YAZARA MAİL GÖNDER Cennette iki gün..

YAZARLAR

İki gün kaldık topu topu, bir haftadır yazıyoruz nerdeyse.. Allahın bize "Anadolu" adıyla verdiği cennetin bir köşesinden, İzmir'den minik minik anılar bunlar.. Tüm İzmir'e kitaplar, Anadolu'ya ciltler gerek..
Pazar sabahı, cuma öğleden sonra başlayan tatilin sonu.. Aile, dostlar buluşup birlikte kahvaltı yapacağız. Sonra ver elini hava alanı..
Son kahvaltı tabii Alaçatı.. Alaçatı kahvaltısı deyince de, tabii Orta Kahve/Sailors..
Niye?.
Alaçatı'da her kahvaltı güzel aslında.. Peynirler, zeytinler enfes.. Hıyarlar, domatesler, 40 yıl evvelinin lezzetiyle ayni.. Tarladan geliyorlar.. Reçeller ev reçeli.. Yumurtalar köy yumurtası..
Beni Sailors'a bağlayan, bir defa yeri.. Adı üstünde Orta Kahve.. Ben su akar, ben bakarım takımından değilim.. Benim manzaram insanlardır.. İnsanlar önümden nehir gibi aksın.. En güzeli o.. En güzel insanlarla oturayım. En güzeli o.. En güzel insanlar servis yapsın.. En güzeli o..
Gülbeyaz karşıladı bizi gene..
Masamızı köşede ayırmış.. Çeşit çeşit peynirlerle, taze hıyar, domatesleri yemeğe doyum olmuyor.. Ama Alaçatı'nın acuru da ünlü. Çeşme Festivali dünya çapında vedetleri ağırlarken her yaz Çeşme'ye gelirdim. Mustafa Hocam, o zaman Jülyet'le evli. Ilıca'da evleri var.. Jülyet'le Alaçatı adlı, kimsenin yüzüne bakmadığı köye pazara giderdik, evin sebze meyvesini almaya.. Ben kiloyla acur alırdım..
Acur benim çocukluğum.. Kilis'te yazları tatile giderdim.. Bahçıvan bahçeden çuvalla acur ve pürçüklü getirir, havuşa yığardı..
Havuş ne mi?. Eski Anadolu evleri, Taksim Kışlası gibi, dört köşe bir o şeklinde inşa edilirdi. Ortası avlu.. O avlunun Kilisçesi, Havuş işte.. Kıble oda dediğimiz bir kenarı boydan boya kaplayan salon, dedemin odasıydı, ayni zamanda çalışma yeri.. Konuklarını orda ağırlardı. Ben de havuşta, bahçıvanın yığdığı iki çuvalın arasına oturur, patlayana kadar acur ve pürçüklü yerdim.. Pürçüklü de, havuç demek oluyor bu arada.. Acurun kuş parmağım kalınlığında ama bir karış boyunda olanı en lezzetlisi olurdu.. Hıtta Acur derlerdi o cinse.. Çengelköy Bademi gibi.. Langa hıyarı gibi olanlarla turşu yapılırdı..
Ünal, acur zevkimi bilir.. O harika hıyarları leblebi gibi yediğimi görünce Gülbeyaz'a "Acurunuz da var mı" dedi..
"Yok efendim" dedi, Gülbeyaz.. Dedi ama, beş dakika geçmedi, önümüze bir tabak, tam da anlattığım gibi hıtta acur konmaz mı?. Kıtır kıtır.. Çıtır çıtır.. İçine sinmemiş.. Koşmuş manava almış gelmiş..
İşte "Mekan değil, insan" deyişim bu..
Servis gerektiren işlerde en büyük yatırım insanlara yapılmalı.. Şunu bir öğrensek. Bastır parayı en iyi binayı bul, yap. Bastır parayı en ileri araçları al..
Ama orayı, vezir, ya da rezil yapacak unsur, insandır..
Üç kuruş tasarruf edeceğim diye insandan vaz geçenler, hayat boyu boş dükkanda otururlar.. (Biri bu yazıyı Ertekin'e okusun.. O resmini basmayan gazeteleri okumaz çünkü..)
Harika lezzet.. Harika sohbet.. Ağabeyim bir ara kayboldu.. Sonra elinde paketlerle döndü..
"Bu güzel günün hatırası olsun" diye, Alaçatı süsleri almış, hepimize..
Döner dönmez bahçeme astım!.. Müzik setine de Modern Folk'un türküsünü koydum..
"Sen ne güzel bulursun
Gezsen Anadolu'yu.
Dertlerden kurtulursun
Gezsen Anadolu'yu.
Billur ırmakları var
Buzdan kaynakları var.
Ne hoş toprakları var
Gezsen Anadolu'yu.
Orda bahar başkadır
Yazlar kışlar başkadır.
Ahh!.. Bu diyar başkadır
Gezsen Anadolu'yu."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.