YAZARA MAİL GÖNDER Haremde Beethoven'den halka Beethoven'e..

YAZARLAR

Sunay Akın, sahnede.. Arkasındaki perdede çok iyi tanıdığım bir tablo belirdi..
"Haremde Beethoven.." Ressamı Abdülmecid Efendi.. O zaman Osmanlı şehzadesi.. Sonra halife oldu.
Son halife..
Abdülmecid'in tablosu, sarayın salonu..
Salonda müzik yapan bir gurup var.
Bir keman, bir piyano ve bir çello.. Kemancı ve piyanist kadın. Çellist erkek.. Kadınların başı açık. Boyunları da.. Uzun elbiseler giymişler, kayık yakalı.. En başta Abdülmecid Efendi'nin kendisi oturuyor. Asker kılığı var üzerinde..
Çünkü Osmanlı İmparatorluğu savaşta..
Birinci Dünya Savaşı'nda..
Resimdeki ayrıntılar da önemli..
Bir Beethoven büstü var.. Resme adını veren.. Yerde bir kitap.. "Beethoven" in adı okunuyor kapağında..
Çalınan müzik de Beethoven muhtemelen.
Arkada bir heykel. At üzerinde bir padişah..
Abdülaziz.. Abdülmecid Efendi'nin babası. At üzerinde heykelini yaptıran ilk Osmanlı Padişahıdır Abdülaziz.
Tablo çok şey anlatıyor..
Resim, heykel, klasik batı müziği Osmanlı Sarayı'ndan beri var..
Yıllardan, yüz yıllardan beri var..
Donizetti'yi İstanbul'a çağırıp "Paşa" unvanı veren ve Müzika-i Hümayun'u kurduran Osmanlı değil mi, Fatih'in Bellini'yi çağırıp resmini yaptırmasının ardından?.

***
Şimdi bunu bir kenara not edip, İstiklal Savaşı'na gelelim..
Yunan'ın Ankara'ya ilerleyişi Sakarya nehrinde durdurulmuş.. Ama düşman bir büyük saldırıya hazırlanıyor. Ankara'da toplanan Meclis, bu çok önemli savaşta Ordu'ya Mustafa Kemal'in kumanda etmesine karar veriyor. Mustafa Kemal, dönüp dönmeyeceği belli olmayan cepheye giderken, son emrini yazılı olarak bırakıyor..
"Etnografya Müzesi hazırlıkları bitirilsin!."
İstanbul'da Padişah, Ankara'da Meclis var.
Anadolu'nun dört bir yanında da işgaller ve savaş. Ankara başkent değil. Ülkenin ne olacağı belli değil. Bir ana baba günü yaşanıyor ki, kimse "Yarın"dan emin değil.
Bu ortamda "Etnografya Müzesi" kurmaya karar vermiş Mustafa Kemal ve bir ölüm kalım savaşına giderken son emri "Bu müze kurulacak!."
Sakarya.. Ardından Dumlupınar.. Yunan denize dökülüyor.. Milli Mücadele kazanılıyor.. "Peki ne olacak?"
Soru şimdi bu..
Yıl 1922.. İstanbul'da sultan, Ankara'da Meclis var.. Peki ne olacak?. Cumhuriyet'in adı bile telaffuz edilmemiş. Meclis'te İstanbul'a ve Osmanlı'ya dönüşe hazırlanan mebuslar var, doğal olarak.. Payitahta dönüşü istiyor ve bekliyorlar..
İşte bu bir başka kargaşa ortamı içinde, ülkenin, hele Ankara'nın geleceği hiç belli değilken, Mustafa Kemal, Ankara'da bir okul açılması için emir veriyor.
Geleceğin Türkiyesi kafasında belirlenmiş.
Geleceğin Ankarası da..
Bu okul, onun simgesi..
Musiki Muallim Mektebi...
Etnografya Müzesi ve Musiki Mektebi..
Ortada savaş varken ve cumhuriyetin adı bile telaffuz edilmezken Mustafa Kemal'in kafasındaki yeni devletin temeli, Kültür ve Sanat çünkü..
Mustafa Kemal, devletlerin devamı, ulusların yücelmesinde, Kültür ve Sanat'ın önemini biliyor. Çünkü tarih biliyor. Çünkü sanat biliyor.
