YAZARA MAİL GÖNDER Fatih Terim'in ikilemleri..

YAZARLAR

Türkiye'nin yeni bir milli takıma ihtiyacı var.. Brezilya gibi.. Hem de kendi ülkelerindeki Dünya Kupasında, Almanlar'dan yedi gol yiyip, alay konusu olan Brezilya gibi..
Fatih Terim, bunun farkında değil mi?.
Türk Milli Takımının başına bunun için getirilmedi mi?.
Dünyanın hiç bir ülkesinde benzeri olmayan "Türkiye Futbol Direktörlüğü" gibi bir unvan, ona biraz da bu sebeple verilmedi mi?.
Ülkesinde bir futbol geleneği olan, her yıl, onlarca, yüzlerce değil, binlerce futbolcu yetiştiren, bütün dünyaya, kahve kadar futbolcu ihraç eden Brezilya'da "Yeni bir milli takım yapmak" kolay..
Bu ülkenin en büyük takımlarının, 5+3 kuralı içinde oynatmak zorunda oldukları 6 doğru dürüst Türk futbolcusu bulamayan, daha topu stop etmeyi beceremeyenlerin fiyatlarının bu aptal sistem içinde fiyatlarının 5 milyon eurolara çıktığı ülkemizde nasıl olacak bu "Yeni Takım" peki?.
İşte o sebepten Fatih Terim'e "Sadece Milli Takım seçme..
Türk Futbolunun yapısını da düzenle" anlamına "Türkiye Futbol Direktörü" unvanı verildi.
Ama bu unvan, şan olsun diye mi verildi, yoksa, yanında bunu yapacak yetkiler de getirildi mi?. Orası meçhul.. Çünkü Terim'in "Milli takımı seçmek" dışında pek etliye, sütlüye karıştığını gören, duyan olmadı.
Fatih Terim'in "Yabancı kısıtlaması"na ne kadar karşı olduğunu yakından bilenlerdeniz. Sistem istenenin tam tersi sonuç veriyor.
6 yerli oynatma zorunluluğu, bir karaborsa yaratıyor.
18 yaşındaki gençlerin fiyatları "Milyon"dan başlıyor.
20 yaşında Ferrarilere, Lamborghinilere sahip olan gencin motivasyonu da kalmıyor.
Türkiye Futbol Direktörü Terim bu ikilemi çözemedi.
Çözemeyince, Avrupa'da ayrı, içerde ayrı takımla oynama durumunda kalan lider, yani milli takıma asıl kaynak takımların futbol seviyesi hızla düştü.
Terim, seyir değeri nerdeyse sıfıra inen, ne statlarda, ne ekran başında seyirci bulamayan bir futboldan milli takım seçmek zorunda kaldı.
Seçebilir.. Tıpkı Breziya gibi, gelecek on yılın temeli olacak bir takım kurabilir.. Ama..
Ayni anda, Avrupa ve Dünya Kupası finallerinde oynamaya aç bir ülkenin takımının başında.. 2016 Avrupa Şampiyonası elemeleri hızla devam ediyor. 24 takımın katılacağı Avrupa finallerine katılamamak, artık ayıptan da ayıp..
Şimdi bir yandan yeni bir takım yaratacaksın..
Öte yandan, devam eden bir eleme turundan başarı ile çıkacaksın..
Yani "Geleceği yapmak" ile "Günü kurtarmak" ayni andaki işin..
Hadi yap bakalım!.
Brezilya'ya 4-0 yenilmek, tıpkı bir zamanlar İngiltere'ye 8-0 yenilmek gibi bir başlangıç.
Terim öyle söyledi maçtan sonra.. Doğrudur. İngiltere'ye 8-0 yenilmeyi göze almasak, eskisi gibi "Şerefli mağlubiyetler, onurlu beraberlikler" için oynamayı sürdürsek, Türk futbolu 2002 yılında Dünya Üçüncüsü olmazdı.
4-0 bir başlangıç olabilir..
Eğer üç gün sonra, 2016 yolunda çok ama çok kritik Kazakistan maçı olmasa..
Brezilya önünde, gelecek 10 yılın temeli olacak takımı ve futbolu mu başlattık, yoksa, mutlak kazanmamız gereken Kazak maçının taktiğini mi denedik?.
Terim'in ikilemi bu.. Ve sanırım bu ikilemi çözemedi.
İkisini de yapamadı..
Maça başlayan, hücuma dönük, çift forvetli takım, Kazak maçını içeriyorsa, taktik olarak, maçı bitiren 4-6-0 takımı neydi peki?.
Şu anda, geleceği değil, Kazak maçını düşünmek zorundayız.
Yapılacak eleştirilerin de, yarardan fazla zarar getireceğini, moralleri zaten bir yandan skor, bir yandan seyirci tavrı yüzünden bozuk futbolcuları daha da kötü durumlara taşıyacağı açık.
