YAZARA MAİL GÖNDER İstanbul'un göbeğinde ölüm bekliyor!..

YAZARLAR

Hayır, abartı falan değil.. İstanbul, dünyanın sayılı metropollerinden, ülkenin gurur kenti İstanbul, sahipsizlik yüzünden dağ başına dönüştü. Kentin en kalabalık merkezlerinde, kırmızı ışıkta beklerken hayatınızı kaybedebilirsiniz.
"Bu kentin sahibi yok" diyordum, diyordum.. Aldıran olmadı.. Sonunda bu hale geldik..

***

Pazar akşam üzeri, evde kız kardeşimi, yeğenimi ve bir doktor arkadaşımı bekliyorum.
Birlikte Ülker Arena'daki Sarah Brightman konserine gideceğiz..
Beklerken NTV'de haberleri izliyorum..
Birden kanım dondu.. Şişli'de, hem de Şişli'de kırmızı ışıkta bekleyen bir otomobile iki genç bahşiş istemek için yaklaşıyorlar.
Arabayı kullanan camı kapıyor..
Bunun üzerine gençler, ellerindeki taş, daha doğrusu kaya parçası ile arabanın camına vuruyor, kapısını tekmeliyorlar..
Etrafta polis, molis yok.. Hani "İşçi Taksim'e çıkmasın" dendiği için, 1 Mayıs günü 35 bin polisi görevlendirip, milleti evine hapseden, yollar kesen vilayet ve emniyet, vatandaşı kaderi ile baş başa bırakmış. 35 bin değil, işini yapan 35 polis yok kentte..
Az sonra Serpil geldi. Ben de, CNN'e geçtim.. Orda da ayni haber.. Güvenlik kamerasından ayni görüntüler.
Serpil, yazları Tuzla'da oturur. "Hıncal ağbi, trafiğin tıkandığı her yer böyle.. Ama artık gemi iyice azıya almışlar" dedi.. "Aynen öyle" dedim.. "Eskiden hiç değilse, bir şey satmak, ya da gelin arabasından bahşiş koparmak için yol keserlerdi. Baktılar, karışan, görüşen yok, bu kent Teksas olmuş.. Bu hale geldiler.."
Az sonra Doktor arkadaşım girdi kapıdan.. Tir tir titriyor..
Dokunsan ağlayacak.. O kadar.. "Hayrola" dedim..
Az önce televizyon ekranlarında gördüğümüz olayı aynen yaşamış, bir kaç dakika önce, gene Şişli'de..
TV haberlerinde izlediğimiz görüntüler saatler öncesine ait. Ve o saatler boyunca İstanbul'da kimsenin kılı kıpırdamamış belli..
Çeteler, Şişli'yi bir "Dehşet İlçesi" haline getirmişler..
"Kırmızıda durdum.. İki çocuk yaklaştı, bahşiş istedi" diye anlattı doktor. "Çantamda bozuk yok. Camı kapadım, kırmızı bekliyorum. Birden ellerinde kocaman taş parçaları ile saldırdılar.. Biri ön cama, biri arka kaportanın üstüne vuruyor taşı..
100 metre ilerde polisleri görüyorum.
İndim arabadan.. Avazım çıktığı kadar 'Polis' diye bağırıyorum. Gelen giden yok.. Etraftaki arabalardan yardım eden de yok.. Arkamdakiler, beni sollayarak sıyrılmaya bakıyorlar. Tekrar bindim arabaya..
Sürebildim ve kurtuldum."
"Arabadan inmekle en büyük hatayı yapmışsın. Şu anda bir hastanede, ya da morgda olabilirdin" dedim.. "Onlar tinerci olsaydı gitmiştin.. Bir defasında Dolmabahçe kavşağında yolumuzu kestiler.
Koruma Mehmet fırladı. İki kişi, aniden 14 kişi oldu. Mehmet tabancasını çekti de sıyrılabildik" dedim.. "Böyle durumda, 'Ne olacaksa arabama olsun' diyecek, ama kapıları kilitleyip içerde oturacaksın!.."
Bu genç doktor, jinekolog. Yani günün 24 saatinde, bir doğuma yetişmek üzere yollarda, çok daha ıssız, çok daha karanlık yollarda olabilir.. Düşünebiliyor musunuz?.
***

"Düşünebiliyor musunuz" ya!..
İstanbul kentinden söz ediyorum..
Dağ başından değil.. Polislerin kaynadığı kavşağa 100 metre mesafede çeteler kurulmuş. Taşlarla, kayalarla kırmızıda bekleyen arabalara saldırıyorlar..
Televizyon haberlerine konu olacak kadar yaygınlaşıyorlar..
Peki bu kentin Valisi, bu kentin Emniyet Müdürü ne yapıyor?.
Güldürmeyin beni..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.