YAZARA MAİL GÖNDER Tiflis

YAZARLAR

Bazı kentler, hele adı biraz da farklı tarihlerle bütünleşmişse insanda yaşar, onca ismin, gerçeğin, görüntünün arasında. Sizdedir ama bir gün gidip oraları göreceğinizi düşünmezsiniz.
O kadar kişisel belleğinizin bir parçasıdırlar ki, sanki oralara giderseniz, o büyü bozulacakmış gibi bir duyguyu da içinizde beslersiniz. Mesela doğduğum ve 8 yaşıma kadar kaldığım Kars böyleydi.
40 yıl o kenti sokakları, yapıları ve anılarıyla içimde sakladım da, gidip görmek istemedim. Ancak çok sevgili dostum Tuncel Kurtiz gönül koyunca gittim.
Büyüsü bozuldu mu bilmem, ama sokaklarında dolaşırken, kafamın içinde yanan turuncu renkli bir fener bana eşlik etti.
Tiflis de öyle.
Anneannemle dedem Erivan'dan çıktıktan sonra mı, tam bilemiyorum, ama bir süre Tiflis'e gitmişler. Kars ve İstanbul macerası sonra gelmiş.
Ama anneannemin Azeri lehçesiyle konuştuğu dilinde Tiflis daima dostları, ahbapları ve anılarıyla mevcuttu. Belli ki, o tarihlerin çok önemi bir merkeziymiş. Sonra ben bu şehri, ressamları, müzisyenleri, sinemacılarıyla hep duydum. Bir de komünist tarihin efsanevi kentiydi. Ve Cemal Paşa bu şehirde öldürülmüştü.
Bu hafta başında gittim Tiflis'e Sayın Cumhurbaşkanı'nın heyetinde. Şu belirttiğim kültürel mirasla yüz yüze gelecek zamanım yoktu.
Çok istedim, Ulusal Müzelerine gidip mesela Pirosmani'nin resimlerini görmeyi. En az bir o kadar da aynı yerde açılmış Sovyet İşgali Tarihi 1921-1991 sergisini gezmeyi diledim ama vaktim yoktu.
Gene de sokaklarında dolaştım. Arabayla meydanlarından, bulvarlarından geçtim.
Yapılarıyla Kars'a ne kadar benzediğini görüp şaşırdım. Ama ne yalan söyleyeyim sokaklarına saçılmış yoksulluk görüntüleri burktu yüreğimi.
Onurlu, iyi, mert insanlar, tıpkı 1990'da gördüğüm Budapeşte, Doğu Berlin, Romanya gibi, tarihlerini, yaşamlarını sokaklara döküp satıyorlar.
Sokak başlarında, bahçesinde yetiştirdiği otları satanlar var. Ve ne tesadüftür ki, tarihimizde "Tarhuncu" lakabıyla bilinen bir paşa olmasına rağmen artık İstanbul'da bulunmayan çocukluğumun o efsunlu otu, tarhunu da satıyorlardı. Yaşlı bir kadından üç bağ alabildim.
Bir de leylaklar satıyorlar sokaklarda. Herkes evindeki ağaçtan kesip getirmiş buram buram kokan leylakları. Onları görünce Ankara'yı, mayıs aylarını ve bahçede açan leylakları anımsadım.
Gene anladım ki, insanın hayata yeniden başlaması olanaksızdır. Yemekte yanımda oturan ve modern Yunan edebiyatı profesörü olan kadınla harıl harıl, konuştuğumuz Kavafis'in Kent şiirinde "Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. /Bu şehir arkandan gelecektir. /Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın, /aynı mahallede kocayacaksın; /aynı evlerde kır düşecek saçlarına' (Cevat Çapan çevirisi) dediği kadar varmış, her ne kadar hep bu şiiri anmaktan sıkılıyorsam da... İnsan her yeni yeri belleğinin ve yüreğinin yüküyle dolaşıyor. (Kim der ki, Tiflis'te bir genç kadınla Elitis, Seferis, Ritsos ve Kavafis'ten konuşacağım. Ayrılırken bana söylediklerini ise, genç kadının, hoş bir anı olarak saklayacağım.) Küçük, mütevazı, iyi insanların yaşadığı, yemyeşil bir kent Tiflis. Ortasından geçen çayı var.
Ama belli ki, "küresel sermaye" oraya da girecek ve o kent de kişiliksiz bir kente dönüşecek, üç zamanın birinde. Oysa bugün her yerde 19. yüzyıl kültüründen izler görmek mümkün. Gidip şaşırtıcı Gürcü dansları izlediğimiz tiyatrosu geçmiş dönem birikiminin görkemli bir yapısıydı.
Bazı şehirler bugününe değil insanı geçmişine çağırır. Tiflis öyle. Ama bir daha o toprağa ayak basmanızın çok zor olduğunu bilirsiniz bazı kentlerden ayrılırken. Gene de sizde bir duygu yoğunluğu bırakır. Eski bir bellek tortusuyla gittim Tiflis'e, bende kalan ışıklar, renkler, iki nazar arasındaki görüntülerle döndüm.
"Son bakışta aşk" diyorum buna...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.