Çünkü kültürlü..
En karanlık, en karmaşık günlerde verdiği en önemli kararlara bakar mısınız?.
Opera, tiyatro, bale, konser, sergi yazılarım üzerine "Bugünlerde bunları mı yazıyorsun" diye mail atanlar!.. Sizler de bakar mısınız?.
Ve de şimdi Mustafa Kemal'in Cumhuriyetin ilk yılında, 1923'teki konuşmasına bakar mısınız?. "Bir milleti yaşatmak için birtakım temeller lazımdır ve biIirsiniz ki, bu temellerin en önemlilerinden biri sanattır. Bir millet sanattan ve sanatkârdan yoksunsa tam bir hayata sahip oIamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir koIu çolak, sakat ve hasta bir kimse gibidir.
Hatta kasdettiğim manayı bu söz de ifadeye yeterli değiIdir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarIarından biri kopmuş olur. Bir millet sanata önem vermedikçe büyük bir felakete mahkûmdur.
Birçok unsurIar o felaketin derecesini farketmez. Farkettiği gün de ne kadar müthiş bir etkinlikle çalışmak gerektiğini tahmin edemez."
Ve işte onun yaşam boyu söylediklerinden bir demet..
"Hayat müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat, insan hayatı ise müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten mevcut olamaz. Müzik hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir." "Yüksek bir insan toplumu olan Türk Milletinin tarihi bir özelliği de güzel sanatları sevmek ve onunla yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan gelen zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlar sevgisini ve milli birlik duygusunu devamlı olarak ve her türlü vasıta ve önlemlerle bağlayarak geliştirmek milli idealimizdir." "Güzel sanatların her dalı için, T.B.M.M.'nin göstereceği ilgi ve emek, milletin insani ve medeni hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir." "Hepiniz millet vekili olabilirsiniz, Bakan olabilirsiniz; hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız." "Güzel sanatlarda başarı; bütün inkılapların başarılı olduğunun en kesin delilidir. Bunda başarılı olmayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün başarılarına rağmen medeniyet alanında, yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima yoksun kalacaklardır."
"İnsanlar olgunlaşmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapmaz, millet ki, heykel yapmaz, millet ki, tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur."
"Türk milletinin tarihi bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
Bunun içindir ki, milletimizin güzel sanatlara sevgisini mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür."
***
1922'nin kargaşası içinde Musiki Muallim Mektebi ve müze açan Mustafa Kemal'in Kültür ve Sanat Devrimlerinin doruk noktası Devlet Tiyatrosu ve Operası oldu.
İlk operayı askeri ataşe olarak bulunduğu Sofya'da dinlemişti, Mustafa Kemal..
Tosca'yı ve onun ünlü aryası E Lucevan la stelle'ye aşık olmuştu.
Kaç kez yazdım bilirsiniz.
Ardından gelenler, Kültür Sanat Devrimini sürdürdüler..
Hitler zulmünden kaçan Carl Ebert, konservatuarı yüceltti. Devlet Opera ve Tiyatrosu'nu da.. Bu hafta başında kaybettiğimiz Altan Günbay, bu ülkeye operayı tanıtan ve sevdiren kuşaktandır. Kaç kez izlemiştim onu ve eşi Müveddet Günbay'ı Ankara'da..
Sonra İngiltere'de dünyaca ünlü Royal Bale'yi kuran Dame Ninette de Valois, Ankara'ya geldi. Türk Balesini kurdu. İlk öğrencilerinden Meriç Sümen, dünyanın bir numaralı bale kumpanyası Moskova Bolşoy'da, baş rolde dans etti.
Leyla Gencer, dünyayı fethetti, söylemeye gerek yok..
Peki bugünün gençleri?. Dünyaya adımızı gururla yayan yeni jön Türkler?.
Mezzo Asude Karayavuz, Avrupa'yı fethe devam ediyor. La Scala kadrosunda..
Burak Bilgili, Sao Paulo'da, Mozart'ın Requiem'de bas solistti, geçen aylarda.
Uluslararasu Nodar Gabuna müzik yarışmasında Antalya Devlet Operası sanatçısı Engin Suna birinci, Samsun Operası solisti Zerrin Karslı ikinci oldu.
