Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İki hafta önce, yaşadığı tüm tecavüzlere rağmen dünyanın en güzel şehri olan İstanbul'umuzun düzeltilmesi gereken çirkinliklerini yazınca inanılmaz sayıda destek mektubu ve telefonu aldım. Demek ki İstanbullular'ın daha doğrusu İstanbul sevdalılarının da artık canına tak etmiş... Bu güzel yaz sonu günlerinde, Boğaziçi'ne has güzelliklerin şehri daha da mükemmel hale getirdiği bu eylül ayında İstanbul'da dolaşırken göze çarpan leşhanelerden, mezbeleliklerden bu şehri seven herkes rahatsız...

İki hafta önce, Üsküdar'da Boğaz kıyısını işgal eden SSK tesisi adındaki mezbelelikten sonra da Eminönü'nde çürümekte olan Büyük Valide Han'dan bahsettim. Üsküdar'daki leşhane yıkılıyor ve yerine güzel bir eser yapılacak inşallah... İstanbul'daki bu tür restore edilmesi ya da canlandırılması gereken yerleri elimden geldiğince burada yazacağım...

KÜÇÜK YENİ HAN
Büyük Valide Han'la başladık, o yoldan devam edelim. Hanın, Sağır Han denilen üçüncü avlusunun içinde tamamen harap olmuş bir Bizans Kilisesi var... Sağır Han'ın ilerisinden tekrar Mahmutpaşa Yokuşu'na dönün, tam karşınızda 18. yüzyıldan kalma, üstünde harikulade kuş evleri bulunan Küçük Yeni Han'ı göreceksiniz. Küçük Yeni Han da bakımsız ve harap halde. Hanın üstündeki cami de aynı şekilde...

BÜYÜK YENİ VE KÜRKÇÜ HAN
Aşağıya doğru yürümeye devam edip Çarkçılar Sokak'tan sağa dönün. Karşınıza 1764 yılında inşa edilmiş, tuğla ve taş kullanılarak yapılan Büyük Yeni Han çıkacak... Yolun tam karşısında da 15. yüzyıl yapımı, Fatih döneminden kalma Kürkçü Han... Bu iki hanın durumu da iç açıcı değil...

Geçen yazıda anlattığımız modelde restore etmek ve yeniden hayata kazandırmak şart...

TÜRBE NİÇİN KAPALI?
Öte yandan, bu hanların çok yakınında, meşhur Mahmudpaşa Yokuşu'na da ismini veren ve Fatih'in sadrazamlarından olan Mahmud Paşa'nın 1462'de yaptırdığı güzel bir cami var... İstanbullular'ın çoğunun farkında olmadığı Mahmud Paşa Camii İstanbul'un en eski camilerinden biri...

Devlet-i Ali'nin bir önceki başkenti Bursa'nın erken dönem Osmanlı sanatını ve maneviyatını yansıtan özel bir eser... Dervişler için özel odalar var iki taraflı...

Yeniden İstanbul'a dönelim... Bu camiye ismini veren Mahmud Paşa da muhteşem güzellikte mavi ve turkuaz İznik çinileriyle kaplanmış sekizgen bir türbenin içinde yatıyor... Türbeyi dışarıdan seyrettiğinizde gerçekten çok zarif bir yapı olduğunu görüyorsunuz ama türbe maalesef ziyarete kapalı, açıkçası iyi de bakılmıyor. Metruk halde çürümeye bırakılmış... Parmaklıkların arkasından bakabiliyorsunuz türbeye. Türbenin etrafında çok etkileyici bir hazire yani mezarlık var...

Bu konuda yetkili sanırım Diyanet İşleri Başkanlığı... Hangi kurum yetkiliyse İstanbul'un ilk camilerinden birinin şu anki halinin içler acısı olduğunu görmeli ve caminin ruhuna uygun hale getirilmesi için çabalamalı... Bu türbe ziyaret edilebilmeli. Kapalı olmamalı. Bu cami ve türbe daha bakımlı ve temiz olmalı... Turistlerin ziyaret ettiği meşhur ve popüler camilere çok iyi bakılıp diğer tarihi İstanbul camilerinin üvey evlat muamelesi görmesini İstanbul sevdalıları kabul edemez... Benim tanıdığım Kadir Topbaş ve Mehmet Görmez Hoca da bu durumu kabul etmezler...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER