YAZARA MAİL GÖNDER Aklın ve cesaretin bedeli..

YAZARLAR

Üstat Radi Dikici, tarihi bir masal lezzetiyle anlatıyor.. Sizden gelen mailler nasıl ilgiyle okunduğunu ortaya koyuyor zaten..
Üstat geçen hafta Bizans'ı nerdeyse bitiren veba salgınını anlatmaya başlamıştı. Bu hafta öykünün sonu..

***

Sarayın başhekimi imparatoriçeyi imparatorun iki günlük ömrü kaldığı konusunda ikaz etmesine rağmen, Theodora onu dinlemedi bile. Çünkü bilmekteydi ki, kendi yaşamı da Jüstinyen'le birlikte bitecekti. Jüstinyen kendisinden sonra imparator olacak kişiyi işaret etmemişti. Seçimi ordu ve senato yapacaktı. Jüstinyen'den sonra kim imparator olursa olsun gelecek olan imparator ona yaşam hakkı tanımayacaktı.
Yerinden fırladı, doğruca Jüstinyen'in odasına koştu. Jüstinyen çığlıklar atarak yere düşmüş ter içinde yatmaktaydı. Hemen üstündekileri çıkararak onu çırılçıplak bıraktı. O anda boynunun etrafında kırmızı lekeleri gördü.. Bunlar "Vebanın Gül Halkaları"ydı.
"Çabuk bana temiz bezler ve bir kap içinde sıcak su getirin,"
diye emretti. Jüstinyen'in bütün vücudunu ıslak bezlerle temizledi. Onu temiz örtüler serilmiş yatağa yatırdılar. Akşama kadar odada ne varsa sökülüp atıldı. İmparatoriçe hepsinin yakılmasını emretti. Artık ortada sadece Jüstinyen'in yatağı vardı.
Dışarı çıkmadan önce kendisi için de yeni giyecekler istedi. Üstündekileri çıkarıp onları da yaktırdı. Temiz giysilerini giydikten sonra bitkin bir halde dışarı çıktığında başhekim onu beklemekteydi.
"Majeste," dedi, "Kusma vebanın ilk işaretidir. Eğer bunu ishal takip ederse imparatorumuzun kurtulma şansı yoktur. Ama yine de her ihtimale karşı alınması gereken tedbirleri size anlatmam gerekir. Eğer imparatorumuz yirmi dört saat içinde ishal olmazsa ümit doğar. O zaman yüksek ateş vücudu kavurmaya başlayacaktır. Mutlaka hastaya su içirerek su kaybının önlenmesi gerekmektedir..."
Sabaha kadar Jüstinyen'in yanında kalan Theodora hiç uyumadı. Ağzına damla damla su verdi. Sabaha karşı ise zorla bir bardak su içirdi. İmparatorda ishal alameti yoktu. Ancak kasıklarında şişler belirmeye başlamıştı. Endişelendi.
Aradan bir hafta geçmişti. Jüstinyen oldukça zayıflamıştı ama ölüme direniyordu. İlk olumlu işaretler olarak, kasıklarındaki şişlikler inmeye ve kırmızı veba halkaları solmaya başladı. Ertesi hafta başında ise sulu yiyeceklerle beslenebilir duruma geldi.
Bu süre içinde Theodora'da herhangi bir hastalık belirtisi görülmeyince, yavaş yavaş doktorlar da odaya girerek, hastaya bakmaya başladılar. İmparator bir deri bir kemik kalmıştı. Artık Theodora bile onu kolaylıkla kucaklayıp, yatakta çevirebilmekteydi.
Bu arada Theodora her sabah taht odasında toplantıya katılmakta, imparatorluk gücünü sonuna kadar kullanmakta, gerekli emirleri imzalamakta ve talimatları vermekteydi.
Hiç kimse de ona karşı çıkmak cesaretini gösteremiyordu. Onun devleti yönetmesi herkese normal gelmişti.
Dördüncü ayın sonunda veba salgınının hızı ve günlük ölüm sayısı düşmeye başladı. Yavaş yavaş şehir de hareketleniyordu. Yaz biterken salgın sona erdi.
Sonbahar geldiğinde Jüstinyen zaman zaman gözlerini açıyor ama son derece halsiz olduğu için tek kelime edemeden tekrar uykuya dalıyordu. Vebanın yarattığı nöbetler artık bitmişti, ağızdan etli gıdalar da verilmeye başlanmıştı.
Theodora, akşam yemeğini yedikten sonra üzerine rahat bir kıyafet giyerek Jüstinyen'in odasına gitti. Her akşam yaptığı gibi, duymadığını bildiği halde ona günlük olayları anlattı. Yorgundu, biraz dinlenmek için yavaşça başını yatağın kenarına koydu, uyumuştu. Ne kadar zaman geçtiğini bilemiyordu ama bir elin saçlarını okşamasıyla aniden irkilerek uyandı. Aklına ilk gelen, nedimelerden birinin onu uyandırmaya çalıştığı oldu...
Saçlarını sevgiyle okşayan Jüstinyen'di. Hemen ayağa kalktı. Mumu alıp Jüstinyen'in yüzüne yaklaştırırken, içinden bunun bir rüya olmamasını diledi. Hayır, bu bir rüya değildi; Jüstinyen'in gözleri açıktı. Çılgına döndü. Gözyaşları bir sel olup, aktı. Üzerine eğildi.
"Sevgilim!..."
Jüstinyen o kadar yorgundu ki, fısıltı halinde, yavaş yavaş ve tek tek, "Ben neredeyim Theodora?... Ne oldu bana?..." "Ama... ben... çok acıktım..." Theodora kapıya koştu, ağlamaklı bir sesle avaz avaz bağırdı. "İmparator acıkmış, ona çorba getirin, duydunuz mu?..."
Jüstinyen'e, "Yedi ay önce hastalandın sevgilim ve ilk defa kendine geliyorsun. Sonra sana her şeyi anlatırım, şimdi sen kendini yorma," dedi.
Tam üç hafta sonra Jüstinyen devlet işleri ile ilgilenmeye başladı. Üç ay sonra tümüyle iyileşti.
İmparatorun iyileştiği haberi bütün imparatorluğa hızla yayıldı ve her tarafta kutlamalar yapıldı. İmparatorun sağlığına kavuşması nedeniyle o pazar Ayasofya'da bizzat patriğin yönettiği ayine Theodora dahil ülkenin bütün yöneticileri katıldı.
Devlet arşivine giren kayıtlara göre, 500 bin olduğu tahmin edilen Konstantinople nüfusunun 230 bini veba salgınında yok olmuştu. Bütün imparatorlukta kaybın birkaç milyonu aştığı tahmin edilmekteydi.
Bu, o zamana kadar vebanın yaptığı en büyük tahribattı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.