YAZARA MAİL GÖNDER 11 Eylül'ü kim yazacak?.

YAZARLAR

Kenan Evren'in hafta sonu ölümü, gündemi bir daha değiştirdi.
Gazeteler, televizyonlar 12 Eylül'e döndüler aniden.. 12 Eylül'e döndüler ve Kenan Evren'i lanetlediler..
O günleri, Ankara'da, hem de gazeteci olarak gün gün değil, dakika dakika yaşadım.
Bu yüzden 12 Eylül'ü çok ama çok iyi bilirim..
Anayasa oylamasında "Evet/ Hayır" oylarını atacağımız zarf şeffaf yapılmıştı. Kabinden elinizde bu zarfla çıkıp, sandığa yürürken, herkes oyunuzun rengini, yani "Evet" mi, "Hayır" mı olduğunu görüyordu. 12 Eylül, işkenceler, baskılar, insansızlıklar döneminin simgesiydi o şeffaf zarf..
"Hayır"ı koyup çıktım, Çankaya İlkokulu'ndaki kabinden ve sandığa zarfımı sallayarak yürüdüm.
Yapabildiğim tek protesto buydu..
12 Eylül'ü anlatanlar da çok, yazanlar da.. Türkiye tarihinin kara sayfalarından biridir.
Ama bu kapkara günler yüzünden 11 Eylül'ü unutmak da, tarihe ihanettir.
11 Eylül'den en az sorumlu insanlardan biriydi Kenan Evren..
"Hani, ülkeyi sağcılar ve solcular arasında bölerek darbeye zemin hazırlayanlar" diye anlatılır ya hep. Evren onlar arasında bile değildi. Olamazdı. Çünkü "Komutan" olması mümkün değildi.
Ege Ordusu Komutanlığı'ndan emekli olacak Evren'e yolu, düşüncesiz çekişmeler açmıştı. Başbakan Süleyman Demirel, Genelkurmay Başkanı olma sırasındaki Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun'u emekli edince, Genelkurmay Başkanlığı sırası yeni Kara Kuvvetleri Komutanı'na geçti. Peki ama kim olacaktı, yeni Kara Kuvvetleri Komutanı..
Cumhurbaşkanı Korutürk Adnan Ersöz'ü, Başbakan Demirel Fethi Esener'i istiyordu. Atama için ikisinin de imzası gerekiyordu.
Anlaşamadılar. Bu arada, her iki paşanın da görevlerinde bekleme süreleri sona erdi. İkisi de emekli oldular, yasa gereği..
Ve de önünde kendisinden kıdemli üç general olduğu için, Genelkurmay Başkanlığı'nı aklının ucundan geçirmeyen Evren, birden kendini zirvede buldu. Atama kararnamesinin altında da, yeni Başbakan Bülent Ecevit'in imzası vardı.
Yani, Genelkurmay Başkanlığı'nı aklından bile geçirmeyen Evren'in, ihtilale zemin hazırlayan tertipler içinde olması mümkün değildi.
11 Eylül'ün kitabını yazarlarsa bir gün, Türkiye'nin tarihinin en karanlık günlerine nasıl geldiğini de anlatacaklardır, bugünkü kuşaklara elbet..
Nasıl sokağa çıkamaz olduğumuzu, güneş batınca nasıl evlerimize kapandığımızı, gece kapımız çalınca, öbür taraftan gelecek mermi korkusundan nasıl kapıya bile yanaşamadığımızı anlatacaklardır.
Ülke, "Devrimciler ve Ülkücüler" diye ikiye bölünmüştü. Tüm sivil ve resmi örgütlere de sızmıştı, ülkücülük ve devrimcilik.
Ülkücülerin adı "Birlik" devrimcilerinki de "Dernek" ti. Polis bile "Pol- Bir" ve "Pol- Der" diye iki ayrı dernek kurmuştu..
Polis.. Anlayın..
Büyük kentlerin semtleri devrimciler ve ülkücüler arasında paylaşılmıştı. Birinin egemenlik bölgesine, ötekilerden biri girerse vay haline..
Ben en kısmetsiz olan takımdandım.
Karım Amerikalıydı. Devrimciler için büyük suç. Cumhuriyet gazetesi yazarıydım.
Ülkücüler için ilk hedef..
Her an saldırıya uğramak, her an ölüm tehlikesi içinde yaşamak nedir, iyi bilirim.
12 Eylül sabahı telefonla uyandım.. "Hıncal hayatımız kurtuldu" diyordu, telefondaki ses..
Kuzenimdi.. Ahmet Taner Kışlalı'ydı. CHP Milletvekili, bir yıl öncenin Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı.. 12 Eylül'ü böyle yorumluyordu o baskı, dehşet ve ölüm korkusu yıllarının ardından..
Kimdi, kimlerdi, o günleri hazırlayan, darbeye zemin döşeyenler?.
Bunu da sorgulayın ve 12 Eylül'e sövmekte yarış ederken, 11 Eylül'ü ve ülkeyi 11 Eylül'e getirenleri de bir an olsun, düşünün!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.