Bu yüzden, özellikle bireysel eleştirilere, derinlere girmenin zamanı değil.
Bu yüzden bir iki ana noktada özet şeyler söyleyeceğim.
Takımları maç için tünelde görünce, içim cız etti.
Neymar'ın sırtında, 1958 yılında Pele'nin giydiği forma vardı. 1958.. 2014..
Ben bildim bileli Brezilya ayni forma ile oynuyor.
Arjantin'in Patagonya yaylalarından, Afrika'nın savanlarına, Uzak Doğu'nun yağmur ormanlarına, herkes bu formayı biliyor ve tanıyor. Biz, her gelen federasyon, her gelen hoca ile forma değiştiriyoruz.
Ne güzeldi o, göğsünden bir şerit gibi bayrağımız geçen beyaz formamız.. Bir de onun, kırmızı ile beyazı yer değiştirmişi vardı, beyaz forma rakiple karıştığında giyilmek için..
Milli formayı, bir sembol, bir özlem, bir gurur, çocukluktan beri kurulan bir hayalin, rüyanın simgesi olmaktan çıkardık, mevsimlik, moda, çıkarılıp atılan bir tişörte çevirdik, farkında mısınız?.
İkincisi.. Fatih Hocam'ın tıpkı oyuncu gibi, saha seçerken de öne alması gereken bir kıstası olacak..
Açlık..
Futbolcu, milli formaya aç olacak.. Seyirci, milli formaya aç olacak!..
Seyrettiğimiz takımda milli takıma aç görüntüsü veren birinin "Hırs"ını hatırlıyor musunuz?.
İstanbul'da milli takım seyircisi biteli yıllar oldu.
Çarşamba gecesi, Fenerbahçe- Brezilya maçı vardı. Pazar günü Kazakistan'la Galatasaray oynayacak. Stada göre seyirci.. Bunların önünde milli maç oynanır mı?.
Seyirciden şikayet ediyor Fatih Hocam.. Haklı.. Ama bu bile bile lades değil mi?. Bu statları o seçmedi mi?. Seçerken başına geleceği bilmiyor muydu?. Bilmiyorsa, orda ne işi var?.
Adana'da oynasaydı mesela..
Memleketi Adana'da..
İstediği seyirci orda.. Kayseri'de..
Bursa'da.. Mersin'de.. Daha bir çok yerde.. Ama İstanbul'da değil.
İstanbul seyircisi kulübüne geliyor. Ona da kendi keyfi için geliyor. Kendi takımını bile, ancak iyi oynarsa destekliyor.
Kötü oynadı mı, tam desteğe ihtiyaç duyduğu anda ıslık ve yuh!.. İstanbul seyircisi önüne takım çıkarmak, aç aslanların önüne Hristiyanları atmak değil mi, hocam?. Bilmiyor muydun?.
Tekrar ediyorum, özele girmeden futbolculara da bir çift lafım var.
Brezilya önündeki en büyük hezimetimiz, 4 gol yememiz değildi. Adamlar "Yeter" demese, oyunu rölantiye almasa, 10 da yerdik.
Asıl hezimetimiz, Terim'in sahaya sürdüğü 17 futbolcu içinde "Sorumluluk" alan tek, ama tek futbolcu yoktu..
Bir tek ayağı milyonlar eden, dünya yıldızı Neymar'ın ne toplara kendini attığını, ne sert ikili mücadelelere sakatlanma pahasına girdiğini, Kazak maçı öncesi bizim futbolculara tekrar tekrar izletmeli Fatih Hocam.. İzletmeli ki, ya sorumluluk alsınlar, ya da çekip gitsinler milli takımdan.
Hatır için, zorla oynarmış gibi sahte koşular, sahtenin sahtesi ikili mücadele yapan "Bitse de sakatlanmadan gitsek" havasını başından itibaren veren adamlarla ne gün kurtulur, ne gelecek..
İsimleri ne olursa olsun, sorumluluk almayan futbolcuları, hatta Kazak maçına saatler bile kalmış olsa, temizlemeli Hoca..
Ya da onlara sorumluluk almayı öğretmeli..
Maç, maçı kazanmak isteyenlerle kazanılır.
Brezilya maçında kaç kişide sezdiniz, bu duyuyu?.

***

Sevgili Spor Müdürüm Murat Özbostan,
Sana da bir not.. Takım kadrolarını yazarken, yedekleri yazmama inadından vazgeç.
Yedekler seni ilgilendirmiyor olabilir, ama benim gibi, binlerce olduğunu tahmin ettiğim meraklıları var. Her maçtan sonra, beni başka gazeteleri karıştırma zorunda bırakma..
Yedek dediğin iki satır yahu.. Sayfalar dolusu sporunda 2 satıra yer mi yok?.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.