YAZARA MAİL GÖNDER "Memleketi insanın içinden çıkaramazsın!."

YAZARLAR

Ekranın başında izlerken gözlerime yığılan yaşlara engel olamadım.. Yani adam nerden baksan çılgın..
Dünya, Amerikan vatandaşı olmak, olamadı, yeşil kart almak için çırpınırken, bu, 21 yıl beyler gibi yaşadığı, harika paralar kazandığı Los Angeles'i terketmiş, köyüne geri dönmüş.. Köyü Türkiye'de.. Diyarbakır'da.. Amed!..
Yahu İstanbul'a gelenler köylerine dönmüyorlar. "Hadi gel köyümüze geri dönelim" türkülerde hoş bir laftan ibaretken bu adam bunu niye yapmış.., Onu anlatırken ağladım işte..
"Bir memleketten çıkabilirsin Ama memleketi insanın içinden çıkaramazsın!.."
Yani lafın güzelliğine, içtenliğine, derinliğine bakar mısınız?.
Bu cennet ülkede sabahtan akşama birbirlerini yiyenler bakarlar mı?.
Los Angeles'i kazandığı dolarları bırakıp, sırtında sazıyla Amed'e dönen adam, Udi Yervant Bostancı..
Küskün ayrılmış memleketinden..
Küskünlük sebebi ayrı ağlatır.. Bir Müslüman kıza aşık olmuş.. Kızın ailesi kıyameti koparmış.. Müslüman, Ermeni aşkı olur mu?. Tehditler ölüme kadar varınca, önce İstanbul, sonra Los Angeles, 1992'de..
Orada hem düğün derneklerde çalmış, hem de bir stüdyo kurmuş. Keyfi beyde yok diyeceğim, değil. Keyfi yok çünkü..
Memleket hasretiyle keyif olur mu?.
"Ben de bu şehre küskün ayrılmışsam da sevdasını hep yüreğimde taşıdım. Hiçbir zaman anılarına ve sevdasına ihanet etmedim. Uzun yıllar yaşadığım Amerika'da bile sokaklarda ceketimi omzuma atarak bir Diyarbakırlı gibi yaşadım. Müzik stüdyomda Yılmaz Güney, Ahmed Arif, Şeyhmus Diken ve Amed surlarının fotoları vardı" diyor.
Tel Aviv'de Kudüs'te gittiğim bizden göçme Yahudilerin evlerinde, dükkanlarında da ayni şeyi görmüştüm. Türkiye fotoğrafları..
Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses posterleri..
Geçen gün Şalom'da okuyorum..
30 yıl önce ailesiyle Türkiye'den Hollanda'ya göçen Raul Firesko iki toplumu mukayese ederken "Biz Türkler" diye başlıyor sözlerine..
Dünya Yahudilerini buluşturan oyunlar 18-30 Temmuz'daki 19. Maccabiat Oyunlarına katılacak Türkiye ekibiyle yapılan konuşmayı okuyorum.. "30 bin seyirci önünde Türkiye'yi en şık temsil etmeye çalışıyoruz. Buradaki tek amacımız ülkemizi en güzel şekilde temsil etmek" diyorlar..
Memleket işte bu.. Biz hepimiz buyuz.. Bu memleketin çocukları..
Yervant'ın ailesini, 1915'de Kürt bir aile kurtarmış.
Yerleştikleri, yaşadıkları köy Kürt..
Amerika'da sahneye çıktığında, Ermeni türküleri yanında, Türkçe ve Kürtçe de söylediği için tehditler almış, "Sen Ermenisin, nasıl Kürtçe, Türkçe söylersin" diye..
Aldırmamış..
"Turneler, konserler ve başka şeyler. Ama tüm bunlar mutlu olmama yetmiyordu. Doğduğum yere özlemim hiçbir zaman dinmedi. 21 sene sonra hala doğduğum ve çocukluğumun kentine gitmenin hayali bile yüreğimin pır pır etmesine yetiyordu. Diyarbakır şivesiyle söyleyecek olursam 'Üregim pır pır edi.' Ne yaparsam yapayım bu sevdanın önüne geçemedim" diyor..
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir göçen Ermeni ve Süryanilere çağrı yapınca, artık dayanamamış, kalkmış gelmiş..
Bu ülkenin kıymetini anlamak için, ille gurbete mi düşmek gerek?.
Yervant'ı her televizyon davet etmeli.. Her kanalda anlatmalı Yervant Usta, "Memleket"ini, içinde yaşayıp görmeyen, kıymetini bilmeyen bizlere..
Hepimize..
Kemalettin Kamu'nun "Ben gurbette değilim/ Gurbet benim içimde" derken ne kast ettiğini belki o zaman anlarız!..
O zaman anlarız belki memleket kardeşliğinin ne olduğunu.. Bülent Ecevit'in dizeleri gelir aklımıza..
"Önce bir kahkaha çalınır kulağına sonra Dum şiveli Türkçeler o Boğaz'dan söz eder sen rakıyı hatırlarsın Yunanlıyla kardeş olduğunu sıla derdine düşünce anlarsın."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.