YAZARA MAİL GÖNDER Huysuz ve tatlı kadın

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Sokaklar boyunca uzanan tabelalardaki resimlerini görünce kendimi gülümsemekten alamadım. Nasıl gülümsemem? Karşımda, geçkin, yıpranmış (eskiden 'fersude' denirdi), ağır makyajına rağmen gözlerindeki kırgınlığı saklayamayan bir kadın-erkek Huysuz Virjin duruyordu.
Huysuz Virjin bir travesti. Kılık değiştiriyor.
Erkek olmasına karşın sahne hayatını, hayatının büyük bölümünü kadın olarak yaşıyor. Biz onu sahnede bir kadın olarak izliyoruz. Bütün şirretliği, hırçınlığı, yırtıcılığıyla, bir tür görmüş geçirmiş yaşlı, çapkın, işveli, edalı bir kadını oynuyor. Onu 'kendisi' olarak, yani Seyfi Dursunoğlu olarak da görüyoruz. O zaman ciddi, 'beyefendi' bir kişi olarak geliyor karşımıza. Zenneler, bizim kültürümüzde yeni değil. Ama zennelik, travestizmden hayli farklı. Büyük tiyatrocu Erol Günaydın, zenne rolü oynamayı severdi.
Bir televizyon programında işin inceliklerini anlatırken izledim kendisini. "Zenne," diyordu "kadınlaşmış erkek değildir." Zenneler erkek görüntülerini korur.
İzleyici, onların 'kadın kılığına girmiş erkek' olduğunu, işin bir taklit olduğunu anlar. Baştan sona kadınsılaşmak, erkek görüntüsünün izlerini silmek, zennelik değildir.
Huysuz Virjin bir zenne değil. Bir travesti o. Hayatımızı boydan boya etkilemiş bir başka travestimizle birlikte düşünmek gerekir kendisini, Zeki Müren'le. O da öyleydi. Bir erkekti, biyolojik olarak. Fakat hayatını bir travesti olarak geçirdi. Başlangıç yıllarında, sahnede olmadığı zaman, giyim kuşamı daha erkeksiydi. Fakat yaşı ilerledikçe 'sivil' anlarında, gene giyim kuşam olarak erkek giysilerini tercih ediyordu, ama bütün o makyajı, takıları, hali ve tavrıyla kadınsılığını vurguluyordu. Üstelik giysileri de kadınsılığa kaymıştı. En azından, artık ceket pantolon, kravat giymiyordu. O tunikler falan... Huysuz Virjin'in de Zeki Müren'in de bir gösterge olduğuna ve bu göstergenin toplumsal bilinç ve kültürle ilişkili olduğuna kuşku yok. Her iki isim de hayatlarını kadın olarak yaşayıp, bu gerçeği ve cinsel kimliklerini sakladı.

İSTEDİKLERİ GİBİ YAŞADILAR
Toplumun 'normal' anlayışının dışına çıkmak istemediler. Zeki Müren, mini etek giydi, sahneye çıktı, soranlara "Gladyatörler de giyiyordu," dedi.
Saçlarını yaptırdı, makyajından bir gün geri kalmadı, "Halkıma saygımdan," dedi. Benzeri bir tepki Huysuz Virjin bakımından da geçerli. O da bildiğinden şaşmıyor, yaptıklarının sahneyle sınırlı olduğunu vurguluyor.
Onlara söylenecek hiçbir şey yok.
Ama topluma ne demeli? Zeki Müren'e, hayatını bir travesti olarak yaşamış bu deha seviyesindeki yeteneğe 'Paşa' dedi. Sonra da neden paşa dendiğini açıkladı, müthiş bir zeka marifeti olarak. Apaçık biçimde müstehcen ve rencide edici olduğu için yazmıyorum, ama bilenler biliyor. Oyunun iki tarafındaki oyuncular da ne yaptıklarını biliyor. Ama Zeki Müren ve Huysuz Virjin biraz daha yönlendirici, çünkü daha bilinçli. O bilinç, bir manada 'toplumla oynama' anlamına geliyor, toplumu parmaklarında oynatmak...
Asıl mesele toplum elbette. Muhafazakar, hatta mutaassıp bu toplum, çoluk çocuğunu cinsel kimliğinden ötürü öldürecek kadar tutucu olduğunu söyleyen bu toplum, oyuna katılmakta beis görmedi. Parodi/oyun düzeyinde bakınca söyleyecek bir şey yok. Türkiye'nin gerçekten (realite) kopuk bir 'oyun/ parodi' toplumu olduğunu vurgulamışımdır.
İki taraf da bir tiyatro bünyesinde oynuyor, kendisini bir yalanın içinde kaybetmekten, saklamaktan kaçınmıyor. Hatta zevk alıyor. O nedenle şu 'bilmezden gelme'nin, şu kabullenmenin şaşırtıcı yanı yok. Kim Zeki Müren'in gerçek kimliğini bilmiyordu? Kim Huysuz Virjin'i tanımıyor? Herkes her şeyi bilinçli yaşıyor. Bütün bunlar, o karmaşık oyunun bir parçası. Bizans'tan beri devam eden kültürü, anlaşılan daha hayli zaman sürdüreceğiz!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.