YAZARA MAİL GÖNDER Genel seçimler

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Evlilik mi, bekârlık mı? Çocuklu mu, çocuksuz mu? Metropol mü, köy mü? Sinema mı, dizi mi? Zamanlama mı, lokasyon mu? Çay mı, kahve mi? Aşk mı, sevgi mi? Seçin kolaysa...

METROPOL MÜ KASABA/KÖY MÜ?
Büyük şehrin karmaşası mı, pastoral bir kasaba/köy tahayyülü mü? Daimi adrenalin mi, taşra sıkıntısı mı? Bir o bir öbürü arasında tahterevallide ha bire inip çıkıyor galiba son yıllarda, metropolde sükuneti aramaktan yorulup hafta sonları bağ-bahçeye kaçan şehir sakini.

MERKEZİ SEMT Mİ BANLİYÖ MÜ?
Nişantaşı'nda mı oturmalı, Çekmeköy'de mi? Eski şehrin merkezi mi, ormanın içi mi? Kapıdan çıktığınızda sokak mı olsun, steril bir bahçe mi? Yürüyerek bir yerlere ulaşım imkân dahilinde mi olsun, imkânsız mı?

AVRUPA MI ANADOLU YAKASI MI?
Avrupa yakası iştir, eğlencedir, kültür sanattır, aktivitedir. Anadolu yakası evdir. Köprü geçmek, "Arabam olmadan asla" diyene, çalışma saatleri esnek olmayana, bazen beş dakikanın ne kadar kritik olduğunu kavrayamayana kabustur. Her iki yaka da alışık olmayan için 'karşı'dır.

APARTMAN DAİRESİ Mİ MÜSTAKİL Mİ?
Müstakil olmanın avantajı; müziği bangırdatır, kavga esnasında volume'unuzu dilediğiniz kadar açarsınız. Ama müstakil, izoledir de. Apartman görevlisinin, icabında bir limon istenecek karşı komşunun da verdiği güven tartışılmaz.

ÖZEL ARABA MI TOPLU TAŞIMA MI?
Araba eskiden bariz bir statü simgesiydi. Milyon avroluklar hâlâ öyle ama 30 yıl önce modeli değil, varlığı bile gıptalıktı. Şimdiyse trafiğiyle, park yeriyle başa bela. Milyon avroluklar köprüde çile çekerken, siz metrobüsle yanlarından vıjjjt! Sırf sinirlerini görmek için bile toplu taşıma kullanılabilir!

VAPUR MU MOTOR MU?
Kuşlara ikisinden de simit atılır. Instagram'a ikisinden de mal temin edilir. Ama vapur daha saatlere bağlı ve disiplinli, motor daha bir hergeledir. Vapur uzun sürer, motor kısadır. Vapurda amatör müzik keyfi/ zulmü vardır, motor sessizdir.

AŞK MI SEVGİ Mİ?
Delilik mi, akıllılık mı diye de sorabiliriz belki aynı soruyu. Şirazeden çıkma mı, kontrol mü? Yokuş aşağı mı, düz yol mu? Seçilebilen bir şey mi bu, yoksa başa gelen mi?

EVLİLİK Mİ BEKâRLIK MI?
Bazı kadın özgürlüğünü kaybediyor evlenerek, bazısı tam tersi evlenerek kazanıyor özgürlüğünü. Toplum ve eş dost nezdinde 'başarı'yı. Evlilik aşktan, seksten çok öte bir müessese; ailelerin de içine girdiği bir muhasebe. İttifak. Kiminin zorlaştırıyor rutinini, kiminin üstünden yük alıyor. Seçtiğiniz eşe bağlı olarak evlilik ya cennet ya cinnet.

DÜĞÜN MÜ İKİ ŞAHİTLİ SÜRPRİZ Mİ?
Türkiye'de düğün dernekten kaçış zordur. Para yoksa borç alınır, mürüvvet ille de görülür. Ama sonuç değişmez: Kimse memnun edilemez. İnsanlar yavaş yavaş akıllanıyor ama... Az insanla coşuluyor, bazen iki şahit yetiyor. Derin Mermerci'den Ece Sükan'a en trend belirleyici gelinlerin yalancısıyız.

ÇOCUKLU MU ÇOCUKSUZ MU?
Başbakan'a göre en az üç, okul taksiti ödeyene göre mümkünse yarım. Tekse kafa onunla bozuluyor, ikiyse hakadalet mefhumuyla tanışılıyor. Üç olunca üst baştan maliyeti optimuma çekiyor, birbirlerini oyalayıp yükü üstünüzden alabiliyorlar ama maaşı okullara gömmek üzere çalışılıyor.

