YAZARA MAİL GÖNDER Savaş isteyenler, savaşsınlar da görelim!..

YAZARLAR

"Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar" demiş eskiler.. Tam da o günleri yaşıyoruz işte..
Bu ülkede 30 yıldır analar ağlıyor.. Bu ülkede 30 yıldır, delikanlılık yaşına gelen oğulları, hatta kızları olan analar, korku, endişe ve umutsuzluk içinde yaşıyorlar..
Bu ülkede 30 yıldır, bilimsel adı "Düşük Yoğunluklu Çatışma" olan bir savaş sürüyor.. Binlerce gencin hayatına mal olan, binlerce anayı ağlatan savaş..
Bu savaşı, silah kullanarak bitiremedik.. Asker, yüzlerce şehit verdiği ve nerdeyse başarıya ulaşmış göründüğü günlerde açıklama yaptı..
"Bu sorun, silahla çözülmez ve bitmez.. Çözüm, sosyal ve siyasaldır!.."
Ne yaptık, o günden bu yana..
Açılımlar..
Birinci açılımı yüzümüze, gözümüze bulaştırdık. Çünkü, biz "Siyasal" lafından "Oy" anlıyoruz.. Her olay, nasıl oya dönüşür ona bakıyoruz..
Çözüm, bazılarının hoşuna gitmedi.. "Oy"u, çözümsüzlükte buldu..
Analar "Oy!.. Oy!.." diyorlardı.. Onlar da ayni çığlığı atıyorlardı, ama başka vurguyla..
"Oy!. Oy!.. İlle oy!.."
Şimdi ikinci açılım günleri yaşıyoruz..
Bu defa, çözüm yoluna girdik gibi.. Herkes biliyor ki, bu yol uzun.. Bu yol ince..
Böyle yollarda menzile ulaşmanın yolu susmak, zorunlu kalmadıkça konuşmamaktır. Konuşunca da kırıcı olmamak, umutsuzluk yaratacak laf etmemek şarttır.
Peki öyle mi oluyor?.
Hayır!..
Gene ortada bir "Oy" telaşı.. Şehitler, ölenler, ağlayan analar, gene bir seçim mücadelesinin piyonları.. Orda gençler onar, yüzer ölsünler, biz keseri nasıl kendimize yontarız, hesapları?..
Bu kadar acımasızlık, bu kadar insafsızlık olur mu?.
Başkalarının yaşamları üzerinden oy avına çıkılır mı?.
Bakın.. Şehit ailelerinin açıklamalarına bakın..
Bir oğlu dağda, öbür oğlu askerde olan anaların trajedilerine bakın ve anlayın artık..
Bu ülke insanı "Barış" istiyor.. Ne olursa olsun, barış!..
"Bu barış için ne lazımsa yapılmalı" diyor.. "Yapılsın" diyor.. "Yapın" diyor..
Barışı silahla sağlayamadık.. O zaman..
O zaman geriye tek yol kalıyor..
Diyalog!..
Bu diyalog başladı, işte..
Çözümü isteyen her türlü diyalogu desteklemeli.. Diyalog anlaşma ile bitmeli.. Anlaşma, bir tarafın koşullarını öbür tarafa kabul ettirmesiyle olmaz.. Ancak kesin askeri zafer kazanır, öbür tarafı bitirirsin. O zaman anlaşma şartlarını "Teslim olan"a dikte edersin. Ama savaş sürüyorsa, Barış karşılıklı ödünlerle sağlanır.. Bunun yolu da "Diyalog"dur.. Diyalogu başarı ile sürdürmenin tek yolu da görüşmecilerin işini güçleştirecek beyanlardan kaçınmaktır.. Kimseyi tahrik etmemek.. Kimseyi umutsuzluğa düşürmemek için, konuşmamak..
Bu basit kurala uyan var mı?.
Diyalogdan yana görünenlere bakın.. Daha ilk günden nasıl umut kırıyorlar..
Bir de, el kesesinden hovarda olanlar, el üzerinden gerdeğe girenler var.. Çözüm için hiç bir öneri getirmeden diyaloga karşı çıkan ve "Savaşa devam" çığlıkları atanlar..
Hiç itirazım yok.. Fikirdir.. Özgürce söylesinler..
Ama bir talebim var..
Bu savaş çığırtkanları gidip savaşsınlar, görelim ne derece samimi olduklarını..
Başkalarının, nedense hep başkalarının çocukları bayrağa sarılmış tabutlarla gömülürken, musalla taşında saf tutmak, erkeklik değil..
Savaş isteyen, gönüllü olsun.. Askerlik yasamız uygun.. Hatta, hepsinin bugün rütbeleri ve sefer görev emirleri var.. Baş vursunlar devlete.. Bir yasa geçirelim gerekirse Meclis'ten..
Savaşı, savaş isteyenler yapsın..
Görelim bakalım, kaçı bu çığlıkları atmaya devam edecek?..




Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.