YAZARA MAİL GÖNDER Nazım Hikmet: Laik bir hayal kırıklığı

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Aydın olmak her zaman problemli bir durum. Organik olsan bir türlü, hegemonik olsan başka türlü...
Bizim İrlandalıları, ecnebi aydınları zaten biliyoruz. Herhangi bir Batı ülkesinin kolonyal vali şapkası kafalarında. Çizmelerinin kenarında bir at uzvundan örülmüş kırbaçlar!
Şaklattı mı kırbacı, biz türlü tonlardaki zenciler kaçacak yer arıyoruz kendimize. "Cahilsiiin!" diye bağırıyor asabi adamlar.
Suratlarında; bize aşağılık ölümlüler olduğumuzu hatırlatan o hazcı Olympos tanrısı sırıtışı...
"Haddini bil!" diye çenesini öne çıkarıyor. Snop, Dandy veya son yılların sorunlu kelimesiyle entel, turistik bir hadise kendileri.
Çay getiriyoruz, çayı beğenmiyor, buzlu şeyler ikram ediyoruz, bardağı kafamıza atıyor. Bir diktatör...
Öte yandan devlet de aydına hep şüpheyle, vesvese ile yaklaşıyor. Gelenek böyle...
Kurucu Cumhuriyet öyle kurulmuş. Tek parti diktatörlüğü, İttihatçı taassup sürekli bir aydın biçme makinesi olarak çalışmış.
Her medeniyet tasavvuru kendi evlatlarını yemiş yani. Mesela Laik Medeniyet, mesela Nazım Hikmet!
O vaktin Beyaz Türk'ü olarak doğan ve yoksulluğun soğuk yüzüyle tanışmadan büyümüş olan sosyalist ikon...
Nazım'ın dedesi Mehmed Naim Paşa Mersin, Diyarbakır, Halep, Selanik valiliği yapmış bir Mevlevi. Annesi Celile Hanım ressam. Ali Fuat Cebesoy'dan meşhur sosyalist Mehmet Ali Aybar'a kadar birçok seçkin sima akrabası.
Galatasaray'da, Nişantaşı'nda, Moda'da okumuş. O zamanların usulü adabınca subay edilmiş, sınıf tahkimatı yapılmış.
Vala Nurettin'in kelimeleriyle, Tasavvuf şiirleriyle başlamış ve işgal sırasında milliyetçi şiirlere, sonraki eserlerinde hissedilecek olan meydanlarda kitlelere doğru söylenecek şiirlere yönelmiş.
Çocuk çetelerine karışarak işgalci devletlerin bayraklarını yırtma olayından çıkmış, politik bir şair olmuş.
1921'de Anadolu ya geçmiş. İnebolu'da zamanın en sıkı sol hareketinden, Spartaküsler'den sosyalizm öğrenmiş. Ankara'daki günleri onu anti Kemalist yapmaya yetmiş. Mustafa Kemal'in tek adamlığı, Mustafa Suphi ve 15 arkadaşının Karadeniz'de öldürülmesi, hele maarif vekilinin genç şaire, milli şef için "methiye" ısmarlaması sinirini tepesine çıkartmış.
O, Mevlevi genetiğinin de etkisiyle, daima "göründüğü gibi olmaya" adanmış bir adam. Rusya'ya geçip komünist olan Nazım, ideal saydığı yolda ölümüne yürümüştü. Yürümüştü ama daha sonra "Suyu Arayan Adam"da arkadaşı Şevket Süreyya Aydemir'in dediği gibi, su bulunmuş fakat yol kaybedilmişti!
TKP üyeliği hep sıkıntılı olan Hikmet, Kemalci Cumhuriyet tarafından 11 kere yargılanmış, hapishaneler mekânı olmuş, hayatı polis takibinde geçmişti...
TKP ile arasının bozulması onu yolundan çevirmedi fakat! Diğer yandan Milli Şef'in düşmanlarını imha edene kadar halka nispi bir demokrasi sözü verip kendisini güvende hissettiği anda diktatoryayı ilan ettiğini de görmüştü.
Kemalistlere karşı mücadele etmek gericileri desteklemek manasına geleceği için; bu noktada durmak gerekiyordu fikrine göre lakin!
Ancak, Osmanlı'yı bitiren 1. Dünya Savaşının köklerinden savurduğu ozan bugünü önceleyen mühim sezgilere de sahipti.
Hür Adam gazetesinde yayınlanan "Keşkül ü Fukara tatlısı ve Halk Fırkası" başlıklı makalesinde şöyle yazar:
"Bu fırkanın ismiyle cismi arasında hiçbir münasebet yoktur. Bademle, Hindistan ceviziyle, şamfıstığıyla, sütle, şekerle yapılan Keşkül ü Fukara tatlısı ne kadar fakirin keşkülüne benziyorsa Halk Fırkası da işte o kadar halkın fırkasıdır..."
İktidarlı komünistler tarafında ötelenen, Rusya'ya kaçtığında yine polisçe izlenen, giriştiği her iyileştirici atılım tersyüz edilen, doğal olarak kullanışlı bir duruma düşürülen Nazım, herkesin bildiği Stalin cinayetleri Kruşçev tarafından resmi olarak açıklandığında büyük bir bunalıma girmiş, belki de aynadaki çehresini beğenmemişti.
O kadarı bilinmez ama bir şiirinde şöyle seslenir:
"Nereden gelip nereye gidiyoruz?
Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı."
Çağının fırtınalarında elinde dizelerinden başka bir şeyi kalmayan Nazım, baskıcı devlet kapitalizmi karşısında susmuş, bir yerde kendi fikriyatının hüsranda "sol abidesi" olaraktan cazip bir heykel gibi durmayı seçmiştir.
Aristokrat bir Müslüman olarak doğup, dünyadan vicdanı sızlayan bir serdengeçti kimliğiyle geçen Nazım Hikmet Ran, romantik bir idealist, büyük bir şairdir. Fakat sukut u hayale uğramış, hayal kırıklığında bir aydındır aynı zamanda!
Çünkü Türk aydınının makûs tarihi budur.
Çünkü her çağın insanına, kendi çağı zor gelir...

* Bu yazı, Ömer Lekesiz'in Şule Yayınları'ndan yeni çıkan Sanat ve... kitabındaki Nazım Hikmet makalesi üstüne bina edildi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.