TEK ÇOCUK MU ÇOK ÇOCUK MU?
Başbakan'a göre en az üç, okul taksiti ödeyene göre mümkünse yarım. Tekse kafa onunla bozuluyor, ikiyse hakadalet mefhumuyla tanışılıyor. Üç olunca üst baştan maliyeti optimuma çekiyor, birbirlerini oyalayıp yükü üstünüzden alabiliyorlar ama maaşı okullara gömmek üzere çalışılıyor.


KIZ MI OĞLAN MI?
Türkiye, tüm varlığıyla, erkek evlat istiyor! 'Paşam', 'Aslanım' diye seveceği bir soy yürüteci bekliyor. Ama istisnalar da var; arkadaşımız Olkan'ın eşi Bahar mesela, erkek bebek beklediğini öğrenince "Ama tokalar takacaktım!" diye az tepinmedi! Oğlanlar babalarla maça, kızlar annelerle alışverişe çıkar ama anne-oğul ve baba-kız aşkları da malum. Takvim hesaplayarak, şunu değil de bunu yiyerek seçtiği cinsi doğurmaya çalışanlar, uzman doktorların kapısında.

ÇAY MI KAHVE Mİ?
Çay biz bizedir, kahve misafirdir. Çay memurdur, kahve şeftir. Çay demlenince sohbet daha uzun sürer ama kahvenin de 40 yıl hatırı vardır. Çay kahvaltı esnasındadır, kahve yemek üstünedir. Çaya banılır, kahveye banılmaz.

TÜRKİYE'DE Mİ DOĞURMALI ABD'DE Mİ?
"Ben Türk'üm, Türkiye'de doğururum" diye milliyetçi efelenmelerin üstüne, çocuğunun zaten babadan İngiliz vatandaşı olacağı ortaya çıkanlar mı... Çocuk doğurmaya her defasında ABD'ye gidenler mi...

LOKASYON MU ZAMANLAMA MI?
Daha önce yazdım ama yakışır finale: House of Cards'da Frank Underwood "Location location, everything is location" der ve içinden bir türlü çıkamadığımız tartışmayı ateşler: Her şey lokasyon mu sahi? Yoksa her şey zamanlama mı?

FACEBOOK MU TWİTTER MI?
Facebook nicedir büyükannelerin mecrası. Gençler uzaklaştı, Twitter ise kapatılmasıyla gündemin ta kendisi.

KENAN MI KIVANÇ MI?
İkisi de iyi ahlaklı, vicdanlı, hazımlı adamlar. İyi oyuncular. Ve Allah'ın özene bezene yarattığı bedenler. Kenan İmirzalıoğlu, yüzü hiç de hokka olmayan bir erkek yakışıklısı. Esmerliğiyle bizden; gülüşüyle, şefkatiyle gönülçelen. Kıvanç Tatlıtuğ daha kusursuz; insandan ziyade heykele yakın zaten şu an. Gözünün mavisini iyice bağırtan filtreyle de Atatürk'ü oynatsınlar yakında, tek muhalif ses çıkmaz. #Sayfa#

AJDA PEKKAN MI SEZEN AKSU MU?
Ajda şekildir, Sezen içeriktir. Ajda yıllardır bu ülke kadınının Batılı yüzü, sonsuz gençliğin icat olunacağına dair umudu, fotojenik rol modelidir. Sezen Aksu bir his tercümanıdır. Hemen herkesin ilk aşk, ilk ayrılık hatırasıdır; içinizdeki fırtınaları en iyi o anlar, o anlatır. Ajda'nın siyasetle ilişkisi yüzeyseldir, Sezen'in sağduyusu yüksek, kelamı kıymetlidir.

DAİMİ GENÇLİK Mİ İYİ YAŞLANMAK MI?
Millet gençlik hevesiyle heba oluyor. Ama 60 yaşında çılgınca estetikli biri, sandığı gibi 30 değil, çılgınca estetikli bir 60'lık gibi duruyor. Yaşlanmanın bazı artıları da yok mu halbuki? Ölmeden önce görülecek 100 yer tipi listelerde birkaç basamak ilerleyebilmiş olmak mesela?

FİLMİ SİNEMADA MI SEYRETMELİ EVDE Mİ?
Film, sinema salonunda izlenir, güzel. O geniş perde, ses düzeni, efektler... Sinema salonları, koltuk konforuyla da çok ilerledi, o da güzel ama hangisi evdeki yalınayak yayılmanın, istediğin anda durdurmanın lüksünü alt edebilir? Korsandan izleyerek filmler daha vizyona girmeden herkese üstünlük taslayanlarla, hangi salon seyircisi baş edebilir?


