YAZARA MAİL GÖNDER Titanik grubu Mykonos'ta

YAZARLAR

Dün başladığım Mykonos macerama devam... Nerede kalmıştık? Ben ve birinci halka kanka grubum Çeşme'den gemiye binmek sureti ile gecenin köründe Mykonos'a yanaştık.
Fakat şöyle bir sorunumuz var, kimse daha önce gemiyle seyahat etmemiş, tura katılmamış ve kimsenin olayın içeriğinden haberi yok. Her zamanki gibi gelişine olaylar zincirinin kurbanı olacağımız besbelli yani.
Yedi kısa bir uzun sirenle birlikte turuncu can yeleklerini takmayı beceremeyerek 'geminin başına bir şey gelirse ne halt edemeyeceğiz tatbikatı'na katılışımızın akabinde Esra, bize büyük bir moral vererek whatsapp'ta 'Titanik' grubunu açtı ve biz artık karadayız.

Sürvivor gemisi
Murat
tam bir Mykonos canavarı, yedi senedir her yaz iki kere geliyor. Dönüşünde de çoğunlukla soluğu hastanede alıyor. Öyle bir uykusuzluk, eğlenme, kendini kaybetme hali yani.
Bana bin bir yer sıralıyor "Seni şuraya da götüreceğim." Sporcu kişiliğimle nasıl korkuyorum belli değil, arkadaş değil tek kişilik felaket timi, resmen beni yakacak olmanın coşkusunu yaşıyor.
Dakika bir adadan büyüleniyorum. Gerçi o Survivor gemisinden Burgazada'ya bile insem büyülenirdim ya, neyse. Dört bir yanı Ege kokan, sade ama çok şık, güzeller güzeli Mykonos'u görünce başım dönüyor.
Klasik bir Türk turist edasıyla "Ah derme çatma, bir türlü dengeyi tutturamamış Alaçatı, ah suyu çıkmış inşaatlardan geçilmeyen Bodrum ah" diye söyleniyorum. Murat'ın kolumdan çekiştirmesiyle kendime gelip sabaha kadar o bar senin bu bar benim, ayaklarım şişene kadar geziyor, annesinden gizli gece çıkmış liseli gibi coşuyorum.
Adanın tek sorunu taksi. Sabahın beş buçuğunda taksi durağında bir saat sıra bekliyorsunuz. Tabii o arada ne olaylar, ne tanışmalar, ne kaynaşmalar. Altıda gemiye varıyoruz. Tam yatacağım, Murat; "Bana bak 10'da ayaktayız, sabah Nammos'a gideceğiz." 'Saçmalama' bakışım üstüne Murat devam ediyor; "Kızım asıl sen saçmalama, Mykonos'a gelip uyumayı düşünmüyorsun herhalde, çok işimiz var."
Sabah 10'da şaşkın ördek gibi dikilip iki bardak kahveyi gömdükten sonra meşhur Nammos Beach'e gidiyoruz.

Yüzmek yasak mı ne?

Nammos adanın en havalı yeri. Daha girişinde bizi karşılayan kız sinirlerimi bozmaya yetiyor. Ablanın altında tanga bikini (tankini miydi neydi) bir vücut, bir eda sormayın.
Bizi adeta bir kişilik yatak kıvamında olan kırmızı şemsiyelerin altına dizilmiş lacivert beyaz şezlonglarımıza götürüyor. Deniz şahane. Müzik nefis. Yok öyle bizim beachler gibi sabahın köründe bangır bangır değil. Cazlar, bossa novalar havalarda uçuşuyor.
Garsonların hepsi Emporio Armani bikiniler, mayolar ve şortlar içinde. Ve fakat yine sade, zarif, şık. "En iyisi yüzeyim" diyorum. Plajda n'apacaksın ki?
Denize gidip dalıyorum, kulaç atıyorum. Çıkıyorum ki Nammos halkı bana olimpiyatlara katılmışım gibi bakıyor. İnanmazsınız, Nammos'ta kimse yüzmüyor. Gözde aynalı gözlükler, kolda altın saatlerle bel hizasına kadar denizde yürüyüp, saçlarını atarak geri dönüyor ve çıkışa geçiyorlar.
Erkekler yakışıklılıkta tarih yazıyor. O kaslar, o kollar, o yüzler, o yanık tenler, Allah'ım aklımı kaçıracağım. Ve fakat yüzde doksanı gay, o kadar güzeller ki bakmadan duramıyorum. Saat 17.00 gibi meşhur Nammos eğlencesi başlıyor. Gerisi masaların üstünde danslar, birbirinden lezzetli yemekler, ille de toplu selfiler ve eğlence.
Tabii bizim makus talihimiz gemimiz yakamızda. Düzensizliğiyle, abartısıyla, olmamışlığıyla ve pahalılığıyla Alaçatı'ya Bodrum'a fena halde gıcık kaparak mecburen dönüyoruz. Devamı yarın GÜNAYDIN'da.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.