? Ya da İsrail ile ilişkilerin bir türlü düzelmemesinin? İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yigal Palmor, CNN Türk'e yaptığı açıklamada şöyle diyor: "Türkiye'yle aramız düzelsin diye özür ve tazminat meselesinin halledilmesi gereğine inanıyorduk. Ama Türk yetkililer Gazze'de ablukanın kaldırılmasını ön plana çıkarmaya başladılar."
Başta, "Gazze'de ablukanın kalkması" gibi bir şart mevcut değildi; sonradan konuldu. Şimdi görüyoruz ki, bu şart giderek ağırlık kazanıyor.
Keşke Kanuni Sultan Süleyman döneminde olsaydık da, dünyaya nizam verecek güce sahip bulunsaydık.
Bugün bölgemizde sulh ve istikrarı temin edecek durumda mıyız?
Suriye'nin kuzeyinde uçuşa yasak bölge tesis edilmesini bile tek başımıza başaramayacağımız gibi, kendimizi Suriye saldırılarından korumak için, Almanya'nın, Hollanda'nın ve ABD'nin Patriot füzelerine ihtiyaç duyduğumuzu unutabilir miyiz?
Dünyada Pax Türkiye değil, Pax Americana geçerli. O zaman ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.