YAZARA MAİL GÖNDER Karizmatik değil ama lezzetli: Kereviz

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Geçende ağzının tadına güvendiğim bir arkadaşım hayatında ağzına kereviz koymadığını söylediğinde onun adına içim burkuldu. Herhalde kış aylarının bu nefis kök sebzesinin ona alerji yaptığını, bu nedenle yiyemediğini sandım. Aklımdan, kereviz yememekle neler kaçırdığı geçti. Ama ardından "Bu kötü kokulu sebzenin yanına bile yaklaşmam" diye eklediğinde, arkadaşım gözümde prestij kaybederken, bu kez hakarete uğrayan kereviz adına üzüldüm. Açıkçası kereviz aşağılanmayı hak etmeyen bir sebze. Ne var ki Şili yerlilerine gelir getirsin diye Birleşmiş Milletler tarafından adına özel yıl ilan edilen kinoa kadar şanslı değil. Fas çöllerinde yetişen bol dikenli argan çalılarına tırmanıp meyvelerini mideye indiren keçilerin sindiremedikleri çekirdekleri dışkılarının arasından toplayan yerli halka büyük tanıtım desteği veren, arganı sosyetik yağ statüsüne yükselten nüfuzlu destekçileri de yok. Bol proteine ihtiyaç duyan Londra hamallarının toplandıkları hanlarda geliştirildiği için 'porterhouse' adı verilen, İngilizce bilmeyenlerin marifet sandıkları tepsi büyüklüğündeki biftek gibi tabakta şık da durmuyor. Kısacası, karizması pek parlak değil kerevizin.

TÜRKÜSÜ BİLE VAR
Kendine özgü hafif bir kokusu var. Avrupa'da eskiden beri çorbalara bol kereviz yaprağı konur. Çorbalar burcu burcu kereviz kokar, kimse de bundan yakınmaz. Bundan yarım yüzyılı aşkın süre önce, ben çocukken kereviz daha fazla kokardı. Bodrum kattaki dairede kereviz piştiğinde, çatı katındaki komşu oturduğu yerden nerede kereviz yendiğini anlardı. Aradan geçen zaman içinde insanoğlu göz yaşartmayan soğan, soyduğun zaman elini kokutmayan Çin sarımsağı, aromasız şeftali, yere attığında ezilmeden top gibi zıplayan domates üretebildiği gibi, pişerken ve piştikten sonra etrafa koku yaymayan kereviz yetiştirmeyi de başardı. Günümüz kerevizleri neredeyse patates gibi; kokmuyor, piştiğinde de içi pamuk gibi yumuşacık oluyor. Kereviz bir Akdeniz sebzesi. Daha doğrusu uzmanların çoğu böyle diyor. Ama İsveç, Britanya Adaları, Mısır, Cezayir Hindistan, Çin ve Yeni Zelanda da kerevizi sahipleniyor, kökeninin kendisinde olduğunu savunuyor. Genellikle insanlar sevdiklerine türkü yakarlar. Sinoplu yurttaşlarımız ise kereviz yemedikleri için duydukları gururu, Tin Tin Tinimini Hanım türküsünde "Bize Sinoplu derler, biz kereviz yemeyiz" diyerek dile getirmişler. Dahası türkünün bir başka dörtlüğünde "Bize Sinoplu derler, biz güzeli severiz" diyerek kerevizin çirkinliğine gönderme bile yapmışlar. Siz bakmayın şimdilerde kerevizin yıldızının pek de parlak olmadığına; ona daha antik çağda sebze ve baharat olarak çok değer verilmiş, Yunanlılar onu kutsal bitki saymışlar. Homer, Kalipso adlı perinin yaşadığı çayırlarda yetişen kerevizin, Odiseus'un en sevdiği bitki olduğunu yazmıştı. Eski Roma'da ise soyluların başlarına kereviz sap ve yapraklarından taç takmaları adettendi. Kereviz mineraller açısından zengin, kalori düzeyi düşük bir sebze. Halk arasında eskiden beri kanı temizlediğine, vücuttan su attığına ve canlandırıcı etkisi olduğuna inanılır. İçindeki bir takım maddeler mide ve sinirler üzerinde yatıştırıcı etki yapar. Kerevizin yaprakları da, sapları da, kökü de yenir. Bizde daha çok kökü yemeklerde kullanılır. Avrupalılar ise sapı ve yapraklarını tercih ederler. Bu yeşil kısımları daha da aromatiktir.

MÜFREDATTA TAT DERSLERİ OLSA...
Elbet günün birinde kerevizin yıldızı parlayacak. Biftek, patates kızartması gibi ithal yemek modalarından içleri kuruyanlar, kerevizin mis gibi zeytinyağlısından ve sadeyağlı, terbiyeli, sıcak servis edileninden medet umacaklar. Halka halka patates, havuç ve ayva dilimlerinin üst üste yerleştirildiği soğuk yenen dört renkli kereviz ise, eminim, ziyafet sofralarının baş tacı olacak. Amerikan beslenme modelinden hoşlanmayan Avrupalılar çocuklar ve gençlere okullarda tat dersleri veriyor, sebzelerin önemini onlara öğretiyor. Okullarımızda müfredata tat derslerinin girmesini beklemek fazla iyi niyetlilik olur. Bari sivil toplum örgütleri anne babalar için kurslar açsa, onlar da edindikleri bilgileri çocuklarına aktarsalar, çok daha sağlıklı beslenen kuşaklar yetişir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.