YAZARA MAİL GÖNDER İmparator II. Theodosius!..

YAZARLAR

Üstat Radi Dikici, içinde yaşadığımız İstanbul surlarının roman gibi öyküsünü anlatmaya devam ederken, bir de not gönderdi.. Geçen hafta "5- 6 metre" diye yazmış. Bizim bilgisayar nedense tireyi düşürmüş. Olmuş mu 56 metre.. Aslında okurlar zaten doğruyu fark etmişlerdir ama, Üstat hassas.. İşte surlarımızın üçüncü yazısı..

***

Çalışmalara hiç ara verilmedi. Hazine bakanlığı sırasında Anthemius gerekli hazırlıkları yapmış ve bu iş için ayrılması gereken muazzam bir meblağı sürekli olarak yedekte tutmuştu. Biliyordu ki, yeterli para olmazsa ve çalışanların parası tam zamanında ödenmezse bu iş bitirilemezdi. Hatta belirli aralıklarla ödül olarak teşvik için para dağıtılması bile hesaplanmıştı.
412 yılı ortalarında surların altı kapısı tamamlanıp geçilmiş ve Lycus Irmağı'nın olduğu noktaya gelinmişti. Aksilik, yağan yağmurlar taşkına neden olduğu için bir duraklama olmuştu. Durum Anthemius'a haber verildiğinde koşup geldi. Anında müdahale etti. Lycus Irmağı'nın mecrasında küçük bir sapma yapılarak surların altından geçirilecek ve oradan da sular ırmağın mecrasına tekrar bağlanıp Theodosius Limanı'ndan denize akacaktı. Aynen öyle yapıldı.
413 yılının başlarında ise Blackhernae bölgesine varılmıştı. Önlerinde dokuz ayları vardı ama zorluk buradaydı. Çünkü tam orada kayalık bölüm bitiyor ve sarp bir yamaçla Haliç'e bağlanılıyordu. Görüldüğü kadarıyla oraya herhangi bir sur yapma şansı yoktu. Zaten ne kayalar, ne de sarp yamaç geçiş imkanı veriyordu.
O zaman surun, yamacın önüne kadar uzatılarak tamamlanması kararlaştırıldı. Hatta yamacın olduğu noktaya özel amaçlarla kullanmak için gizli küçük bir kapı (Kerkoporta) yapıldı.
Geri kalan sekiz ay boyunca 96 kulenin tahkimi tamamlandı. Altın Kapı dahil 13 güçlü kapının montajı bitirildi.
Altın Kapı özel olduğu için üzerine konulacak fil heykelleri yerine konuldu. Son ay çevre temizliği yapılarak, inşaat artıkları tahliye edildi. Tüm çalışanların paraları dağıtıldı. Özellikle ülkenin her tarafından gelip beş yıl süreyle geceli gündüzlü çalışan personel ülkelerine dönmeden Altın Kapı'nın karşısındaki boş alanda (daha sonra Campus Maltius adıyla askeri birlikler için barakalar yapılacaktı) 25 Ağustos 413 gecesi için imparatorluk çadırı kuruldu.
O akşam İmparator II. Theodosius, Anthemius ve devletin bütün üst yöneticileri oradaydılar. Özel mutfak kurulmuştu. Her tarafta kazanlar kaynadı. Sadece çalışanların katıldığı bu partide sabaha kadar yenildi, içildi, dans edildi. İmparator ve yöneticiler ilk defa onlarla birlikte yemek yediler.
Ertesi gün öğleye doğru surların etrafında büyük bir sessizlik hakimdi. Çünkü çalışanların neredeyse tamamı yaşadıkları yerlere dönmek için çoktan yola çıkmışlardı. Ama esas tören yılbaşı, yani 1 Eylül 414 Pazartesi günü, Aya İrini'deki ayinle başladı. (Ayasofya 404 yılında yanmıştı. İmparatoriçe Pulcheria (Sainte Pulcherie Lisesine adını veren Aziz İmparatoriçe) tarafından yaptırılan yenisi henüz bitmemişti.) Daha sonra imparator Altın Kapı'daki törenle surların açılışını yaptı. Öğleden sonra Hipodromda yarışlar yapılacak, nüfusu iki yüz bine yaklaşmış Konstantinople halkı, taşradan gelenlerle üç gün üç gece eğlenecekti. Bu kutlamalara katılmayan sadece dört kişi vardı.
İmparatorun ablaları. Onlar Büyük Saray'ın küçük kilisesinde günlerini dua ile geçirdiler. Özellikle büyük abla Pulcheria son derece mutaassıp bir kişiydi. Onun hayatında dine bağlılık dışında başka bir unsur yoktu. Sabahtan başlayan dua seansları aralıklarla akşama kadar devam ederdi.
Anthemius'un projesi araya su hendeği de koyarak üçlü bir yapıyı öngörüyordu. Ancak birinci ve ana surların yapımı hazineye pahalıya patlamıştı. Bu surlar, o günkü teknolojiye göre şehri korumaya yeterliydi. En az on yıl beklenerek hazine güçlendirilmeliydi. Ondan sonra hem kara surları tamamlanmalıydı ve hem de ileriyi düşünerek deniz tarafına da surlar yapılmalıydı.
Konstantinople'da olumlu hava her tarafa yansımıştı.
Ancak Prenses Pulcheria bir konuda çok rahatsızdı. Kardeşi imparatordu ama bütün yetkiler Anthemius'ta idi. O bugüne kadar hiçbir kusur işlememişti ama yarın başka şeyler düşünebilirdi. Başına taç koyarak devleti yönetmesi işten bile değildi.
(Prenses Pulcheria haklı mıydı, derseniz, cevabı haftaya..)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.