YAZARA MAİL GÖNDER Neco'yu kıskandığım gece..

YAZARLAR

"İnsanoğlunun yaratabileceği en güzel eser, ailedir" demiş.. Kim mi?. Eğer daha evvel söyleyen biri çıkmadıysa, ben..
Çarşamba gecesi Açık Hava sahnesinde Neco'yu, kızları Ayşe ile Zeynep'le izlerken, en küçük kızı ve oğlu, hemen yanımda, annelerinin kucağına uzanmış uyuyorlardı..
Baba Neco'nun mutluluğunu nasıl hissettim.. Ve de onu nasıl kıskandığımı.. Onun için bu enfes geceyi altı aydır hazırlayan Ayşe gibi bir kızı olduğu için özellikle..
Benim sevgili Ayşem, babasına bir "Ellinci Yıl" gecesi hazırlamak için kollarını sıvamıştı, BKM'nin herşeyi Necati Kardeşimle birlikte..
Nasıl harika bir iş çıkarmışlar..
Nasıl güzel, nasıl ama nasıl duygusal bir geceydi.. Bir ara ön sıradaki yerimden Neco'ya bağırdığımı hatırlıyorum..
"Yahu, buraya eğlenmek için geldik, hüngür şakır ağlamaktan bir hal olduk.."
Allahtan Sezen bir kere daha haklı..
"Ağlamak güzeldir / Süzülürken yaşlar gözünden/ Sakın utanma.."
Vallahi utanmadım..
Neco'nun büyük kızı Zeynep, babası ile birlikte söylemek için sahneye geliyor.. Elinde bir çiçek.. Arkadaki büyük ekrana görüntü yansıyor.. Gene ayni Açık Hava Sahnesi.. Gene Neco.. Gene Zeynep elinde bir çiçekle geliyor.. Ama o Zeynep beş yaşında falan..
Neco hüngür.. Zeyno hüngür.. Ben de hüngür tabii..
1980'li yıllar.. Gelişim'e gelmişim.. Neco en yakın dostlarımdan.. Ziyareti ihmal etmez.. İki kızını yanına alıp gelir, Levent'teki Gelişim binasına.. Her gelişi de olay olur.. Çünkü dünya tatlısı o iki minik kız, herkesin sevgilisi.. Başta Ercan (Arıklı), hemen Duygu (Asena) haberi alıp benim odama koşarlar.. Nur içinde yatsın ikisi de.. Gelişimciler sıraya girer, Ayşe ve Zeyno'yu kucaklamak için.. Onlar geçiyor gözümün önünden..
Bodrum'da Marina yeni açılmış.. Neco ordaki barda sahneye çıkıyor. Her gece gidiyorum.. İstanbul Gelişim'le müthiş müzik yapıyorlar.. Ama asıl güzel yanı, sonrası.. Neco, ailesiyle birlikte, Marina'nın hemen karşısındaki otelde kalıyor. Otelin önündeki kaldırıma sandalyeler attırıp oturuyor, sohbete dalıyoruz.. O güzel geceler geliyor aklıma..
Uzun yaşamışlığın güzel yanı bu.. Her şeyin hatırlattığı bir şey var..
"Babası dostumdu. Erken gitti aramızdan. O şimdi bize emanet" diye Kenan Doğulu'yu çağırıyor mesela sahneye..
Babası Yurdaer, Ankara İçel Sokak'tan benim mahalle arkadaşım.. Ben lise sondayım. O zaman kızların güneş battıktan sonra sokakta kalması mümkün değil. Ama yaz geceleri, gözlerinin, yani kapının önünde olmalarına izin var.. Var da , kapının önüne çıkmak için bir şey lazım.. O şey, Yurdaer'le Ruşen işte.. Yurdaer gitarını, şimdi Royal Flarmoni Londra Viyola Şefi, Ruşen Güneş kemanını alıp geliyorlar, Yılmaz ağabeylerin bahçesine.. Bir müzik başlıyor.. Mahalle pencerelerde.. Kızlar da aşağıda tabii..
Kenan'la Neco, bir Let it Be düeti yapıyorlar.. Harika..
O gece her şey harika zaten..
Üç dört kelime için sahneye gelip üç dört bin kelime konuşan Halit Ağabeyin (Kıvanç tabii) esprileri..
Neco'nun New York New York diye başlayıp, My Way'e kadar devam eden şarkıları..
Uzun zamandır dinlemedim. Nasıl özlemişim.. Emre Altuğ nasıl harika.. Hele Neco ile söyledikleri O Gemide Ben de Olsaydım ile, hepimizi oynatışları..
"Her Yaşın Ayrı Bir Güzelliği Var" diye çok anlamlı bir şarkı söyleyen Ajda..
Bir Tanju Okan şarkısı "Öyle Sarhoş Olsam ki"yi, Yalın gibi yorumlayan Yalın..
Neco ile kırgınlıklarını giderdikten sonra, koşup gelen Nükhet ve tabii ortalığı yıkan "Ben Gene Sana Vurgunum.."
..ve de Ayşe ile babasının birlikte, yepyeni bir düzenleme ile okudukları Hani!..
Gece yarısını geçiyordu, konser sonu kuliste 50. Yıl Pastası kesilirken..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.