Siemens Opera Yarışmasında birinci olan solistlerimiz Dilara Başar ve Hatice Zeliha Gökçek Karlsruhe Operası'nda baş rollere çıkıyorlar.
Brunschweig Operasında Orhan Yıldız, Selçuk Hakan, Mine Yücel harikalar yaratıyorlar.
Dresden Operasında Mert Süngü, Deutche Oper am Rhein'da Güneş Gürle için Alman medyasında çıkanlar kitap olur.
Berlin Komische Oper'de Tansel Akzeybek, Batı Yakası'nın Hikayesi'nde baş rolde.. Nisanda, Ali Baba ve Kırk Haramiler'de söyleyecek. Ezgi Kutlu ayni operada Carmen'e hazırlanıyor. Baş rol..
Burcu Uyar, Deutsche Oper'den ayrıldı.
Şimdi konuk solist olarak dünyayı dolaşıyor.
Şimdilerde Leipzig operasında Mozart'ın Sihirli Flüt'ünde Gece Kraliçesini seslendiriyor. Murat Karahan Letonya'yı, Lucia di Lammermoor ve La Boheme ile fethetti. Bahri Gürcan, Yunan balesinin konuğu olarak Chopin in Love'da dans etti.
Vurmalı çalgılar sanatçısı Tansu Karpınar, Çek Cumhuriyeti Filarmoni Orkestrasının konuğu oldu.
Hürkan Ayvazoğlu Yunan Operası'nın "Ege'de Suyun İki Yanı" konserinde konuk sanatçıydı.
Antalya Operası Sanatçısı Burcu Bükem, Roma'da düzenlenen müzik festivalinde söyledi..
Bu yazdıklarım, sadece benim bulabildiklerim inanın..
Ankara Devlet Konservatuarı ve Devlet Opera ve Balesi'nin dünyaya yaydığı "Türkün adını duyuran" sanatçılarımızı anlatmaya bu gazetenin tamamı yetmez..
Hiç birinden haberiniz yok. Çünkü bizim medyamız bunları yazmaz..
Ben niye bugün, hem de bu kadar uzun yazdım..
İki sebepten..
Yazıya "Haremde Beethoven" tablosunu anlatan Sunay Akın ile başlamıştım.
Sunay sözlerini şöyle bağladı, pazartesi gecesi, alkışlar arasında.. "Resim, heykel ve müzik başta güzel sanatlar ülkemize Cumhuriyetle gelmedi.
Onlar Osmanlı'dan beri vardı.."
Doğru.. Vardı.. Hatta ilk Osmanlı Opera Salonunu, Osmanlı Yıldız Sarayın'da kurdurmuştu.
Hala durur. Orada Saray erkanı ile Opera izlerdi.
Sunay "Cumhuriyet, Güzel Sanatları Saraydan çıkarmış, halkın arasına sokmuştur" dedi.
İşte asıl doğruydu..
Bunu söylemek için, bunu kimin niçin yaptığını söylemek, başarının Samsun'dan Antalya'ya, Mersin'den Van'a nasıl yayıldığının altını çizmek ve bugün bu ülkenin adını dünyaya en gururla duyuranların, başta Fazıl Say, Devlet Konservatuarı, Güzel Sanatlar Okulları ve Devlet Opera, Bale ve Tiyatrosundan yetişenler olduğunu belgeleri ile size sunmak için..
Peki neden?.
O da ikinci sebep!..
Bugün, 2014 yılında bu ülkede bir Kültür Bakanı, Devlet Opera ve Balesi'ni lağvetmek için yasa tasarısı hazırladı.
"Madde 13: Bu yasa yürürlüğe girdiği gün, Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi lağvedilecektir."
Düşünebiliyor musunuz?.
Aklınız alıyor, alabiliyor mu?.
Tabii eleştirilecek, düzeltilecek yanları var..
Hangi kurumun yok ki?.
Ama Devlet Operası'nı, Devlet Balesi'ni, Devlet Tiyatrosu'nu tümden yok etmek..
Hem de bunu bir Kültür Bakanı eliyle yapmak!..
Bugün başka yazı yazmayacağım..
İçimden gelmiyor..

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.