YAZARA MAİL GÖNDER Gezi'yle Lice'yi buluşturma tuzağı

YAZARLAR

Diyarbakır'daki bayrak indirme meselesinin hassasiyeti tartışılmaz. Daha önce 90'lı yıllarda Ankara ve Mersin'de de oldu ama bu kez olan çok daha farklı... Geçmişte olanları aratmayacak derin bir tuzağın ürünü ve sadece genç bir çocuğun sıradan bir eylemi değil. O çocuk deyim yerindeyse barışın canlı bombası olarak kurgulanıp oraya gönderilmiş...
Bugüne kadar çözüm sürecine kurulan en büyük tuzak bu...
Askeri yetkililerin, o direği gelene kadar neden önlemini alıp gerekeni yapmadığının elbette hesabı sorulmalı.
Ancak şu da unutulmamalı.
16 yaşındaki o çocuk o direkte vurulsaydı bugün Türkiye ateş topuna çevrilecekti.
Gezi'deki Berkin Elvan misali Kürtlerin Berkin'i olacak ve Gezi'yle Lice buluşacaktı.
Kurulmak istenen derin tuzak buydu.
Tutumları eleştirilebilinir ama askerlerin sağduyusu bu tuzağı önledi. Tarih bunu böyle yazacak.
Tersi olsa ve o çocuk orada vurulsaydı çok daha kanlı bir süreç başlayacaktı. Birileri bunu isteyebilir ama siz bir an için o kanlı fotoğrafı düşünün, nasıl bir felaketten kurtulduğumuz daha iyi anlaşılır. O gün orada, o çocuğun kalabalığın içinden fırlayıp direğe koşuşunu gören bir BDP'li şöyle diyor:
"Cenazeden dönen tepkili bir kalabalıkla nizamiyenin önüne geldiğimizde bu çocuk fırlayıp koştu. Bağırıp engel olmak istememize rağmen durduramadık ve inanılmaz bir çeviklikle o direğe tırmandı.
O an barış bitti diye düşündüm. Ama Allah'tan bir karşılık verilmedi. Türk bayrağını indirmesi elbette onur kırıcı bir şey ama bir tuzak olduğu da çok açık...
Bunu gördükleri ve bozdukları için ilk kez devletin ve askerlerin barışa gerçekten inandıklarını düşündüm."
Peki, böyle düşünen BDP'liler tuzağı kimin kurduğuna inanıyor?
Sorunun cevabı Kürt siyasi hareketi içinde saklı... Gezi'yle başlayan, 17-25 Aralık darbesiyle devam eden operasyonlara, Kürt siyasi hareketi mesafeli kalmıştı. Ama son dönemde o mesafe giderek daraldı ve Kandil'den farklı sesler yükselmeye başladı.
Kandil'in son açıklamasına bakın:
"Çözüm sürecinin sahteliği ortaya çıktı. Artık sözün bittiği noktaya gelindi.
Türkiye halklarına ve demokratik güçlere de AKP faşizmine karşı direnmekten başka çare ve yol kalmıyor..."
Bu siyasi dili tanıyoruz, hiç yabancımız değil; statükocu, laikçi-sol bir dil bu... Kürt bölgesinde Lice'den Çizre'ye oradan Diyarbakır'a uzanan son olaylarda Kandil'e hakim bu sol dilin etkisi görülüyor.
İlginçtir bu aktörlerin güçlenmesinde İran'ın da etkisi gözden kaçmıyor. Özellikle Cemil Bayık eksenli aktörler giderek öne çıkıyor.
Böylece belki de ilk kez "barış süreci" nedeniyle Kandil, ciddi biçimde yol ayrımında...
Bir yanda Cemil Bayık ve çevresi öte yanda Öcalan'a yakınlığıyla bilinen Murat Karayılan-Sabri Ok var.
BDP'li siyasetçi zor bir süreçten geçtiklerini belirterek şöyle diyor:
"Bugün Diyarbakır'da yerel yönetimlerde veya mahalle birimlerinde bile, KCK içindeki statükocu solcular öne çıkmış durumda. Bunlar da AKP'yle barış sürecini yürütmek istemiyor. Sorun buradan çıkıyor. Öcalan'ın varlığı ve Kürtlerin barışa sahip çıkmaları olmasaydı barış süreci çoktan biterdi."
Öcalan'ın bayrak açıklamasından sonra KCK veya Kandil'in değişen dili de bu gerçeği işaret ediyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.