YAZARA MAİL GÖNDER Ne oldu nehrin kenarında oturan bu adama?

YAZARLAR

Şoka girdim! Çünkü ben nehrin kenarına oturmuş memlekette olup biteni öylece seyreden ve sonra da o seyrettikleri üzerine 'cool' analizler döşendiğini iddia eden Ertuğrul Özkök'ü davet etmiştim programıma.
Ama gele gele karşıma Yılmaz Özdil ve Can Ataklı karışımı bir adam geldi! Nasıl bir gerginlikti o Allah'ım! Nasıl bir asabilik! Güya istediğimi soracaktım... Aklıma gelen, kafamın takıldığı her soruyu! Ve o da güya açık yüreklilikle hepsine cevap verecekti! Olmadı tabii! Belki yüz tane soru vardı aklımda sormayı düşündüğüm ama izin vermedi bi çoğunu sormama Özkök. Öncesinde, "Konuşmak istiyorum o nedenle sor bana ne istiyorsan!" diyen o cool adam, daha ilk soruda şarladı üzerime; "Bi Dakka! Bi Dakka Sevilayyyy!!! Sen bana bu soruyu böyle soramazsın!!! Dövmeye mi çağırdın sen beni burayaaa!!!" falan diyerek! Belki başka bi hesabı daha vardı. Beni dellendirip ekranda hırçınlaşmamı sağlamaya çalışmış da olabilir ama o olmadı! Olamazdı da. Sadece Özkök için değil, gelen bütün konuklarla tartışmak, kavga etmek yakışık almaz zaten programımdaki pozisyonum gereği. Çünkü ben bu programda yorumcu ya da tartışmacı taraf değilim. Ev sahibiyim ve yaptığım iş de soru sormaktan öte değil. Ama tabii bi konuda hatalıyım! Özkök'ün, 'Savunmada en iyi strateji saldırıya geçmektir' taktiğini uygulayabileceğini de hesaba katmalıydım! Gerçi katsaydım ne olacaktı? Farklı mı olacaktı? Hiç sanmıyorum çünkü sonuçta karşımdaki adam o, bu, şu falan değildi. Türkiye'nin en karanlık döneminde medyanın en güçlü figürü olmayı başarmış, 20 yıl gibi bir zaman Hürriyet'in tepesinde yöneticilik yapmış ve korkunç bir kıvrak zekâya sahip olan bir adamdı!
Neyse ama... Kendisini bana soru sordurtmamak üzerine konumlandıran Özkök'e rağmen epeyce malzeme çıkarttığımı düşünüyorum. Bir kere kamuoyu Özkök'ün nehir kenarında oturmayan, öyle yazdığı çizdiği gibi cool bi adam falan olmadığını gördü. Sinirleri çok bozuktu ve sanırım bundan dolayı da tutarsız açıklamalar yapıyordu. Düşünün. "Sürece destek vermemek vicdansızlıktır!" diyordu. Sonra da; "Memleket barış halayı çekiyormuş! Kardeşim ben bu halaya katılmak istemiyorum!" diyordu. "Ne mutlu Türk'üm diyene yazısının kaldırılması kesinlikle doğru!" diyordu. 'O halde neden Hürriyet'in logosundaki Türkiye Türklerindir' sloganı çıkartılmıyor diye sorunca; "Ama o anayasal bi durum! Anayasada öyle yazıyor!" türünden abuk bir savunma getiriyordu.
Anlayacağınız enteresan bir programdı. www.ahaber.com.tr'den izlemenizi tavsiye ederim. Bu arada izninizle Özkök'ü yayına aldım diye kendilerini paralayanlara, benim gazetecilik kalibremi tartışmaya kalkanlara iki çift laf etmek istiyorum; Benim Özkök'le kavgam sizinki gibi kişisel değil! Ben gazeteciyim onunla kavgamda gazetecilik kavgasıdır! Emin olun gazeteciliğinin ne kadar berbat olduğunu yazabildiğim gibi bu köşede, yüzüne söyleyebilecek kadar da yürekli bi insanım. Ancak beğenmediğim halde o gazeteciyi karşıma alıp soru sorabilecek kadar da medeni! Lütfen kişisel hesaplarını köşelerinden, ekranlarından görmeye alışık olan sizler beni kendinizle karıştırmayın. Ve lütfen artık kuyruk kuyruğa verdiğiniz o cins cins adamlarla birlikte şahsımı karalamaya dönük tezviratlar yapmaktan da vazgeçin!

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.