YAZARA MAİL GÖNDER 30 Mart seçimlerinin anlamı

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

30 Mart seçimleri, seçmenin siyaset dışı müdahalelerin tümüne 'hayır' dediği bir seçim oldu. Seçmen kendi kaderi ile Erdoğan'ın kaderinin kesiştiğini tespit etti ve siyasal tercihini de buna göre biçimlendirdi

Kim oldukları konusunda kuşku olmayan merkezlerce kurgulanan, 30 Mart seçimlerini etkilemek için devreye konulan ve Erdoğan karşıtlarının kullanımına sunulan siyaset dışı argümanlara rağmen, AK Parti seçimin galibi. Kimileri, yüzde hesapları içinde kendine ve tarafı olduğu kirli kampanyaya çıkış yolu bulmaya çalışsa da, bu seçime de Erdoğan damgasını vurdu. Herkesin kendi pozisyonuna uygun veriler aradığı bu günlerde seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı kimi anlamları dile getirmekte yarar var.

Partiler arası oy geçişi ve bagajlardan kurtulma

30 Mart seçimlerinin ortaya çıkardığı en temel anlamlardan birisi; partiler arası oy geçişlerinin artması ve eski Türkiye'nin toplumsal yapıyı 'kontrol' etmek için üretmiş olduğu zihinsel şartlanmaların unutulmasıdır, yok sayılmasıdır.
Laiklik, irtica, Atatürk, cumhuriyet, rejim tehlikesi, Türklük, Kürtlük, kimlik, terör vb. gündemlerin devre dışı kalabileceği açıkça görüldü. Bir tür paravan ve günah keçisi olarak topluma dayatılan bu kavramların 'yok sayılabilir' olmasının fark edilmesine katkı sağlayan ise seçimi etkilemek için her türlü kirli malzemeyi kurgulayan ve devreye koyan çevrenin izlediği ahlak dışı politik tutumdur.
CHP, MHP ve diğer partiler arasındaki oy geçişleri, kemikleşmiş ideolojik alışkanlıklar ve ezberler, belki de ilk defa bu kadar net olarak bozuldu. Böylece eski Türkiye'nin kireçlenmiş unsurları paradigmatik bir dönüşüm için metazori bir harekete mecbur bırakıldı. Artık, CHP'li ve MHP'li ezberleri dağıldığı için farklı ve yeni gelişmelere daha açık bir siyasal yapı ortaya çıkabilecek. Bu dönüşüm üzerinden içe kapalı, korumacı ve statükocu zihinler, bundan sonra yeniliğe farklı bakabilecek bir zihne kavuşabilirler.
Farklı düşünsel sabiteleri olanların ise sabitelerini sorgulama imkanı bulabileceğini öngörmek mümkün.

Müdahaleye karşı çıkma ve Erdoğan'da bütünleşme

Türk siyaset tarihi incelendiğinde, hemen hemen tüm seçimlere farklı unsurların müdahale etmeye çalıştığı görülür. Halk her seferinde, kendi iradesini bloklamaya yönelik bu tutumları boşa çıkarsa da, müdahale heveslilerinin bundan vazgeçmedikleri açık. 30 Mart seçimleri de, seçmenin siyaset dışı müdahalelerin tümüne 'hayır' dediği bir seçim oldu. Seçmen açısından bakıldığında ortaya çıkan bu tutum yeni bir durum değil. Sorun, bu tür müdahalelere kanmayacağını defalarca ortaya koyan halkı, aynı yöntemlerle etkileyebileceğini düşünenlerin olması!
Seçmen, belirli merkezlerde üretilmiş kirli veriler ve kasetler üzerinden siyaseti dizayn etmek hevesindeki kesimlerin çabalarını, kendi iradesini engellemeye yönelik olduğunu ve buna izin vermeyeceğini ortaya koydu. Aslında ilan etmenin ötesinde bir adım atarak, kendi kaderi ile Erdoğan'ın kaderinin kesiştiğini tespit etti ve siyasal tercihini de buna göre biçimlendirdi.
Kimileri, halkın büyük bir kısmının kendi kaderi ile Erdoğan'ın kaderini kesiştirmesinin altında yatan nedenlerin, kazanımları kaybetme korkusu olduğunu vurgulayabilir. Ancak bunun doğru olmadığı açık. Kaderlerin kesişmesi konusundaki temel motivasyon, Erdoğan'ın Türkiye'nin, bölgenin ve siyasal coğrafyamızın sorunlarının çözümü konusundaki sembolik öneminin arttığını fark etmesi ve bu sembolik değere sahip çıkması olduğu açık. Toplumun geniş bir kesimi bu gerçek üzerinden siyasi pozisyonunu belirledi.

'Beyaz adam' hastalığı
Her seçim öncesinde ve sonrasında tekrarlanan, 'beyaz adam' hastalığı belki de ilk kez bu seçimde açık ve kirli yürütüldü. Seçim öncesinde 'beyaz adam' edasıyla yapılmış kimi değerlendirmelerin, halkın tercihini nasıl etkilediğine ilişkin sağlıklı bir veri yok. Ancak; "CV'siz insanlar kitlesi", "telefon ve internet kullanmayan yığınlar", "denizi yılda bir kez gören zavallılar", "twitir bilmeyenler", "talimatla bayrak kaldıranlar", "itaat edenler", "beslenemedikleri için boyu kısa olanlar", "göbeğini kaşıyanlar", "araçları olmadığı için toplu taşıma araçlarını kullanan yoksullar", "makarnaya, bulgura oyunu satanlar", "şişe suyuna ve simide yutkunarak bakanlar", "Trakya'ya kadar buğdayımızda çinko sıfır, çinko zekayı geliştirir ve algılamayı zenginleştirir" türü ifadeler ile halkı aşağılayanların hastalıklı bir ruh haline sahip oldukları açık. Bunun adı, 'beyaz adam' hastalığı! 'Beyaz adam' hastalığının temel özellikleri; ayrımcı, ötekileştirici, kin ve nefret kusan, saygısız ve tüm bunların toplamı olan 'faşizan' ruh haline sahip olmadır. Halk, her seçimde tekrarlanan bu hastalıklı ve saygısız ruh halini gayet iyi biliyor! Bunun bir hastalık hali olduğunu bildiği için de, ciddiye almıyor, ama 'acıyor'! Burada sorunlu olan, kimi siyasi partilerin de bu hastalıklı ruh halinden medet umması ve bunların analizlerine sığınmasıdır. Bu ise ilgili siyasi anlayışın sorunu, meselesi!
Bu arada; nerede doğup - nerede büyüdükleri, kökenleri, geçmişleri, eğitimleri ve hatta 'boylar'nın kaç cm olduğunu dahi bildiğimiz müptezellerin bu kervana katılması ise acınacak bir durum!
Bu tip zavallılar halkı küçük gördükçe, halk daha çok 'sandık tokadı' atar...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.