YAZARA MAİL GÖNDER New York'tan izlenim... AK Parti ve güvenlik konsepti

YAZARLAR

Bugün, "dış ekonomik, politik ve güvenlik" unsurlarının iç içe geçtiği bir yazı okuyacaksınız...
BM Genel Kurulu vesilesi ile geçtiğimiz ay sonunda New York'ta idik. 7'nci Türkiye Yatırım Konferansı, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun katılımıyla gerçekleşti. Üzerinde fazla durulmayan o toplantının çıkışında bir işadamı, Plaza Otel'in lobisinde karşılaştığı katılımcılara, "Nasıl geçti?" diye sordu. Tahmin edileceği gibi "Ortalama sayılabilecek bir cevap" aldı. Bunun üzerine tanınmış işadamı dedi ki...
"Küresel sistemde ve Türkiye'de işler iyi giderken, başarı öyküsünü satmak kolay. Marifet bugün Türkiye'deki fırsatları anlatmakta ve yatırımcıyı ikna etmekte. Örneğin, dolar bazında Türk borsası başta olmak üzere pek çok enstrümanın fiyatı ucuzladı. Türkiye hâlâ fırsatlar ülkesi."
Doğrusu da bu... Sürekli bardağın boş tarafına bakan, gelecek adına karamsar olan kaybeder!

***

İkinci husus, "AK Parti'nin siyasi performansı ve tek başına iktidar beklentisi." Malum, AK Parti oy oranları kadar "siyasal eğilimlere" de bakan ve sürekli nabız tutan bir parti. Son veriler ilginç. Ben özellikle ikisine dikkat çekmek istiyorum:
1- 2002'den bu yana yapılan seçimlerde seçmenin yüzde 70'i en az bir kez AK Parti'ye oy vermiş. AK Parti'yi siyasetin merkezinde tutan, umut haline getiren ve giderek erozyona uğrayan dinamik de burası.
2- 2002-2011 arasında AK Parti, seçmenlerin ezici çoğunluğunun ikinci tercihi olmuş. Yani, "Oy verdiğiniz parti olmasaydı, hangi partiyi tercih ederdiniz?" sorusuna "AK Parti" karşılığı verilmiş. Ancak 2015'ten itibaren AK Parti, 2. hatta 3. parti olma özelliğini yitirmiş. Yukarıdaki tablonun ilk bölümü AK Parti'nin siyasal sistem içindeki vazgeçilmezliğini, ikinci bölümü ise toplumsal gerilim ve kutuplaşmadan en çok zarar görenin AK Parti olduğunu göstermekte.
***

Üçüncü hususa, yani "güvenlik konseptine" gelince... Her alanda olduğu gibi güvenlik alanında da en önemli gereklilik "insan kalitesi ve deneyim."
MİT'le Emniyet arasındaki geleneksel çekişmenin en aza indiği dönem,13 yıllık AK Parti iktidarında yaşandı. Maalesef bu ilişki son terör eylemlerinden sonra yeniden sorunlu bir kulvara girdi. Olayın daha kritik tarafı ise emniyetin "istihbarat kapasitesi." Kökü 30 yılı aşan ilişkiler ağı gösteriyor ki Emniyet'in "İstihbarat, Terörle Mücadele, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ve Mali Şube" gibi beyni ve kalbi sayılabilecek hassas birimleri "tek tipleştirilmiş!" Paralel yapı dışında hiçbir polise bu birimlerde yer açılmamış, hasbelkader girenler ya yıldırılmış ya da pasifize edilmiş. Halihazırda kan değişimi yaşayan Emniyet İstihbarat'ın yüzde 60'ının "istihbarat kökenli olmayan" polislerden oluşması üzerinde hepimiz düşünmek zorundayız. Teknik istihbaratın hız ve yaygınlık kazanması karşısında "alan ve adam istihbaratının" eski önceliğini yitirmesi de başlı başına bir problem. Kalıplaşmış güvenlik prosedürlerinin ve terör örgütü formatının artık anlam ifade etmemesi ve tepeden tırnağa yenilenmesi zorunluluğu ise siyaseti aşan devlet meselesi.
Netice... Güvenliğin olmadığı yerde huzur, huzurun olmadığı yerde istikrar, istikrarın olmadığı yerde ekmek olmaz. Türkiye, "Ya istikrar ya istikrar" denilen günlerden geçiyor!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.