SİNEMA MI DİZİ Mİ?
Eskiden dizi piyasasından para kazananlar bunu kendilerine yediremezdi. Artık diziler, yeni sinema. Bizde çuvallayan foslayana bu sezon ama yabancı diziler dörtnala. Oyunculuklar çok iyi, kurgular çok yaratıcı, ezberler dağıtılıyor, aksiyon hız kesmiyor. En parlak yönetmenler, yapımcılar artık o piyasada. Oyuncular da: Yılların Kevin Spacey'si House of Cards'da, bu yılın Oscar'lısı Matthew McConaughey True Detective'de. 45 dakikayı bu kadar yoğun yaşamaya alışan dizi takipçisi, sinemadan sıkılmaz mı?

PİKAPTAN MÜZİK Mİ İNTERNETTEN Mİ?
Evler çöplük oldu: Onca CD, artık kaset muamelesi görüyor. Evin müzik sistemi esaslı da olsa, kimse CD dinlemiyor. Plak ve pikabın hâlâ bir şıklığı var ama öbür tarafta dünyanın müziği internette kucağınızda. Spotify ile yarışılabilir mi?

KEDİ Mİ KÖPEK Mİ?
Bin yıllık tartışmadır; bu konudaki en iyi saptamalardan biri şöyle: Köpek der ki "Bu insanlar beni evlerine aldılar, yemek verdiler, sevgi gösterdiler; bu insanlar tanrı olmalı!" Kedi der ki "Bu insanlar beni evlerine aldılar, yemek verdiler, sevgi gösterdiler; ben tanrı olmalıyım!"

FENERBAHÇE Mİ GALATASARAY MI?
Hem Fenerbahçeli hem Galatasaraylı olunabilir mi? İstanbul Art News Magazine'in Mart sayısında İKSV Genel Müdürü Görgün Taner'le yapılmış bir futbol söyleşisi vardı. "İlkokul yıllarında abimle beraber Fenerbahçeliydik. Fenerbahçelilik biraz Kadıköylülükten biraz da babamdan kaynaklanıyordu" diye anlatıyor. Söyleşiyi yapan Alp Ulagay soruyor: "Çok sık rastlanmayan bir durum var. Fenerbahçe'yi bırakıp Galatasaraylı oluyorsunuz. Galatasaray'a transferiniz nasıl gerçekleşti?" Görgün Taner diyor ki "Galatasaraylı oluşum liseden sonra. ODTÜ sonrası İstanbul'un hep Avrupa yakasında yaşadım. Fenerbahçeli geçmişimi Ankara'da bırakıp Avrupa yakasına geçince mi Galatasaraylı oldum diye kendime sordum hep."

YAZ TATİLİ Mİ KIŞ TATİLİ Mİ?
Bodrum, Alaçatı mı, yoksa Uludağ, Kartalkaya mı? Kaş mı, Kars mı? Sarıgerme mi, Sarıkamış mı? Kızgın kumlar mı karda kızaklar mı? Yaz tatili ile kış tatilinin apayrı dinamikleri var. Yaz tatilini herkes sever ama kış tatilini de meraklısı tutkuyla sever.

YÜKSEK TOPUK MU DÜZ MÜ?
Düz ayakkabı rahattır, cool'dur ama yüksek topuk da kadını elbette ki daha dik, dişi, alımlı gösterir. Kadının yürüyüşü değişir. Ama tabii yürüyebiliyorsa. Bir de onların üstünde onca kahır, onca eza çekip, arkasından "Niye yapıyor bunu kendine, yazık" diye çekiştirilenler var. Ama topukla yürüyemeyen kadınlar, topukla yürümesin.

KIRMIZI ET Mİ BALIK MI?
Köfteden başka kırmızıya tahammülü olmayan zarif burjuva hanımlarımız artık kasap dükkânlarında kan peşinde! 10 yıl önce şık bir yemek için balık lokantası rezervasyonu yapılırken, şimdi hesaba servet bayılınacak Nusret'in bir de kapısında kuyrukta bekleniyor. Her işimiz bir tuhaf.

ONLİNE ALIŞVERİŞ Mİ ELLEYEREK Mİ?
Mağaza mağaza dolaşıp yorularak mı, ofiste 'Çok çalışıyorum' ayağına gün boyu internette gezinerek mi? İlle de elleyerek, tutarak, koklayarak mı? Sadece avantajları kovalayıp resmi büyüterek mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.